AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
 
Reply to this topicStart new topic
> İngilizlerin İslam Düşmanlığı
F a T i H
mesaj Sep 5 2009, 16:19
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



[indent]
Ikinci Kısm
INGILIZLERIN ISLÂM DÜSMANLIGI

Ingiliz câsûsunun, birinci kısmda bildirilmis olan i’tirâflarını okuyanlar, Ingilizlerin dünyâ müslimânları için neler düsündükleri hakkında, ma’lûmât sâhibi olurlar. Asagıda, Ingiliz Müstemlekeler nâzırlıgının [sömürgeler bakanlıgının], câsûslara verdigi emrlerin dünyâ müslimânları üzerinde nasıl tatbîk edildigini ve misyonerlerin fe’âliyyetlerini kısaca bildirecegiz. Ingilizler, magrûr ve kibrlidir. Onlar, kendi sahslarını ve vatanlarını ne kadar hurmete lâyık görürse, diger insanları ve memleketleri de, o derece asagı görürler. Ingilizlere göre insanlar üç kısma ayrılır: Birincisi, Ingilizler olup, ALLAHın insân olarak yaratdıgı en mükemmel mahlûkun, kendileri oldugunu söylerler. Ikincisi, beyâz renkli Avrupalı ve Amerikalılardır. Bunların da, hurmete lâyık olabileceklerini kabûl ediyorlar. Üçüncü kısm ise, birinci ve ikinci kısmın hâricinde kalan insânlardır. Bunlar, insân ile hayvan arasında bir mahlûkdur. Bunlar, hurmete lâyık olmadıkları gibi, hürriyyet, istiklâl ve vatan bunlar için degildir. Bunlar, bilhâssa Ingilizler tarafından idâre edilmek için yaratılmıslardır. Ingilizler, bu gözle bakdıkları müstemlekelerdeki yerli ehâli ile birlikde yasamazlar. Müstemlekelerinin her yerinde, Ingilizlere mahsûs kulüpler, gazinolar, lokantalar, hamamlar, hattâ magazalar vardır. Yerli ehâli buralara giremez. 20. nci asr baslarında Hindistâna yapmıs oldugu seferleri ile meshûr, Fransız muharrir Marcelle Perneau (Hindistân seyâhatı notları)nda diyor ki: (Avrupada söhret bulmus, hattâ ba’zı üniversitelerce – 78 – kendisine profesörlük ünvânı verilmis olan bir Hind âlimine, Hindistândaki bir Ingiliz kulübünde bulusmak üzere söz vermisdim. Hindli gelmis, fekat Ingilizler, söhretini bile hiçe sayarak onu içeri bırakmamıslar. Bundan haberdâr olunca, ısrârım üzerine Hindli ile kulübde görüsebildim.) Ingilizler, kendilerinden olmıyanlara hayvanlara bile lâyık olmayan muâmeleler yapmıslardır. En büyük müstemlekeleri olup, senelerce vahsîce, sadistce zulm etdikleri Hindistânın Amritsar sehrinde [m. 1919] bir gün âyin sebebi ile toplanan hindûlar, bisikleti ile gezen bir Ingiliz kadın misyonerine hurmet etmezler. Misyoner, Ingiliz general Dyere sikâyetde bulunur. General derhâl askerlerine emr vererek, ma’bedde âyinle mesgûl halkın üzerine ates açdırır ve on dakîkada yediyüz kisi ölür. Binden ziyâde kisi de yaralanarak yerlere serilir. General bununla da iktifâ etmiyerek, ehâliyi üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür. Mes’ele Londraya sikâyet edilir. Hükûmet tahkîkât yapılmasını emr eder. Tahkîkât için Hindistâna gelen müfettis, generale müdâfe’asız halka ates açdırmasının sebebini sorunca, general, (Buranın kumandanı benim. Buradaki askerî bir icrâ’atı ben takdîr ederim. Öyle lüzûm gördüm ve emr etdim.) cevâbını verince, müfettis, (Pekâlâ, ehâlinin yüz üstü sürünmesini emr etmenizin sebebi nedir?) diye sorar. General, (Hindlilerden bir kısmı tanrıları karsısında yüz üstü sürünüyorlar. Bunlara, bir Ingiliz kadının bir Hindû tanrısı kadar mukaddes oldugunu ve onun karsısında da hakâret degil, sürünmeleri îcâb etdigini anlatmak istedim) der. Müfettis, halkın, alıs veris için dısarı çıkmak mecbûriyyetinde oldugunu söyleyince, general, (Bunlar insan olsalardı, sokakda yüzüstü sürünmezlerdi. Çünki, bunların evleri birbirine bitisik ve damları düzdür. Damlar üzerinde insan gibi yürürlerdi) cevâbını verir. Generalin bu sözleri Ingiliz basınında nesr edilince, general – 79 – kahraman i’lân edilir. [Dyer, Reginald Edward Harry 1281 [m. 1864] de dogdu, 1346 [m. 1927] de Ingilterede öldü. Dünyâ târîhine (13 Nisan 1919 da Amritsar sehrinde Ingiliz zulmüne karsı meydâna gelen olayları, sehri kan gölüne çevirerek basdıran meshûr Ingiliz general) diye geçdi. Hindistânın her yerinde Ingilizler aleyhine büyük gösteriler yapılması üzerine vazîfeden alınarak, emekliye sevk edildi. Fekat, Ingiliz Lordlar kamarası Dyerin yapdıklarını medh-u senâ ile karsılayarak, ona yardım yapılmasını kararlasdırdı. Ingiliz lordlarının, kontlarının diger milletlere nasıl bir gözle bakdıkları burada da açıkca görülmekdedir.] Ingilizlerin, halkı beyâz renkli ve aslen Avrupalı olan müstemlekelerini idâre sekli ile, halkı beyâz renkli olmıyan ve yerli ehâlînin bulundugu müstemlekelerini idâre sekli birbirinden farklıdır. Birincileri, imtiyazlı, hattâ kısmî muhtâriyete sâhibdirler. Ikincileri ise, zulm altında inlemekdedirler. (Dominyon) ismini verdikleri birinci kısm müstemlekeler, iç islerinde muhtâr, dıs islerinde ise Ingiltereye baglıdırlar. Bu müstemlekelere misâl olarak, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda... v.s. gösterilebilir. Müstemleke isleri iki nezârete tevdî edilmisdir. Bunlar, Müstemlekeler nezâreti ve Hindistân nezâretidir. Müstemlekeler nezâretinin basında, (Secretary of state for the Colonial department) (Ingiliz müstemlekeler nâzırı) ünvânını tasıyan kimse bulunur. Bu nâzırın iki müstesarı ve dört muâvini vardır. Müstesarın biri avam kamarasından olur. Diger müstesar ve muâvinleri devâmlıdır. Iktidârın degismesi ile bunlar degismezler. Bu dört muâvinden biri, Kanada, Avustralya ve ba’zı adalar ile, ikincisi, Cenûbî Afrîka ile, üçüncüsü, sarkî ve garbî Afrika ile, dördüncüsü ise Hindistân ile mesgûl olur. Islâm düsmanlıgı, zulm, istibdât, hîle ve hıyânet üzerine kurulan Ingiliz imperatorlugu, kendisine (üzerinde günes batmayan devlet) ünvânını vermisdi. Kanada, Güney Afrika, Yeni Zelanda, Fiji, Pasifik adaları, Papua, – 80 – Tonga, Avustralya, Ingiliz Belucistanı, Birmanya, Aden, Somali, Borneo, Brunei, Sarawak, Hindistân, Pâkistân, Benglades, Malezya, Endonezya, Hong-Kong, Çinin bir kısmı, Kıbrıs, Malta, 1300 [m. 1882] de Mısr, Sûdan, Nijer, Nijerya, Kenya, Uganda, Zimbabwe, Zambia, Malawi, Bahama, Greneda, Guyana, Botswana, Gambia, Gana, Sierra Leone, Tanzanya, Singapur gibi devletler Ingilizlerin hegemonyası içine alındı. Bu dünyâ devletleri, hem dinlerini, dillerini, örf ve âdetlerini gayb etdiler. Hem de yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Ingilizler tarafından sömürüldü. 19. cu yüzyıldaki isti’lâları sonunda, dünyâ topraklarının yaklasık dörtde birine, dünyâ nüfûsunun da, dörtde birinden ziyâdesine sâhib ve mâlik oldu. Ingiliz müstemlekelerinin en mühimi, sertâcı, Hindistân idi. Ingilizlere cihân hâkimiyetini te’mîn eden, onun, üçyüz milyondan ziyâde nüfûsu [Bugün 700 milyondan ziyâdedir.] ve nihâyetsiz tabî’î servetleridir. Sâdece birinci cihân harbinde, Ingiltere bu müstemlekeden, birbuçuk milyon asker ve bir milyar rupye nakdî para almısdır. Bunların çogunu Osmânlı devletini parçalamak için kullanmısdır. Sulh zemânında ise, Ingilterenin muazzam sanâyı’ini yasatan, Ingiliz iktisâdını [ekonomisini] ve mâliyesini takviye eden Hindistândır. Hindistânın diger müstemlekelere nazaran çok ehemmiyyetli olmasının iki sebebi vardır. Birincisi, dünyâyı sömürmelerine en büyük mâni’ olarak gördükleri Islâmiyyetin Hindistânda yayılması ve burada müslimânların hâkim olmasıdır. Ikincisi, Hindistânın tabi’î zenginlikleridir. Hindistânı muhâfaza edebilmek için, Hindistân yolu üzerinde bulunan bütün Islâm ülkelerine saldırmıs, fitne ve fesâd tohumları ekerek, kardesi kardese kırdırmıs ve bu ülkelere hâkim olarak, bütün tabî’î zenginliklerini ve millî servetlerini hep kendi memleketine tasımısdır. Osmânlı imperatorlugundaki hareketleri titizlikle ta’kîb etmek ve çesidli siyâsî oyunlarla Osmânlıları Rus- – 81 – Ingiliz Câsûsunun I’tirâfları - F:6 larla harbe sokarak, Hindistâna yardım elini uzatamıyacak hâle getirip, parçalamak ve yok edip, isgâl etmek, hâin Ingiliz siyâsetinin esâsı idi. Hindistâna ilk ayak basan Avrupalılar Portekizlilerdir. 904 [m. 1498] senesinde Hindistânın Malabar sâhilindeki Kalküta sehrine gelen Portekizliler, ticâret ile ugrasmıs ve Hindistân ticâretini ellerine geçirmislerdi. Dahâ sonra, Hollandalılar Hindistân ticâretini Portekizlilerden almıslardır. Hollandalılardan da Fransızlar almıslar, fekat karsılarına Ingilizler çıkmısdır. Hindistândaki Islâm âlimlerinin büyüklerinden allâme Muhammed Fadl-ı Hak Hayrâbâdînin (Es-Sevret-ül-Hindiyye) ya’nî (Hindistân ihtilâli) kitâbı ve bunun (El-yevâkît- ül-mihriyye) hâsiyesinde de zikr olundugu üzere, Ingilizler ilk olarak 1008 [m. 1600] senesinde, Hindistânın Kalküta sehrinde ticârethâneler açmak için Ekber Sâhdan izn aldılar. Ekber Sâh, bozuk i’tikâdlı bir kimse idi. Bütün dinleri aynı derecede tutardı. Hattâ, muhtelif dinlere mensûb âlimleri toplıyarak, bu dinlerin karısımı, umûma sâmil ve müsterek bir din kurmaya çalısdı. (Dîn-i ilâhî) ismini verdigi bu dîni 990 [m. 1582] de resmen i’lân etdi. Bu târîhden ölümüne kadar, bütün Hindistânda bilhâssa serâyda, Islâm âlimlerine i’tibâr azalmıs ve Ekber Sâhın dînine temâyül edenler bastâcı yapılmısdır. Iste böyle bir zemânda, Ingilizler Hindistâna girdiler. Birinci Sâh-ı Âlem Muhammed Behâdır Sâh bin Alemgîr zemânında Kalkütada arâzî satın aldılar[1]. Bunları muhâfaza için asker getirdiler. 1126 [m. 1714] da Sultân Ferrûh Sîr Sâhı tedâvî etdikleri için, bütün Hindistânda toprak satın almalarına izn verildi. Müslimân Hind hükümdârlarının ismlerini paralardan kaldırdılar. 1253 [m. 1837] de Ikinci Behâdır Sâh hükümdâr oldu. Ingilizlerin yapdıkları zulmlere dayanamayarak, 1274 [m. 1857] de, Ingilizlere karsı askerlerin ve halkın tesvîki – 82 – [1] Birinci Sâh-ı âlem bin Âlemgîr 1124 [m. 1712] de vefât etdi. ile büyük bir ayaklanma baslatdı. Böylece ismine para basdırmaga ve hutbe okutmaga muvaffak oldu ise de, buna karsı Ingilizlerin tepkisi ve zulmü çok siddetli oldu. Ingiliz askerleri Delhî sehrine girince, evleri, dükkânları basıp, malları, paraları yagmaladılar. Genç, ihtiyâr, kadın erkek demeden bütün müslimânları, hattâ çocukları kılınçdan geçirdiler. Içecek su bile bulunamaz oldu. [TENBÎH: Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar, her zemân, her yerde, kötü insanlar iyilere saldırmıslardır. ALLAHü teâlâ herseyi sebebler ile yaratmakdadır. Kötülerin cezâsını da, kötü insanlar vâsıtası ile vermekdedir. Iskence edenlere dünyâda da cezâlarını vermekdedir. Kötülerin yanı sıra, iyiler de azâb görmekdedir. Bunların ve harbde ölenlerin ve kazâda ölen müslimânların hepsi sehîddir. Dünyâda azâb çeken iyi, suçsuz müslimânlara âhıretde bol ni’metler verilecekdir. Âhıretde ni’mete kavusmak için, îmân sâhibi olmak lâzım oldugu din kitâblarında yazılıdır. Bu kitâblar dünyânın her yerinde çok vardır. Bu kitâbları okuyup da inanmıyana kâfir denir. Islâmiyyeti isitmiyen kâfir olmaz. Isitince (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) diyen ve buna inanan müslimân olur. Bunun ma’nâsı, (Herseyi yaratan bir ALLAH vardır ve Muhammed aleyhisselâm Onun Resûlüdür)dır. Müslimân olan, Onun son Peygamberine tâbi’ olur. Birçok yerde, kâfirler, zâlimler, suçsuz müslimânları, kadınları, çocukları öldürmüslerdir. Öldürülen müslimânlar, sehîd olur. Öldürülürken, yapılan iskencelerin acısını duymaz. Ölürken, kabrde verilecek olan Cennet ni’metlerini görerek çok sevinir. Sehîdler ölürken hiç acı duymaz. Sevinir ve çok nes’elenir. Cennet ni’metlerine kavusur. Hadîs-i serîfde, (Müslimânların kabri Cennet bagçelerindendir) buyuruldu.] Ikinci Behâdır Sâhın komutanlarından Baht hân, Sultânı ordu ile birlikde çekilmeye râzı etdi ise de, Ingilizlerin gözüne girmek isteyen, Mirzâ Ilâhî Bahs ismli baska bir komutan, Behâdır Sâha, ordudan ayrılıp teslîm olursa, Ingilizleri suçsuz olduguna, inandırabilecegini ve Ingilizler tarafından afv edilecegini söyleyerek, Behâdır Sâhı al- – 83 – datdı. Böylece Behâdır Sâh geri çekilen ordunun ana kısmından ayrılarak Delhînin içindeki Kal’a-i Muallâdan 10 kilometre uzakdaki Hümâyün Sâhın türbesine sıgındı. Ahlâksızlıgı ve beceriksizligi ile meshûr ve o sırada Ingiliz ordusunda istihbârât subaylıgı yapan meshûr papaz Hudson, bunu Receb Alî adındaki bir hâinden ögrenerek, durumu ordu kumandanı general Wilsona bildirdi. Yakalamak için yardım istedi. Wilsonun verebilecegi paralı askeri olmadıgını bildirmesi üzerine, Hudson, kendisinin bu isi bir kaç kisi ile yapmasını teklîf ederek, sultânın teslîm olması için cânına ve âilesine dokunulmıyacagı te’mînâtının verilmesi gerekdigini bildirdi. Wilson bu teklîfi önce kabûl etmediyse de, sonradan kabûl etdi. Bundan sonra 90 kisi ile Hümâyûn Sâhın türbesine giden Hudson, Sultâna, ogullarına ve hânımına dokunulmayacagına dâir te’mînât verdi. Bu papaza aldanan Behâdır Sâh teslîm oldu. Hudson, dahâ sonra sultânın iki oglunu ve bir torununu yakalamaga çalısdı. Fekat, Sultânın iki oglunun ve torununun kalabalık muhâfızları oldugu için, yakalayamadı. General Wilsondan, bunlara da cânlarına dokunulmıyacagına dâir te’mînât aldı. Hâin Hudson, Sultânın iki ogluna ve torununa çesidli vâsıtalarla haber göndererek, kendilerine bir zarar gelmeyecegine dâir te’mînât verdi. Bunlar da, papazın yalanlarına aldanarak teslîm oldular. Hudson, Ingiliz siyâseti ve hîlesi ile kandırdıgı, sultânın iki oglu ve torununu ele geçirince, hemen zincire vurdu. Sâhın iki oglu ve bir torununu elleri baglı olarak Delhîye getirirken yolda, Hudson genç sehzâdeleri soydurup, bizâtihi kendisi gögüslerine kursun sıkarak sehîd etdi. Kanlarından içdi. Bu genç sehîdlerin cesedlerini, halkı korkutmak için kal’a kapısına asdırdı. Bir gün sonra baslarını, Ingiliz genel vâlisi Henri Bernarda gönderdi. Sonra, sehîdlerin etinden çorba yaparak sâha ve hanımına gönderdi. Çok aç olduklarından hemen agızlarına aldılar. Fekat, ne eti oldugunu bilmedikleri hâlde, çigneyemediler, yutamadılar. Kusdular, çorba tabaklarını yere bırakdılar. Hudson hâini, (Niçin yemediniz? Çok güzel çorbadır. Ogullarınızın etinden yapdırdım) dedi. – 84 – 1275 [m. 1858] senesinde, tahtından zorla indirilen Ikinci Behâdır Sâh, ayaklanmaya ve Avrupalıların öldürülmesine sebeb olmak suçlarından muhâkeme edildi. 29 Martda ömür boyu hapse mahkûm edildi ve Hind-i Çine [Rangona] sürgüne gönderildi. 1279 [m. 1862] senesi Kasım ayında, vatanından uzak bir ülkede, Gürgânî Islâm Imperatorlugunun son sultânı Behâdır Sâh, zindanda hayâta gözlerini yumdu. Allâme Fadl-ı Hak da, 1278 [m. 1861] de, Andaman adalarındaki bir zindanda Ingilizler tarafından sehîd edildi. Ingilizler 1294 [m. 1877] de, Osmânlı-Rus harbi sırasında, Hindistânı, Ingiltere krallıgına baglı bir devlet i’lân etdiler. Meshûr Iskoç mason locasına kaydlı Midhat Pâsanın Osmânlı devletini harbe sokması, Islâmiyyete yapdıgı zararların en büyügü oldu. Sultân Abdül’azîz Hânı sehîd etdirmesi de, Ingilizlere yaradı. Ingilizler, kendi yetisdirdikleri adamları Osmânlı devletinde kıymetli mevki’lere getirmislerdi. Bu devlet adamları, ismi Osmânlı, fikri ve zikri Ingiliz idiler. Bunların en meshûrlarından Mustafâ Resîd Pâsa son sadrâzamlıgında, altı günlük sadrâzam iken, 28.10.1857 de Ingilizlerin Hindistân müslimânlarına yapdıgı büyük Delhî katliâmını tebrîk etdi. Dahâ önce de, Hindistândaki Ingiliz zulmüne karsı ayaklanan müslimânları basdırmak için, Ingiltereden gelen yardımın Mısrdan geçirilmesi için Osmânlılardan izn istediler. Bu izn de, yine masonlar vâsıtası ile verildi. Hindistânda Ingilizler yeni mektebler açmadıkları gibi, Islâm dîninin temeli ve en bâriz vasfı olan bütün medrese ve sıbyan mekteblerini de kapatmıslar, halka liderlik yapabilecek bütün âlimleri ve din adamlarını sehîd etmislerdir. Hattâ, talebeleri bile katl etmislerdir. Burada 1391 [m. 1971] senesinde Hind ve Pâkistânı ziyâret eden bir ahbâbımızın anlatdıgı küçük bir hâtırâyı nakl etmeyi uygun görüyoruz. Hindistânda, Serhend sehrindeki Imâm-ı Rabbânî- – 85 – nin ve diger evliyânın “kaddesallahü sirreh” kabr-i serîflerini ziyâretden sonra Pânipüt sehrine, oradan da Delhîye gitdim. Pânipütün en büyük câmi’inde Cum’a nemâzını edâ etdikden sonra, imâm bizi müsâfir edip, evine ******ürdü. Yolda kalın bir zincirle halkalarından kilitlenmis gâyet büyük bir kapı gördüm. Üzerindeki kitâbeyi okuyunca, buranın bir sübyân mektebi [ilkokul] oldugunu anladım ve imâm efendiye, bu kapının niçin kilitli oldugunu sordum. Imâm efendi, 1367 [m. 1947] den beri kapalıdır. Ingilizler hindûları kıskırtarak Pânipütdeki bütün müslimânları, kadın-erkek, ihtiyar-çocuk demeden katl etdirdiler. Bu mekteb, o günden beri kapalıdır. Bu zincir ve kilit bize, Ingiliz zulmünü hâtırlatır. Bizler buraya sonradan muhâcir olarak gelip yerlesdik, dedi. Ingilizler, hâkim oldukları bütün Islâm memleketlerinde yapdıkları gibi, Islâm âlimlerini, Islâm kitâblarını, Islâm mekteblerini yok etdiler. Tâm din câhili bir gençlik yetisdirdiler. 1834 de Kalkütaya gelen meshûr ingiliz Lord Macauley, fârisî ve arabî her dürlü kitâbın basılmasını ve yayılmasını, hattâ baskısına baslanılmıs olanların bile baskısının durdurularak yasaklanmasını emr etmis ve Ingilizler tarafından büyük destek görmüsdür. Bu zulmleri de, müslimânların hâkim oldugu yerlerde, bilhâssa Bengalde titizlikle tatbîk edilmisdir. Ingilizler, Hindistânda islâm medreselerini kapatırken, sekiz adedi kızlara mahsûs olmak üzere, yüzaltmısbes kolej açmıslardır. Bu kolejlerde yetisdirdikleri talebeleri, babalarının dinlerine ve ecdâdlarına düsman etmisler, beyinlerini yıkamıslardır. Hindistânda zulm ve vahset yapan Ingiliz ordusunun üçde ikisini, bu seklde beyinleri yıkanmıs, kendi milletine düsman edilmis, hıristiyanlasdırılmıs veyâ para ile satın alınmıs yerli ehâlî teskîl ediyordu. 1249 [m. 1833] kânûnları, misyonerlik fe’âliyyetlerinin gelismesini saglamıs ve protestan dînî teskîlâtı Hindistânda kuvvetlenmisdi. Misyonerlik fe’âliyyetleri yayılmadan ve Hindistân tam olarak Ingiliz hâkimiyyetine geçmeden – 86 – evvel, Ingilizler müslimânların îmânlarına saygılı davranmıs, bayramlarda toplar atdırmıs, câmi’ ve mescidlerin ta’mîrine yardımcı olmus, hattâ câmi’, tekke, türbe ve medreselere âid islâm vakflarında vazîfe almıslardı. 1833 ve 1838 de Ingiltereden gelen emrlerle Ingilizlerin bu fe’âliyyetleri yasaklanmısdır. Ingilizlerin islâm dînine hücûmlarında tatbîk etdikleri siyâsetin, evvelâ dost görünerek, yardım ederek, müslimânları sevdiklerini, islâmiyyete hizmet etdiklerini, her memleketde yayıp, dünyâ müslimânlarını aldatmak, buna muvaffak oldukdan sonra, islâmiyyetin esâslarını, kitâblarını, mekteblerini, âlimlerini, yavasca ve sinsice yok etmek oldugunu, bu fe’âliyyetleri açıkca göstermekdedir. Bu iki yüzlü siyâsetleri ile, müslimânlara en büyük düsmanlıgı yapmakda, islâmiyyetin kökünü kurutmakdadırlar. Dahâ sonra, Ingilizceyi resmî lisân olarak kabûl etmek ve hıristiyanlasdırılmıs yerli gençler yetisdirmek gayretleri artdı. Bu maksadlarla temâmen misyonerlerin kontrolünde olan mektebler açıldı. Hattâ, Ingiliz basvekîli Lord Palmerston ve pek çok Ingiliz lordları, Hindistân halkının hıristiyanlık ni’metlerinden fâidelenmeleri için ALLAHın Hindistânı, Ingilizlere verdigini söylediler. Lord Macauley, Hindistânda kan ve renk bakımından Hindli, fekat zevk, düsünce, inanç, ahlâk ve zekâ bakımından Ingiliz, bir cem’iyyet yetisdirilmesi için çok çalısdı ve desteklendi. Böylece misyonerler tarafından açılan mekteblerde, Ingiliz dil ve edebiyyâtı ve hıristiyanlık ögretilmesine ehemmiyyet verildi. Fen bilgilerine (matematik, fizik, kimyâ, v.s.) hiç ehemmiyyet verilmedi. Böylece Ingilizce lisânından ve edebiyyâtından baska hiç bir sey bilmeyen hıristiyanlasdırılmıs kimseler yetisdirildi. Bunlar me’mûr olarak istihdâm edildi. Müslimân iken dinden çıkan mürted oldugu için ve Hindûlarca, dinlerinden dönen dinsiz kabûl edildigi için, hıristiyanlasdırılan yerli gençler, âilelerinin mîrâsından bir hak alamıyorlardı. Misyonerler buna mâni’ olmak – 87 – için, 1832 de Bengal için, 1850 de de, umûm Hindistân için, bir kânûn çıkararak, hıristiyan olan yerli mürted ve dinsizlerin mîrâsdan pay almasını te’mîn etdiler. Onun için Hindliler, Hindistândaki Ingiliz mekteblerine, (Seytânî Defter) ismini vermislerdir. [Hindistânda ve Osmânlılarda resmî dâire ve kuruluslara (Defter) denilmekdedir.] 1344 [m. 1925] senesinde Hindistânı ziyâret eden Fransız muharrir Marcelle Perneau nesr etdigi kitâbında diyor ki: (Hindistânın birinci sehri olan Kalkütadaki sefâlet hakkında, Pâris ve Londranın civârındaki batakhâne mahalleleri aslâ bir fikr veremez. Kulübelerde insan ve hayvanlar birbirine karısmıs, çocuklar aglıyor, hastalar inliyor. Onların yanında ispirto ve esrar içmekden bîtâb kalmıs insanların, ölü gibi yerlerde yatdıgını görürsünüz. Insan bu kadar aç, sefîl, za’îf ve bîtâb vücûdları seyr ederken, ister istemez bunların ne is yapabileceklerini kendi kendine soruyor. Fabrikalara dogru kosan bunca insana, fabrikalar kazançlarının ne kadarını tediye ediyor? Ihtiyâç, mesakkat, sârî hastalıklar, içki ve esrâr, za’îf, mukâvemetsiz ehâlîyi kırıyor, yok ediyor. Dünyânın hiç bir yerinde, insan hayâtına karsı olan ilgisizlik, burada oldugu kadar hayâsızca olmamısdır. Hiç bir zahmet, hiç bir is, agır ve gayr-ı sıhhî kabûl edilmemekdedir. Isçi ölecekmis ne zararı var? Yarın yerine derhâl digeri geçer. Ingilizlerin burada düsündükleri yegâne sey, istihsâli çogaltmak ve çok para kazanmakdır.) A.B.D. eski hâriciyye nâzırı Williams Jennings Bryan, Ingiliz hükûmetinin Rusyadan dahâ zâlim ve dahâ asagı oldugunu delilleriyle zikr etmekde ve (Hindistânda Ingiliz Hâkimiyyeti) kitâbının sonunda, (Hindistân ehâlîsinden, hayâtda olanlara refâh ve se’âdet bahs etdigini iddiâ eden Ingilizler, milyonlarca Hindliyi mezâra göndermislerdir. Mahkemeler ve inzibât kuvvetleri te’sîs etdiklerini her yerde söyleyen bu millet, resmî bir yagmacılıkla Hindistânı tâ iliklerine kadar soymusdur. Soy- – 88 – mak kelimesi biraz agır ise de, Ingiliz idâresinin mel’ânetini baska dürlü îzâh etmek mümkin degildir. Hıristiyanlık iddiâ eden Ingiliz kavminin vicdânı, esâret zinciri altında inleyen Hind müslimânlarının istimdâd nidâlarını duymak istemiyor.) Mister Hodberk Keombtun (Hindlinin Hayâtı) kitâbında söyle demekdedir: (Efendileri [Ingilizler] Hindliye zulm eder, o ise her seyi yok oluncaya, ölünceye kadar çalısmaga, ona hizmete devâm eder.) Bu sözler, insâflı hıristiyanların, Ingiliz vahsetini bildiren yazılarından birkaçıdır. Ingilizlerin diger müstemlekelerinde çalısdırılan Hindli müslimân isçilerin vaziyyeti, dahâ da beterdi. 1834 senesinde Ingiliz sanâyicileri, Afrika yerlileri yerine Hind isçisi kullanmaga basladılar. Hindistândan Güney Afrika müstemlekelerine binlerce müslimân nakl ediliyordu. (Kuli) ismi verilen bu isçilerin vaziyyeti, kölelerin vaziyyetinden dahâ fenâ idi. Bunlar (Indentured Labour) (Sözlesmeli is) denilen bir üsûle tâbi’ tutulur. Buna göre, (kuli) bes sene müddet ile te’ahhüt altına girmekde idi. Bu zemân içerisinde kuli, isini terk edemez, evlenemez, gece gündüz kırbaç altında çalısmak mecbûriyyetindedir. Ayrıca senelik, üç Ingiliz altını da vergi vermekle mükellefdir. (Bunlar (Labour in India), (Post-Lecturer in the University of New-York)un yazıları ile bütün dünyâya i’lân edilmekdedir.) Meshûr Gandi, tahsîlini Ingilterede yaparak, Hindistâna dönmüsdür. Hıristiyanlasdırılmıs bir Hindlinin, hattâ Porbandar sehrinin bas papazının ogludur. 1311 [m. 1893] de, Hindistândaki bir Ingiliz sirketi, onu Güney Afrikaya gönderdi. Oradaki Hindlilerin ne kadar agır sartlar altında çalısdıklarını, ne kadar fenâ muâmele gördüklerini müsâhede edince, Ingilizlerle mücâdeleye basladı. Ingilizler tarafından yetisdirilmis, hattâ hıristiyanlasdırılmıs bir kimsenin oglu oldugu hâlde, Ingiliz zulmüne, – 89 – vahsetine dayanamadı. Ilk söhretine de, burada kavusmusdu. Ingilizlerin bütün Islâm âleminde ta’kîb etdikleri siyâsetin temeli ve aslı su üç kelimedir. (Parçala, hâkim ol ve dinlerini imhâ et.) Bu siyâsetin îcâb etdirdigi hiç bir seyi yapmakdan çekinmemislerdir. Hindistânda da ilk isleri, kendilerine hizmet edecek kimseler bulmak oldu. Bu kimseleri kullanmak sûreti ile fitne atesini yavas yavas yakdılar. Bunun için, müslimânların hâkimiyyetinde yasayan hindûları kullandılar. Müslimânların adâleti altında yasayan hindûlara, Hindistânın hakîkî sâhiblerinin hindûlar oldugunu, müslimânların hindû tanrılarını kurban etdigini, buna mâni’ olmak lâzım geldigini telkîn etdiler. Hindûları kendi saflarına geçirdiler. Onlardan paralı askerler istihdâm etdiler. Böylece, Kraliçe Elizabetin emr etdigi ordu kurmak isi tesekkül ederken, hindû cehâleti ile Ingiliz Islâm düsmanlıgı ve para hırsı da birlesdirilmis oluyordu. Müslimân vâlîlerle hindû mihrâcelerin araları açılarak harbler çıkarıldı. Müslimânlar içerisinde za’îf i’tikâdlı kimseler satın alındı. Kendisi bir kaç kerre kral nâibi ve (Hindistân teskîlâtı) a’zâsı olan meshûr Ingiliz Sir John Strachey müslimânhindû düsmanlıgı husûsunda diyor ki: (Hâkim olmak ve tefrîka sokmak için, yapılacak her sey, hükûmetimizin siyâsetine uygundur. Hindistândaki siyâsetimizin en büyük yardımcısı, burada yan yana iki düsmanın bulunmasıdır). Bu düsmanlıgı büyüten Ingilizler, 1164 [m. 1750] senesinden 1287 [m. 1870] senesine kadar, devâmlı hindûları desteklediler ve onlarla berâber büyük müslimân katl-i âmları yapdılar. 1858 senesinde baslayan müslimân hindû çarpısmaları büyüyerek devâm etdi. Hindûları müslimânların üzerine saldırtır, sonra da oturur nes’e ile seyr ederlerdi. 1990 senesinde de, sırpları Bosnada müslimânlar üzerine sal- – 90 – dırtdılar. Sokaklarda müslimân çocukların, kızların, kanları akarken, ingilizler nes’e ile, kahkaha ile seyr ediyorlar. Hindistânda hiç bir sene geçmemisdir ki, inek kurban etmek sebebi ile kanlı olaylar ve yüzlerce, binlerce müslimânın öldügü fitneler zuhûr etmis olmasın. Bu fitneyi körüklemek için, müslimânlar arasında bir tarafdan inek kesmenin 7 tâne koyun kesmekden dahâ efdal oldugunu yaydılar. Diger tarafdan da, hindûlar arasına, inek tanrılarını ölümden kurtarmanın çok sevâb oldugunu yaydılar. Bu fitneleri Hindistândan çekildikden sonra da devâm etmisdir. Buna misâl olarak bas vekil Musaddık zemânında, Îrânda nesr edilen (Ittilâ’ât) mecmû’asında okudugumuz bir hâdiseyi zikr edelim: (Bir kurban bayramı günü, sarıklı, sakallı, cübbeli iki müslimân, kurban etmek için bir inek alırlar. Hindû mahallesinden geçerlerken, bir hindû önlerine çıkarak, inegi ne yapacaklarını sorar. Kurban edeceklerini söylerler. Hindû, (Ey ehâlî! Yetisin tanrımızı kurban edecekler) diye bagırır. Müslimânlar da, (Ey müslimânlar, yetisin kurbânımızı elimizden alıyorlar) diye feryâd eder. Hindûlarla müslimânlar toplanırlar. Sopalarla, bıçaklarla birbirlerine saldırırlar. Yüzlerce müslimân katl edilir. Fekat, inegi hindû mahallesinden geçiren iki kisinin, Ingiliz sefâretine girdikleri görülür. Bu hâl gösteriyor ki, bu fitneyi çıkaranlar Ingilizlerdir. Bunları yazan muharrir dahâ sonra, biz sizlerin bir kurban bayrâmını müslimânlara nasıl zehr etdiginizi iyi biliyoruz demekdedir.) Böyle sayısız fitneler ve zulmler ile, müslimânları imhâ etmege çalısdılar. Hindûların, kendilerine karsı yavas yavas bas kaldırdıklarını görünce, 1287 [m. 1870] den sonra da, müslimânları hindûlara karsı desteklemege basladılar. Kılıç ile cihâdın farz olmadıgını söyleyen, Islâmiyyetin harâm kıldıgı seylere halâl diyen, dîni ve îmânı degisdirmege çalısan, müslimân ismini tasıyan, Ehl-i sünnet düsmanları yetisdi. Sir Seyyid Ahmed, Gulâm Ahmed Kâdıyânî, Abdüllah Gaznevî, Ismâ’îl-i Dehlevî, Nezîr – 91 – Hüseyn Dehlevî, Sıddık Hasan hân Pehûpâlî, Resîd Ahmed Kenkühî, Vahîd-üzzemân Haydar âbâdî, Esref-Alî Tehânevî ve sâh Abdül’azîzin torunu Muhammed Ishak bunlardandır. Bunları destekleyerek, yeni yeni bozuk fırkaların zuhûrunu sagladılar. Müslimânların bu fırkalara uymaları için çalısdılar. Bu fırkaların en meshûru, 1296 [m. 1879] da kurulan (Kâdıyânîlik) olup, kurucusu olan Gulâm Ahmed; top, kılıç ile cihâdın farz olmadıgını, farz olan cihâdın nasîhat ile oldugunu, söyledi. Ingiliz câsûsu Hempher de, Necdli Muhammede böyle söylüyordu. Gulâm Ahmed, Ismâ’îlî fırkasından bir zındık idi. 1326 [m. 1908] de öldü. Ingilizler bunu bol para ile satın aldılar. Önce (Müceddid) oldugunu, sonra, (Mehdî) oldugunu söyledi. Nihâyet, (Peygamber) oldugunu iddiâ ederek yeni bir din getirdigini i’lân etdi. Aldatdıgı kimselere (ümmetim) dedi. Kur’ân-ı kerîmde, bir çok âyetlerin kendisini haber verdigini, bütün Peygamberlerin mu’cizelerinden dahâ çok mu’cizesi oldugunu söyledi. Kendisine inanmayanlara kâfir dedi. Bunun fikirleri, Pencab ve Bombayda câhil halk arasında yayıldı. Bugün de, Avrupada ve Amerikada (Ahmediyye) ismi altında kâdıyânîligin yayıldıgı görülmekdedir. Sünnî müslimânlar, kâfirlere karsı silâh ile cihâdın farz oldugunu ve Ingilizlere hizmetin küfr oldugunu söylüyorlardı. Bu husûsda va’z eden, nasîhat veren müslimânlara siddetli cezâlar veriliyor, çogu katl ediliyordu. Ehl-i sünnet kitâbları toplanıp imhâ edildi. Satın alamadıkları ve kendi emellerine hizmet etdiremedikleri islâm âlimlerini, müslimânlardan uzaklasdırırlardı. Onlar i’dâm edildikleri zemân kahraman olurlar korkusu ile, Andaman adasındaki meshûr zindanlarda müebbed hapse mahkûm ederlerdi. Büyük ihtilâli sebeb göstererek, Hindistânın her yerinden topladıkları islâm âlimlerini yine oraya göndermislerdi. [Birinci cihân – 92 – harbinden sonra Istanbulu isgâl etdikleri zemân da, Osmanlı pâsalarını ve âlimlerini Malta adasına sürgün etmislerdi.] Islâmiyyete düsmanlıklarını, müslimânların anlamaması için, Hindistânın (dâr-ül-harb) degil, (dâr-ül-islâm) olduguna dâir fetvâlar aldılar. Bu fetvâları her yere yaydılar. Kendileri tarafından yetisdirilen âlim ismli münâfıklar, Osmânlı pâdisâhlarının halîfe olmadıgı, halîfeligin Kureyslilerin hakkı oldugu, Osmânlı sultânları onu gasb etdikleri için onlara itâ’at edilmeyecegi fikrini yaydılar. [(Halîfe, Kureys kabîlesinden [onların evlâdlarından] olacakdır) hadîs-i serîfi, halîfe olmaga lâyık, halîfelik sartlarına mâlik olanlar arasında, Kureysden [meselâ seyyid] de varsa, onu tercîh ediniz demekdir. Bu yoksa, baskası intihâb olunur. Halîfe seçilemeyip veyâ seçilen halîfeyi kabûl etmeyip, kuvvet ile, siddet ile, hükûmeti ele geçirene itâ’at edilir. Yeryüzünde, bir halîfe olur. Bütün müslimânların buna itâ’at etmeleri lâzımdır.] Dînî tedrîsâtı yok ederek, Islâmiyyeti içerden yıkabilmek için, Aligarhda Islâm bilgilerinin ögretildigi bir medrese ve Aligarh Islâm üniversitesini açdılar. Buradan din câhili ve Islâm düsmanı din adamları yetisdirdiler. Bunların Islâmiyyete zararları pek büyük oldu. Burada tahsîl görenlerden seçdiklerini Ingiltereye gönderirler, Islâmı içerden yıkacak bir hâle getirdikden sonra, müslimânların basına geçirirlerdi. Eyyüb hân bunlardan olup, M.Cinnahın yerine Pâkistân devlet baskanı yapılmısdır. Ingilizler, ikinci cihân harbinden gâlib çıkmıs gibi görünüyorsa da, hakîkatde maglûb olmuslardır. Çünki, kendilerinin (üzerinde günes batmıyan ülke) ismini vermis oldukları Ingiltere, (üzerine günesin pek dogmadıgı bir ülke) hâline gelmisdir. Müstemlekelerinin çogunu gayb etmis, âdetâ tüyleri yolunmus bir tavuk gibi olmusdur. Pâkistâna devlet baskanı yapdıkları Alî Cinnâh sî’î ve – 93 – Ingiliz tarafdârı idi. 1367 [m. 1948] de ölünce, yerine geçen Eyyûb hân mason idi. Darbe yaparak idâreyi ele geçirdi. Bu kâfirin yerine gelen general Yahyâ hân da, koyu kızılbas idi. 1392 [m. 1972] basında (Pâkistân-Hind) harbinde maglûb olup, dogu Pakistân elinden gidince, habs edildi. Yahyâ hândan sonra hükûmeti Zülfikâr Alî Butto devraldı. Bu da tahsîlini Ingilterede yapmıs, Ingiliz ajanı olarak yetisdirilmisdi. 1974 de muhâliflerinin öldürülmesini emr etdigi için, i’dâm edildi. Zülfikâr Alî Buttoyu devirerek yerine geçen Ziyâ-ül- Hak, Islâm düsmanlarının müslimânlar için neler düsündüklerini, müslimânları ve Islâmiyyeti yok etmege çalısdıklarını anlayarak, onların arzû etdikleri seyleri yapmadı. Vatanının fende ve teknikde, san’atda ilerlemesi için ugrasdı. Ferd, âile, cem’iyyet ve milletin refâh ve se’âdetinin tek kaynagının Islâmiyyet oldugunu iyi anladıgı için, kanûnlarının islâmiyyete uygun olmasını istedi. Bu istedigini Pâkistân milletine sordu. Yapılan referandumda Pâkistân ehâlîsi topyekûn müsbet rey kullandı. Ingilizlerin yetisdirdigi usaklar, Ziyâ-ül-Hakkı bütün ma’iyyeti ile berâber bir suikastda sehîd etdiler. Sonra basbakan olan Alî Buttonun kızı Benâzir, devlet ve millet ve Islâmiyyet aleyhine yapdıkları cürmlerden dolayı hapishânelere atılmıs olan bütün hâinleri serbest bırakdı. Bunları devlet kademelerinin basına getirdi. Pâkistânda karısıklıklar, kavgalar basladı. Ingilizlerin arzûları gerçeklesmis oldu. Ingilizler, birinci ve ikinci cihân harbleri sonunda, birçok memleketlerde, kendi hâin plânlarını yerine getiren ve Ingiliz menfe’atlerini koruyan kimseleri is basına getirdiler. Bu memleketlerin, millî marsları, bayrakları, devlet baskanları olmus, fekat din hürriyyetine kavusamamıslardır. Son üç asrda, Türk ve Islâm âlemi, nerede bir ihânete ugramıssa, bunun altında mutlaka Ingiltere vardır. – 94 – Osmânlı Devletini yıkdılar. Osmânlı Imperatorlugu topraklarında 23 adet irili ufaklı devletler kurdular. Bunun sebebi müslimânların kuvvetli ve büyük bir devlet kurmalarına mâni’ olmakdı. Islâm ülkeleri diye ismlendirilen memleketler arasında devâmlı birbirlerine düsmanlıkları ve harbleri kıskırtdılar. Meselâ, sünnî müslimânların büyük ekseriyyeti teskil etdikleri Sûriyede, % 9 olan nusayrîleri hâkim yapdılar. 1982 senesinde Hama ve Humus sehrlerine ordu birlikleriyle hücûm edilmis, iki sehr yerle bir edilerek, silâhsız, müdâfe’asız sünnî müslimânlar bombalanmısdır. Hakîkî Ehl-i sünnet âlimleri öldürüldü, Islâm kitâbları hattâ, Kur’ân-ı kerîmler bile yok edildi. Bu Islâm âlimlerinin yerine, kendileri tarafından yetisdirilen din câhili mezhebsiz kimseleri getirdiler. Bunlardan: (Cemâleddîn-i Efgânî) 1254 [m. 1838] de Efganistânda dogdu. Felsefe kitâbları okudu. Efganistâna karsı Ruslar için câsûsluk yapdı. Mısra geldi. Mason ve mason locası reîsi oldu. Mısrlı Edip Ishak, (Ed-dürer) kitâbında, bunun Kâhire mason locası reîsi oldugunu yazmakdadır. 1960’da Fransada basılan, (Les franço-maçons) kitâbının 127. ci sahîfesinde, (Mısrda kurulan mason localarının basına, Cemâleddîn-i Efgânî ve ondan sonra Muhammed Abduh getirildi. Bunlar, masonlugun müslimânlar arasında yayılmasına çok yardım etdiler) demekdedir. Sultân Abdülmecîd ve Sultân Abdül’azîz hân zemânlarında bes def’a sadr-ı a’zam olan Âlî Pâsa, Ingiliz locasına baglı mason idi. Efgânîyi Istanbula getirdi. Vazîfe verdi. O zemân Istanbul (Dâr-ül-fünûn) ya’nî üniversite rektörü bulunan ve kâfir olduguna fetvâ verilen, mason Hasen Tahsin tarafından Efgânîye bir çok konferanslar verdirildi. Hasen Tahsin de, yine Ingiliz mason locasına kayıdlı sadr-ı a’zam Mustafâ Resîd pâsa tarafından yetisdirilmisdi. Sapık fikrlerini her yere yaymaga çalısdı. – 95 – Zemânın seyh-ul-islâmı Hasen Fehmi efendi, Cemâleddîni rezîl etdi. Câhilligini ve zındıklıgını ortaya koydu. Âlî Pâsa, bunu Istanbuldan çıkarmaga mecbûr oldu. Mısrda ihtilâl ve dinde reform fikrleri asılamaga çalısdı. (A’râbî Pâsa) vak’asını hâzırlıyanlarla birlikde Ingilizlere karsı göründü. Mısr müftîsi Muhammed Abduh ile dost oldu. Dinde reform fikrlerini ona asıladı. Pârisde ve Londrada masonların yardımı ile mecmû’a [dergi] çıkardı. 1304 [m. 1886] de Îrâna geldi, orada da râhat durmadı. Zincirlere baglanarak Osmânlı hudûduna bırakıldı. Bagdâda, Londraya gitdi. Îrân aleyhine yazılar yazdı. Tekrar Istanbula geldi. Burada da Îrândaki Behâîler ile isbirligi yaparak, dîni siyâsete âlet etdi. Cemâleddîn-i Efgânînin, din adamı perdesi altında, Islâmı içerden yıkmak propagandalarına aldananların en meshûru (Muhammed Abduh)dur. Abduh 1265 [m. 1849] de Mısrda tevellüd ve 1323 [m. 1905] de orada vefât etdi. Bir müddet Beyrûtda bulundu. Oradan Pârise gitdi. Orada Cemâleddîn-i Efgânînin, masonlar tarafından çizilen çalısmalarına katıldı. (El-urvet-ül-Vüskâ) mecmû’asını çıkardılar. Beyrûta ve Mısra gelerek Parisdeki mason locasının karârlarını tatbîk etmege çalısdı. Ingilizlerin yardımı ile Kâhire müftîsi oldu. Ehl-i sünnete saldırmaga basladı. Ilk is olarak, Câmi’-ül ezher medresesi ders programlarını bozmaga, gençlere kıymetli bilgilerin okutulmasını önlemege basladı. Üniversite kısmındaki dersleri kaldırdı. Lise ve orta kısmdaki kitâblar, yüksek sınıflarda okutuldu. Bir tarafdan ilmi kaldırırken, diger tarafdan Islâm âlimlerini kötüliyerek, bu âlimlerin fen bilgilerine mâni’ olduklarını, bu bilgileri Islâma sokacagını iddiâ etdi. (Islâmiyyet ve nasrâniyyet) kitâbında, (Bütün dinler birdir. Dıs görünüsleri degisikdir) demis, yehûdî, hıristiyan ve müslimânların, birbirlerini desteklemelerini istemisdir. Londrada, bir papaza yazdıgı mektûbda, (Islâmiyyet ve hıristiyanlık gibi iki büyük dînin el ele vererek kucaklasmasını beklerim. O zemân, – 96 – Tevrât ve Incîl ve Kur’ân birbirlerini destekleyen kitâblar olarak her yerde okunur ve her milletce saygı görür) demisdir. Müslimânların Tevrât ve Incîl okuyacakları zemânı beklemekde oldugunu ifâde etmisdir. Câmi’ül-Ezherin müdîri (Saltut) ile yapdıgı Kur’ân-ı kerîm tefsîrinde, banka fâizinin mesrû’ olduguna fetvâ vermisdir. Dahâ sonra müslimânların agır baskıları karsısında, bu fetvâsından rücû’ eder görünmüsdür. Beyrutdaki mason locasının baskanı Hannâ Ebû Râsid, 1381 [m. 1961] de yayınladıgı (Dâire-tül-me’ârif-ül-masoniyye) kitâbının 197. nci sahîfesinde, (Cemâleddîn-i Efgânî, Mısrda mason locası reîsi idi. Âlimlerden ve devlet adamlarından üçyüze yakın üyesi vardı. Ondan sonra, imâm üstâd Muhammed Abduh reîs oldu. Abduh, büyük bir mason idi. Bunun, masonluk rûhunu arab memleketlerine yaydıgını kimse inkâr edemez) demekdedir. Ingilizlerin Islâm âlimi olarak Hindistânın her yerinde övdükleri kâfirlerin en meshûrlarından biri Sir Seyyid Ahmed Hândır. 1234 [m. 1818] de Delhîde dogdu. Babası, Ekber sâh zemânında Hindistâna gelmisdi. 1837 de Delhîde Ingiliz mahkemesinde hâkim olan amcasının yanında kâtib olarak ise basladı. 1841 de hâkim, 1855 de ise yüksek hâkim yapıldı. Hindistânda Ingilizlerin yetisdirdigi din adamlarından biri de Hamîdullahdır. 1326 [m. 1908] de Ismâ’îli fırkasında olanların ekseriyyet oldugu Haydarâbâdda tevellüd etdi. Ismâ’îli mezhebinde, koyu Ehl-i sünnet düsmanı olarak yetisdi. Pârisde, CNRS ilmî arasdırma a’zâsı idi. 1424 [m.2003] de öldü. Muhammed aleyhisselâmı, sâdece müslimânların peygamberi olarak tanıtmaga çalısmakdadır. Ingilizlerin islâmiyyeti yok etme savasında, vatanına, milletine dînine hizmet etmek isteyen müslimânları aldatmak için kullandıkları en te’sîrli silâhları, Islâmiyyeti asra uydurmak, modernlesdirmek, Islâmiyyetin as- – 97 – Ingiliz Câsûsunun I’tirâfları - F:7 lını ortaya çıkarmak propagandaları içinde, dinsizligi yerlesdirmek idi. Büyük Islâm âlimi, Seyh-ül-islâm Mustafâ Sabri efendi bunu çok iyi anlayanlardandı. Onun için, (Mezhebsizlik dinsizlige kurulan bir köprüdür) buyurarak, Islâm düsmanlarının arzûlarını, gâyelerinin ne oldugunu çok iyi anlatıyordu. Ingilizler ve islâm düsmanları, tekkeleri ve tesavvuf yollarını ifsâd etmek için de, çok çalısdılar. Islâmiyyetin üçüncü kısmı olan ihlâsı yok etmege ugrasdılar. Tesavvuf büyükleri aslâ siyâset ile ugrasmaz, kimseden bir menfe’at beklemezlerdi. Tesavvuf büyüklerinin çogu, derin âlim ve müctehid idi. Çünki tesavvuf, Muhammed aleyhisselâmın yolunda, izinde yürümek demekdir. Ya’nî her sözünde, her isinde, her seyde islâmiyyete yapısmakdır. Fekat, uzun zemândan beri, câhiller, fâsıklar, hattâ bir çok ajanlar, alçak maksadlarına kavusmak için, tesavvuf büyüklerinin ismlerini âlet olarak kullanıp, çesidli ocaklar kurmus, ahkâm-ı islâmiyyenin, dînin bozulmasına, yıkılmasına sebeb olmuslardır. Zikr, ALLAHü teâlâyı hâtırlamak demekdir. Bu da kalb ile olur. Zikr edince, kalb temizlenir. Ya’nî, kalbden dünyâ sevgisi, mahlûkât sevgisi çıkar. ALLAH sevgisi yerlesir. Bir çok kimselerin kadın, erkek, bir araya toplanarak hayhuy etmesi zikr degildir. Din büyüklerinin, Eshâb-ı kirâmın yolu unutuldu. Mezhebsiz ve tesavvuf düsmanı olan Ahmed Ibni Teymiyye islâm âlimi i’lân edildi. Bunun yolunda olarak (Vehhâbîlik) fırkası kuruldu. Ingilizlerin yardımı ile, Vehhâbî kitâbları bütün dünyâdaki (Râbitatül- âlem-il islâmî) dedikleri vehhâbî merkezleri vâsıtası ile her memlekete yayıldı. Her memleketde yapdıkları büyük binâlara (Ibni Teymiyye medresesi) levhâları asdılar. Ibni Teymiyyenin kitâblarındaki sapık fikrlerle, ingiliz câsûsu Hempherin yalan ve iftirâlarının karısımına (Vehhâbîlik) denildi. Hakîkî müslimân olan (Ehl-i sünnet) âlimleri, Ibni Teymiyyenin kitâblarının bozuk olduklarını bildiren çok kitâb yazdılar. Bu kitâblardan biri, So- – 98 – mali âlimlerinden, seyh Abdürrahmân Abdüllah bin Muhammed Herrînin (El-makâlâtüs-sünniyye fî kesfi-dalâlât- i Ahmed Ibni Teymiyye) kitâbıdır. Kendisi Somalide Herer sehrinde 1339 [m. 1920] senesinde tevellüd etmisdir. Kitâbı 1414 [m. 1994] de Beyrutda basdırılmısdır. Bu kitâbda, Ibni Teymiyyeyi red eden âlimler ve bunların kıymetli kitâbları uzun bildirilmekdedir. Ingilizler tarafından te’sîs edilen Vehhâbîlik, mezhebsizlik, reformculuk, selefiyyecilik, Kâdîyânî, Mevdûdî ve Teblîg-ı cemâ’at ismi altındaki bozuk yolların hepsinde tesavvuf düsmanlıgı vardır. Islâm düsmanları bilhâssa Ingilizler, her dürlü vâsıtaları kullanarak müslimânları ilmde ve fende geri bırakdılar. Müslimânların ticâret ve san’atlarına mâni’ olundu. Islâm ülkelerindeki güzel ahlâkı yıkmak, Islâm medeniyyetini ortadan kaldırmak, gençlerin islâm ilmlerini ögrenmelerine mâni’ olmak için içki, fuhs, eglence, kumar, top oyunları gibi illetler yaygınlasdırıldı. Ahlâkı bozmak için, rûm, ermeni ve diger gayr-i müslim kadınlar birer ajan gibi çalısdırıldı. Bir debdebe içerisinde, moda evi, dans kursu, manken ve artist yetistirmek gibi hîlelerle, genç kızları tuzaga düsürerek, kötü yollara sürüklediler. Bu husûsda müslimân anne ve babalara çok büyük vazîfeler düsmekdedir. Yavrularını, bu kâfirlerin ellerine düsürmemek için çok uyanık olmalıdırlar. Osmânlı devleti son zemânlarda, Avrupaya tahsîl için talebeler ve devlet adamları gönderdi. Bu talebeler ve devlet adamlarından ba’zıları aldatıldı, mason yapıldı. Fen ve teknik ögrenecek olanlara, Islâmiyyeti ve Osmânlı imperatorlugunu yıkma teknikleri ögretildi. Bunlardan imperatorluga ve müslimânlara en büyük zarârı dokunan kimse, Mustafâ Resîd pâsa oldu. Londrada bulundugu zemân azılı ve sinsi bir Islâm düsmanı olarak yetisdirildi. Iskoç masonları ile el ele verdi. Sultân Mahmûd hân, mason Resîd pâsanın ihânetlerini görerek îdâmını emr etdi ise de, ömrü vefâ etmedi. Sultâ- – 99 – nın vefâtından sonra, Istanbula dönen Resîd pâsa ve arkadasları, Islâmiyyete ve müslimânlara en büyük zararı yapdılar. 1255 [m. 1839] de pâdisâh olan Abdülmecîd hân, henüz on sekiz yasındaydı. Genç ve tecrübesizdi. Etrâfındaki âlimlerden, kendisini îkaz eden de olmadı. Bu hâl, Osmânlı târîhinde korkunç bir dönüm noktası olmus, koca Islâm devletinde (Yok olma devri)ni baslatmısdır. Sâf, temiz kalbli pâdisah, azılı ve sinsi Islâm düsmanı olan Ingilizlerin tatlı dillerine aldanarak, Iskoç masonlarının yetisdirdikleri câhilleri isbasına getirdi. Bunların devleti ve islâmiyyeti içerden yıkmak siyâsetlerini hemen anlıyamadı. Bir anlatan da olmadı. Islâmiyyeti yıkmak için Ingilterede kurulmus olan (Iskoç mason teskilâtı)nın kurnaz üyesi Lord Redcliffe Istanbula, Ingiliz sefîri olarak gönderildi. Mustafâ Resîd pâsanın sadr-ı a’zam yapılması için, Lord Redcliffe sultâna çok dil dökdü. (Bu aydın, kültürlü ve basarılı vezîri sadr-ı a’zam yaparsanız, Ingiltere imperatorlugu ile Devlet-i aliyye arasındaki bütün anlasmazlıklar kalkar. Devlet-i aliyye ekonomik, sosyal ve askerî sâhalarda ilerler) diyerek halîfeyi aldatdı. 1262 [m. 1846] de sadr-ı a’zam olan mason Resîd pâsa, is basına gelir gelmez, 1253 de, hâriciyye nâzırı iken, Lord Redcliffe ile el ele verip, hâzırlamıs oldugu ve 1255 de i’lân etdigi (Tanzîmât) kanûnuna istinâd ederek, büyük vilâyetlerde mason locaları açdı. Câsûsluk ve hiyânet ocakları çalısmaga basladı. Gençler, din câhili olarak yetisdirildi. Londradan alınan plânlarla, bir yandan idârî, zirâî, askerî degisiklikler yapdılar. Bunlarla gözleri boyadılar. Öte yandan da, Islâm ahlâkını, ecdâd sevgisini, millî birligi parçalamaga basladılar. Yetisdirdikleri kimseleri isbasına getirdiler. Bu senelerde Avrupada, fizik, kimyâ üzerinde dev adımlar atılıyor. Yeni buluslar, ilerlemeler oluyor. Büyük fabrikalar, teknik üniversiteler, modern harb vâsıtaları kuruluyordu. Osmânlılarda bunların hiçbiri yapılmadı. Hattâ, Fâtih devrinden beri med- – 100 – reselerde okutulmakda olan fen, hesâb, hendese, astronomi derslerini büsbütün kaldırdılar. Din adamlarına fen bilgisi lâzım degildir diyerek, bilgili âlimlerin yetismelerine mâni’ oldular. Sonradan gelen Islâm düsmanları da, din adamları fen bilmez, din adamları câhildir, gericidir diyerek müslimân yavrularını Islâmiyyetden uzaklasdırmaga çalısdılar. Islâmiyyete ve müslimânlara zararlı olan, islâmiyyetin ögrenilmesine mâni’ olan seylere asrîlik, ilericilik dediler. Çıkardıkları her kanûn müslimânların, devletin aleyhine idi. Vatanın asl sâhibi olan müslimân türkler, ikinci sınıf vatandas hâline getirildi. Askere gitmeyen müslimânlara, çok kimsenin ödeyemiyecegi büyük bir para cezâsı getirilmisken, gayr-i müslimlerden çok cüz’î bir para alındı. Bu vatanın evlâdları, Ingilizlerin tezgâhladıkları harblerde sehîd olurken, Resîd pâsanın ve yetisdirdigi masonların oyunları netîcesinde, memleketin sanâyi’ ve ticâreti gayr-i müslimlerin ve masonların eline geçdi. Ingilizler, Rus çarı birinci Nikolanın, Kudüsde katoliklere karsı ortodoksları ayaklandırdıgını ileri sürerek, Rusların Akdenize inmesini istemeyen Fransa imperatoru üçüncü Bonapartı da, Türk-Rus Kırım Harbine sürüklediler. Kendi çıkarları için yapdıkları bu isbirligi, Türk milletine, mason Resîd pâsanın diplomatik zaferleri olarak tanıtıldı. Düsmanların bu yaldızlı reklâmlar ve sahte dostluklarla örtmege çalısdıkları imhâ hareketlerini, herkesden önce anlıyan sultân, çok zemân serâyında hüngür hüngür aglardı. Memleketi, milleti kemiren düsmanlara karsı koymak için tedbirler arar ve ALLAHü teâlâya yalvarırdı. Bu sebeble, mason Resîd pâsayı, bir kaç kerre sadr-ı a’zamlıkdan uzaklasdırdı ise de, kendisine (koca), (büyük) gibi ismler takan bu kurnaz adam, rakîblerini devirip, tekrar isbasına gelmesini becerirdi. Ne yazık ki, sultân keder ve üzüntüsünden tüberküloza yakalanıp genç yasında vefât etdi. Sonraki senelerde, devlet koltuklarını kapısanlar ve üniversite hocalıklarına, – 101 – mahkeme baskanlıklarına getirilenler, hep mason Resîd pâsanın yetisdirmeleridir. Böylece (Kaht-ı ricâl) devri açılmasına ve Osmânlılara (Hasta adam) denilmesine sebeb oldu. Iktisâd profesörlerinden Ömer Aksu, 22 Ocak 1989’da Türkiye gazetesinde nesr edilen beyânatında, (Bizde batılılasma hareketinin baslangıcı olarak 1839 Tanzîmât fermânı gösterilir. Biz batıdan almamız gereken seyin teknoloji oldugunu, kültürün ise, millî olması gerekdigini görememisiz. Batılılasma hareketine, hıristiyanlıgı benimseme olarak bakmısız. Mustafâ Resîd pâsanın Ingilizlerle yapdıgı ticâret anlasması, sanâyi’lesmemize en büyük darbeyi vurmusdur) demekdedir. Osmânlı imperatorlugunda, Iskoç masonlarının hâkimiyyeti devâm etdi. Pâdisâhlar sehîd edildi. Vatanın ve milletin hayrına olan her ise karsı çıkıldı. Isyânlar, ihtilâller birbirini ta’kîb etdi. Bu vatan hâinleri ile en büyük mücâdeleyi yapan Cennet mekân Sultân Abdülhamîd hân-ı sânî oldu. Bunun için, masonlar tarafından (Kızıl Sultân) i’lân edildi. Sultân Abdülhamîd, imperatorlugu iktisâden yükseltiyor, pek çok mektebler ve üniversiteler açıyor, memleketi i’mâr ediyordu. Viyanadan baska bir esi Avrupada bulunmıyan modern tıp fakültesi yapdırdı. 1293 [m. 1876] de Siyâsal bilgiler fakültesi yapıldı. 1297 de Hukuk fakültesi ve Sayıstayı kurdu. 1301 de yüksek mühendis mektebi ve yatılı kız lisesi kurdu. Avrupaya tahsîl için giden talebelerin masonlar tarafından aldatılmalarına mâni’ olmak için, Avrupalı profesörler ve fen adamlarını, çok yüksek maâs vererek Istanbula getirtdi. Bu üniversitelerde ders verdirdi. Kız talebelerin de, bu hocalardan fen dersleri okumasını te’mîn etdi. Vatanına, milletine, dînine baglı ilm ve fen adamları yetisdirdi. Terkos gölünün suyunu Istanbula getirtdi. Bursada ipekcilik mektebini, Istanbulda Halkalı zirâat ve baytar mektebini açdırdı. Hamidiyye kâgıd fabrikası, Kadıköy havagazı fabrikası ve Beyrut limanı rıhtımını yapdırdı. Osmân- – 102 – lı sigorta sirketini kurdurdu. Eregli, Zonguldak kömür ocaklarını te’sîs etdi. Akl hastahânesi ve Sislide Hamidiyye Etfâl hastahânesi ve Dâr-ül-acezeyi yapdırdı. Orduyu yeniden kuvvetlendirdi. Zemânında dünyânın en büyük kara ordusunu te’sîs etdi. Eski gemileri Halice çekip, Avrupada yeni yapılan üstün evsâflı kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi. (Istanbul-Eskisehir-Ankara) ve (Eskisehir-Adana-Bagdâd) ve (Adana-Sâm-Medîne) demiryollarını te’sîs etdi. Osmânlı devletinde, dünyânın en büyük ve en uzun demiryolu sebekesi kuruldu. Cennet mekânın bu eserleri bugün bile ayakdadır. Bugün tren ile seyâhat edenler, bir basdan bir basa memleketdeki bütün tren istasyonlarının Abdülhamîd hânın yapdırdıgı istasyonlar oldugunu iftihâr ile görür. Yehûdîler, Ingilizlerin himâyesi ve tesvîki ile Filistin topraklarında bir yehûdî devleti kurmak istiyorlardı. Bu tehlikeyi ve siyonistlerin fe’âliyyetlerini va arzûlarını da çok iyi bilen Abdülhamîd hân, Filistin topragından yehûdîlere satılmamasını emr etdi. Dünyâ siyonizm teskilâtının reîsi Theodor Herzl ve Haham Mose Levi, sultân Abdülhamîdi ziyâret ederek, yehûdîler için toprak satmasını istediler. Sultânın cevâbı, (Dünyânın bütün devletleri ayagıma gelseler ve bütün hazînelerini dökseler, size bir karıs yer vermem. Ecdâdımın kanlarıyla aldıkları ve bugüne kadar muhâfaza edilen bu vatan, para ile satılmaz), olmusdur. Yehûdîler, ittihât ve terakkî fırkası ile isbirligi yapdılar. Bütün ser güçler, sultâna karsı birlesdiler. 1327 [m. 1909] de tahtdan indirerek, bütün müslimânları öksüz bırakdılar. Ittihât ve terakkînin basında bulunanlar, din düsmanlarını ve masonları devletin en yüksek mevkı’lerine getirdiler. Hattâ, Seyh-ül-islâm yapdıkları Hayrullah ve Mûsâ Kâzım bile mason idi. Memleketi kana buladılar. Bu Ingiliz usaklarının sebeb oldukları, Balkan, Çanakkale, Rus ve Filistin cephelerinde, hâince, alçakca hâzırlanmıs Ingiliz plânları ile, Abdülhamîd hânın yetisdirmis oldugu, – 103 – dünyânın birinci kara ordusu yok edildi. Yüzbinlerce vatan evlâdı sehîd edildi. Ingilizlerin hîleleri ile, devletin basına geçen masonlar, vatanın en çok birlige ve müdâfe’aya muhtaç oldugu bir zemânda, milleti sâhibsiz bırakıp kaçdılar. Hâin olduklarını böylece de isbât etdiler. Osmânlı imperatorlugunda açılan misyoner mekteblerinde ve kiliselerde aldatılan gayr-i müslim vatandaslar, Osmânlıya karsı ayaklandırıldı. Mekteblere muallim ve kiliselere papaz ismi ile Avrupadan gelen siyâh cübbeli câsûslar, gazeteciler, her geldikleri yere para, silâh ve fitne getirdiler. Büyük isyânlar oldu. Târîh sahîfelerinde, insanlık lekesi, vahseti olarak duran, Ermeni, Bulgar ve Yunan mezâlimi yapıldı. Yunanlıları Izmire tasıyanlar da Ingilizlerdi. ALLAHü teâlâ, Türk milletine merhamet buyurarak, büyük bir istiklâl mücâdelesi sonunda, bugünkü güzel vatanımız kurtarılabildi. Osmânlı devleti parçalanınca, dünyâ birbirine girdi. Osmânlı imperatorlugu tampon gibi bir devletdi. Müslimânlar için bir hâmî ve kâfirlerin birbirlerine girmemesi için de, bir mâni’ idi. Sultân Abdülhamîd hândan sonra, hiç bir memleketde râhat ve huzûr kalmadı. Avrupa devletlerinde, birinci cihân harbinde, sonra ikinci cihân harbinde, dahâ sonra da komünizm istîlâsı ve zulmü altında, kan ve katl-i âm hiç bitmedi. Ingilizlerle birlesip Osmânlıları arkadan vuranlar, hiç râhat yüzü görmediler. Sonra yapdıklarına pismân oldular. Hattâ, hutbeleri tekrar Osmânlı halîfesi adına okutmaga basladılar. Ingilizler tarafından Filistine Isrâîl devleti kurulunca, Osmânlıların kıymeti anlasıldı. Filistinlilerin Isrâîl zulmü altında hangi vahsetlere ugradıklarını gazeteler yazıyor, dünyâ televizyonları gösteriyor. 1990 senesinde, Mısr hâriciye nâzırı Ismet Abdülmecîd, (Mısr en râhat ve huzûrlu günlerini, Osmânlılar zemânında yasadı) demisdir. Hıristiyan Avrupa devletlerinin ve Amerikanın men- – 104 – fe’atinin bulundugu her yerde, hıristiyan misyonerleri bulunur. Misyonerler, hıristiyanlıgı yaymak, hâsâ tanrı dedikleri Îsâ aleyhisselâma hizmet, huzûr, sulh ve sevgi ******ürmek gibi sözler arkasına gizlenmis, menfe’at avcıları, huzûr bozuculardır. Dahâ mühim vazîfeleri ise, gitdikleri memleketleri hıristiyan devletlerine baglamakdır. Misyonerler gidecekleri memleketin dillerini, örf ve âdetlerini gâyet iyi ögrenirler. Her gitdikleri devletin siyâsî, askerî, cogrâfî, iktisâdî ve dînî yapısını en ince teferruâtına kadar ögrenerek, hıristiyan devlete jurnal ederler. Her yerde, kendilerine dost olacak kimseleri bulur ve bunları satın alırlar. Bu kimseler, yerli ehâlînin ismlerini tasır, fekat yâ hıristiyanlasdırılmıs bir câhil veyâ satın alınmıs bir hâindir. Misyoner olacak kimse, vazîfe görecegi memleketde yetisdirilir veyâ o memleketde yetismis bir misyoner tarafından yetisdirilir. Mason Resîd pâsanın hâzırladıgı, (Gülhâne Fermânı) ndan sonra, Osmânlı devletindeki misyoner fe’âliyyetleri artdı. Anadolunun en güzel yerlerine kolejler açıldı. Fermândan yirmi bir sene sonra, Harputda, 1276 [m. 1859] da (Fırat Koleji) açıldı. Bu binâ yapılırken hiç bir masrafdan kaçınılmadı. Bu arada misyonerler, Harput ovasında 62 merkez kurmuslardı. 21 kilise yapılmısdı. Altmısaltı ermeni köyünden 62’sinde misyoner teskilâtı kurulmus ve her üç köy için bir kilise yapılmısdı. Yediden yetmise, bütün ermeniler müslimânlara ve Osmânlıya karsı düsman edilmisdi. Misyoner kadınlar da, ermeni kadınlarını ve kızlarını bu husûsda yetisdirmek için, büyük gayret sarf etmislerdi. Meshûr kadın misyoner Maria A.West, dahâ sonra nesr etdigi (Romance of Mission) kitâbında, (Ermenilerin rûhuna girdik, hayâtlarında ihtilâl yapdık) demekdedir. Bu fe’âliyyet ermenilerin bulundugu her yerde yapıldı. Gâziantepde, (Antep Koleji) ve Merzifonda, (Anadolu Koleji), Istanbulda ise (Robert Koleji), bunların baslıcalarındandır. Meselâ Merzifon – 105 – Kolejinde, hiç Türk talebe yokdu. 135 talebeden 108’i ermeni, 27’si de rumdu. Bunlar leylî [yatılı] olarak Anadolunun her yerinden toplanmıs talebelerdi. Müdîri, digerlerinde oldugu gibi, bir râhibdi. Bu arada, Anadolu kaynamaga basladı. Ermeni komiteciler, müslimânları insâfsızca katl ediyor, müslimân köyleri yakıyor, vatanın bekçisi ve sâhibi Osmânlıya hayât hakkı tanımıyordu. Bu ermenilerin ta’kîbi sonucu, 1311 [m. 1893] senesinde yapdıkları büyük katl-i âmlarda komitacıların bu kolejde yuvalandıkları, bütün fe’âliyyetlerinin hâzırlıgını burada yapdıkları ve reîslerinin Kayayan ve Tumayan adlı kolej muallimleri oldugu ortaya çıkarıldı. Bunun üzerine misyonerler, bütün dünyâyı ayaga kaldırdılar. Bu iki hâin ermeniyi kurtarmak için, Amerikada ve Ingilterede çok büyük nümâyisler tertîb etdiler. Bu sebeb ile, Ingiltere ile Osmânlı devletinin arası açıldı. Isin tuhafı, 1893 de, Ingiliz misyonerlerin tertîb etdigi bu nümâyislerde Merzifon Anadolu Kolejinin müdîri de, Londrada bunların içinde idi. Anadoluda, müslimânlara karsı yapılan katl-i âmlar, hıristiyan kitâblarında aksine çevrilerek, yazıldı. Bu yalanlardan biri, Beyrûtda hâzırlanan (El-müncid) arabî lugat kitâbında, Mer’as kelimesinde yazılıdır. Gâzî antebin sâbık defter-i hâkânî memûru Eyyüb Sabri efendinin 1978 de Istanbulda nesr edilen (Esâret hâtıraları) kitâbında diyor ki, (Ingilizlere göre, müslimânlara zulm ve hakâret etmek, millî bir vazîfedir. Yirmibinden fazla müslimân esîrin 1919 da, Mısrın Abbâsiyye hastahânesinde gözleri oyulmus, kolları, ayakları kesilmisdir. Esîrleri anadan dogma soyarak, ingiliz binbasının önünden geçirirlerdi. Esîrler arasından, hoca Abdüllah efendi, hiç olmazsa edeb yerlerimizi mendil ile örtmeye izn verin diyerek, çok yalvardı. Izn vermediler. Alay etdiler. Yafa belediye reîsi Ömer Baytar efendi ve Akkâ mebûsu ve dördüncü ordu müfettisi Es’ad Sâkir efendi ve bir çok âlim ve serîfler ve Nablüs idâre meclîsi a’zâsından Seyfeddîn efendi de aramızda idi. Geçmis asrlar- – 106 – daki vahsetler ve Engizisyon zulmleri, ingilizlerden çektigimiz iskenceler yanında hiç kalır. Dünyâda hiçbir milletin yapamıyacagı zilleti, alçaklıgı, ingilizler yapdılar). Misyonerler 1893 senesinde ermeni vatandaslara 3 milyon Incîl [Kitâb-ı mukaddes] ve 4 milyon hıristiyanlıga âid diger kitâblardan dagıtdı. Buna göre, yeni dogan çocuklar da dâhil, her ermeniye 7 kitâb verilmis demekdi. Sâdece Amerikan misyonerleri senede 285.000 dolar harcıyorlardı. Misyonerlerin bu muazzam parayı, din gayreti ile harcadıklarını düsünmek de saflık olur. Çünki, misyonerler için din bir ticâretdir. Bu parayı Anadoluya, Islâmı yıkmak, Osmânlıyı ortadan kaldırmak için sarf eden misyonerler, Türkler, ermenileri katl ediyor, onlara yardım edelim propagandaları ile, yüzlerce mislini toplamıslardı. Yine o senelerde, kolejlerde, kiliselerde, misyonerlerin aldatması ve tesvîki ve ingiliz ordusunun muazzam yardımı ile, rum vatandaslar da, Atinada ve Yeni-sehrde isyân ederek, yüzbinlerce müslimânı, çocuk, kadın demeden, vahsiyâne katl etdiler. Bu isyân, Edhem pâsanın emrindeki kuvvetlerle, 1313 [m. 1895] senesinde tenkil [men’ ve izâle] edildi. Bu zafer, yalnız yunanlılara karsı degil, bunları kıskırtan ingilizlere karsı kazanıldı. Ingiltere devletini idâre eden üç temel unsur, (Kral, Parlamento ve Kilise, ya’nî West Minister)dir. 918 [m. 1512] senesine kadar parlamento ve kralın serâyı, West Ministerin içerisinde idi. 1512 deki büyük yangından sonra kral (Buckingham Serâyına) tasınmıs ve parlamento ile kilise aynı çatı altında kalmısdı. Ingilterede kilise ile devlet iç içedir. Kral ve kraliçelere, kilisede bas papaz tarafından taç giydirilir. Ingiliz merkez istatistik bürosu tarafından yayınlanan (Cem’iyyet temâyülleri) ismli rapora göre, her yüz Ingiliz bebekden yirmi üçü, gayr-i mesrû’ iliskiler sonu- – 107 – cu dünyâya gelmekdedir. 7 Mayıs 1990 târîhli bir Istanbul gazetesinin, Ingiliz polis kurumu Scotland Yard tarafından nesr edilen istatistige dayanarak verdigi haberde, Londrada can güvenliginin kalmadıgı, bilhâssa kadınlar için, çok tehlikeli bir sehr hâline geldigi bildirilmekdedir. Ingiliz polisinin raporuna göre, son on iki ayda, basda ırza tecâvüz ve soygun olmak üzere, bütün suçlarda artıslar olmusdur. Bütün dünyâda ve bütün dinlerde âile, mesrû olarak kadın-erkek berâberligidir. Iki erkegin livâta yapmasını, Ingiliz kanûnları himâye etmekdedir. 12 Kasım 1987 târîhli bir Istanbul gazetesinde, (Ingiliz ordusunda skandal) baslıklı haberde, kraliçe ikinci Elizabethin muhâfız alayına yeni katılan erlerin ırzlarına, nâmûslarına tecâvüz edildigi ve sadistçe iskence yapıldıgı yazılıdır. 28 Aralık 1990 târîhli Türkiye gazetesinde nesr edilen bir arastırma yazısında, Ingiltere kiliselerinde bile Lûtî sayısının % 15’i buldugu, Lordlar ve Avam kamarasında ise, bu sayının, dahâ da yükseldigi bildirilmekdedir. Ahlâksızlık, Ingiliz kabinesine kadar sıçramıs, Profümo skandalı gibi hâdiseler ortaya çıkmısdır. Avrupada Lûtîlerin teskîlatlandıgı ilk ülke, Ingilteredir. Bu ahlâksızlıkların yapıldıgı yerlerde bile, Ingilizin Islâm düsmanlıgı göze çarpar. Londranın arka sokaklarında fuhus, livâta ve her dürlü rezâletin yapıldıgı yerler, Islâmiyyetde mübârek olan yesil renk ile boyandıgı gibi, bu habâset yuvalarının kapısına (Mekke) levhası asılmısdır. Ingiliz (Guardian gazetesi), 200 bin kız çocugunun bülug çagına gelince, babası tarafından tecâvüz edildigi için, mahkemeye mürâce’at ederek, koruma istedigini yazmısdır. BBC televizyonu ise, haberinde, mahkemeye sikâyet etmiyenlerin 5 milyon olarak tahmîn edildigini söylemisdir. Ingiltere, toprak dagılımı bakımından da, dünyânın en – 108 – adâletsiz yapısına sâhibdir. Ingiliz köylüsünün, toprak reformları için, Lordlarla verdigi mücâdeleler, târîhlerde yazılıdır. Bugün bile, Ingiltere topragının % 80’inin imtiyazlı sınıf denilen azınlıgın elinde oldugu bir hakîkatdir. 31 Mayıs 1992 pazar târîhli Türkiye gazetesinde diyor ki, (Ingilterede iktisâdî tahrîbât sebebi ile, hâsıl olan issizlik ve sefâlet, intihârları artırmakdadır. Ingiliz tıb mecmûası (British medical) deki, Oksford hastahânesi iki doktorunun tedkîkinde, her sene yüzbin ingilizin intihâra tesebbüs etdigi, bunlardan 4500 ünün öldügü tesbît edilmisdir. Bunların yüzde 62 si genç kızdır). Jetleri, bombaları, füzeleri ile, her sene yüzbinlerce müslimânı sehîd eden, yüzbin vatandasını da, intihâra sevk eden, ingilizler gibi hâin, zâlim, vahsî bir devlet görülmemisdir. Irlanda ise, Ingilterenin basına belâ olmusdur. Kendi kazdıkları hıyânet çukurlarına, kendilerinin düsdügü günleri insâALLAH hep berâber görecegiz. Kitâbımızın ikinci kısmını, mübârek ismi ile bereketlenmek için, Ingilizler hakkında, efrâdını câmi’, agyârını mâni’ en güzel ta’rîfi yapmıs olan, Seyyid Abdülhakîm Arvâsînin “rahmetullahi aleyh” su sözleriyle bitiriyoruz: (Islâmın en büyük düsmanı Ingilizlerdir. Islâmiyyeti bir agaca benzetirsek, baska kâfirler, fırsat bulunca, bu agacı dibinden keser. Müslimânlar da, bunlara düsman olur. Fekat, bu agaç bir gün filiz verebilir. Ingiliz böyle degildir. Bu agaca hizmet eder. Besler. Müslimânlar da, onu sever. Fekat, gece kimse anlamadan köküne zehr sıkar. Agaç öyle kurur ki, bir dahâ süremez. Vah vah çok üzüldüm, diyerek müslimânları aldatır. Ingilizin, Islâma böyle zehr salması demek, para, mevkı’ ve kadın gibi, nefsânî arzûlar karsılıgında satın aldıgı yerli münâfıkların, soysuzların elleri ile, Islâm âlimlerini, Islâm kitâblarını,

[/indent]


User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 


Basit Görünüm Tarih : 8th February 2012 - 22:48



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.