 |
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
|
  |
II. Müslümanların İhtilaf Etmelerinin Sebepleri |
|
|
|
|
Sep 27 2009, 14:26
|
Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
II. Müslümanların İhtilaf Etmelerinin Sebepleri:
Müslümanlar, itikadî, siyasi ve fıkhî konularda ihtilaf edip mezheplere aynlmışl ardır. İhtilaf ediş sebeplerini izah etmeden önce şu iki hususu belirtelim.
1) Müslümanlar hiçbir zaman dinin temel prensiplerinde ihtilaf etmemişlerdir. Mesela; Allahu Tealâ'mn birliği, Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ALLAH'ın peygamberi olduğu, Kur'an-ı Kerim'in ALLAH tarafından gönderildiği, O'nun, peygamberin en büyük mucizesi olduğu, müslümanların, Kur'an-ı Kerim'i mütevatir yolla nesilden ue-sile aktardıkları, beş vakit namaz, zekât, hac ve oruç gibi ibadetlerin ifa ediliş şekli hususunda herhangi bir ihtilaf meydana gelmemiştir.
Umumî bir ifade ile, îslâmın temel prensiplerinin herhangi birisi hakkında veya içkinin, domuz etinin, ve leşin haram oluşu ile miras hakkındaki umumi esaslar gibi dinin kesin olarak bilinen hususlarında hiçbir ihtilaf olmamıştır. Sadece dinin temel prensipleri ve genel kuralları dışında kalan fer'î meselelerde ihtilaf edilmiştir.
2) Şüphesiz ki müslümanlar arasında siyasi ve itikadı meseleler hakkında görülen ihtilaf, şer den başka bir şey değildi. Bu hususta Buharî, Zeyneb bint-i Cahş'in şöyle dediğini rivayet eder: «Birgün Resulullah (S.A.V), yüzü kıpkırmızı olarak uykudan uyandı ve şöyle dedi: La ilahe illallah, yaklaşan felaketten dolayı vay Arapların haline!»[16]
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu (hadisti şerifle, kendisinden sonra müslümalnar arasında meydana gelecek olan ihtilaflara işaret buyurur. Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurur: «Yahudiler yetmişbir fırkaya ayrılmış, Hristiyanlar da yetmişiki fırkaya ayrılmışlardır. Ümmetim ise yetmişüç fırkaya ayrılacaktır.»[17] Hadis âlimleri çeşitli şekillerde rivayet edilen bu hadisin sahih olduğunu söylemişlerdir. Mukbilî, -El alemûşşamih» adlı kitabında şöyle der: «Ümmetin yetmiş fırkaya ayrılacağına dair zikredilen hadisin bir çok rivayetleri vardır. ,Bu rivayetler birbirine destek olmakta, dolayısıyla hadisin ifade ettiği hadisenin meydana geleceğinde hiçbir tereddüd bırakmamıştır.»
İtikadı meseleler hakkında ihtilaf etmenin kötü ve şer olmasına mukabil, Kitap ve sünnette hükmü bulunan mevzular dışındaki meselelerde meydana gelen fıkhi ihtilafların kötü olmadığını beyan etmemiz gerekir. Evet, fıkhi ihtilaflar şer olmayıp bilakis, Kitap ve sünnetin mânâlarını iyice anlamaya ve onlardan çıkarılacak kıyaslamalara vesile olmuştur. Aslında bu ihtilaf müslümanların bölünmesine vesile olmamış, sadece görüş ayrılığı noktasında kalmıştır. Her fıkıhçı, diğer fıkıhçınm ulaştığı güzel görüşlerden istifade etmiş, onlara bazan tamamen katılmış bazan da karşı çıkmıştır.
Enıevî halifelerinden Ömer b. Abdülaziz'in Sahabe-i Kiram'ın fer'î meselelerde ihtilaf etmeleri çok hoşuna giderdi, de şöyle derdi: «Resulullah (S.A.V.)'in ashabının ihtilaf etmemeleri bence hoş olmazdı. Çünkü onlar bir tek görüş üzerinde birleşmiş olsalardı insanlar zor durumda kalırlardı. Sahabe-i Kiram, kendilerine uyulan önderlerdir. Bir kimse onlardan herhangi birinin sözünü alırsa, o söz o kişi için sünnet gibidir.»[18]
Burada, herhangi bir kimse : «Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ümmetini gecesi, gündüzü kadar aydınlık olan apaçık bir doğru yol üzerinde bıraktığı, onlara sımsıkı sarıldıkları takdirde asla sapmayacakları, ALLAH'ın kitabını ve Resullulah'ın sünnetini bıraktığı halde, müslümanlar niçin ihtilaf ettiler?» diye soracak olursa'bunun cevabı şudur: İhtilaf etmelerinin birçok sebebi vardı. Genelde ise ihtilaf iki kısımdır:
a) İslâm ümmetini parçalamayan ve onları birbirine düşürmeyen ihtilaf.
b) İslâm ümmetini parçalayan, onun birlik ve beraberliğini bozan ihtilaf. Bu da siyasi sahada veya iktidar meselesinde meydana gelen ihtilaftır.
Şimdi bu ihtilaf sebeplerinden bazılarını görelim :[19]
1) Arap Irkçılığı
Bu, ihtilaf sebeplerinden biridir. Hattâ İslâm ümmetini parçalayan ihtilafların nüvesini teşkil eder.. îslâm, Kur'an-ı Kerim ve sünnet hükümleriyle ırkçılığa karşı büyük bir savaş açmıştır. Bu hususta ALLAH Tealâ şöyle buyurmaktadır; «Ey insanlar muhakkak ki sizi bîr erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasmız diye sizi, milletlere ve kabilelere ayırdık. Elbette ki ALLAH nezdinde en şerefli olanınız, ondan en çok korkanınızdır...»[20] Peygamber Efendimiz (S. A.V.) de bir hadîs-i şerifinde «Irkçılığa davet eden bizden değildir. Irkçılık için ölen bizden değildir.» buyurmuştur. Diğer bir hadis-i şerifinde de «Şüphesiz ki ALLAH Tealâ sizlerden cahiliyet sıkıntılarını ve cahiliyet döneminin, atalarla Övünme âdetini kaldırdı. İnsanlar ya takva sahibi bir mümin veya günahkâr bir fâcirdir. Siz, Âdemoğullarısınız, Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Bir kısmı adamlar, cehennemin kömürlerinden olan kavimlerle övünmeyi artık bıraksınlar. Aksi halde ALLAH katında onlar, burnuyla pislikleri itip gotüren pislik böceklerinden daha âdi olurlar.»[21] Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: «Ey insanlar iyi bilin ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. îyi bilin ki Arabın, Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kızıl derilinin siyaha, siyahın kızıl deriliye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak ALLAH'dan korkma iledir.» "[22]
Evet, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in devrinde ırkçılık, bu açık delillerle ortadan kaybolmuştur. Şehid Halife Hz. Osman'ın devrine kadar su yüzüne çıkamamıştı. Bu halifenin son dönemlerinde kuvvetli ve korkunç bir şekilde ortaya çıktı. Irkçılığın ortaya çıkışı önce Emevilerle Haşimîlerin, daha sonra da Haricilerle başkalarının arasında görülen ihtilaflarında büyük bir etkisi vardı. Hariciye mezhebi Mudar kabileleri arasında yayılmayıp, Rabia kabilelerinin arasında yayılmıştı. Rabia kabileleri ile Mudar kabilelerinin arasındaki ihtilaflar, cahiliyet devrinde çok meşhurdu. îslâm gelince bu ihtilafları ortadan kaldırdı. Ne var ki Hariciye fırkasmda yeniden ortaya çıktı.[23]
2) Hilafet Anlaşmazlıkları:
Siyasî ihtilaflara yol açan en önemli sebeplerden biri de, İslâm ümmetini idare etmek için Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'e kimin daha iyi halife olacağı meselesidir. Bu ihtilaf, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) 'in vefatından hemen sonra ortaya çıkmış, Medine'nin yerlileri olan ensar, «Peygamberi biz barındırdık, ona biz yardım ettik, halife olmaya biz daha layıkız.» diyor. Mekke'den Medine'ye hicret eden muhacirler ise «Biz daha önce müslüman olduk, halifeliğe bia daha layıkiz» diyorlardı. Fakat, ensarın kuvvetli imanı, ihtilafı sona erdirdi. Artık ondan ortada hiçbir eser kalmadı. Ne varki ihtilaf daha sonra yeniden alevlendi ve başka bir şekilde tekrar ortaya çıktı. Halife olma hakkı, Kureyş'in hepsine mi aittir? Yoksa sadece Hz. Ali ve evladına mı aittir? Yahutta bu hak herhangi bir kabile ve aile ayırdetmeksizin, bütün müslümanlara mı aittir? Çünkü bütün müslümanlar ALLAH katında eşittir. Bu hususta ALLAH Tealâ şöyle buyurur : «Şüphesiz ki ALLAH katında en üstününüz, ondan en çok kor-kanınızdır.»[24] Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de şöyle buyurur: «Ey insanlar, iyi bilin ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. İyi bilin ki Arabin, Arap olmayana, Arap olmayanın Arab'a, kızıl derilinin siyaha, siyahın kızıl deriliye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak ALLAH'dan korkma iledir.»[25] Bu ihtilaflar sebebiyle müslümanlar, Havaric, Şia gibi guruplara ayrılmışlardır.[26]
3) Müslümanların, Eski Din Mensuplarından Birçoğuna Komşu Olmaları Ve Eski Din Sahiplerinden Bir Kısmının İslama Girmeleri:
Eski dinlerin mensuplarından birçoğu İslâm dinine girdi. Yahudiler, Hristiyanlar ve ateşperestler müslüman oldu. Bunlar îslâma girdiklerinde eski dinlerinden kafalarında kalan düşüncelerini tamamen söküp atamamışlardı. Çünkü bu düşünceler onların hislerine hakim olmuştu. îşte bu sebeple onlar İslâmî meseleleri eski inançlarının ışığı altında mütalâa ediyorlardı. Müslümanlar arasında, eski dinlerinde münakaşa konusu olan «Kulun, yaptığı işlerde serbest veya mecbur olması, (cebir ve ihtiyar), ALLAH Tealâ'nın sıfatlarının, zatının aynı veya gayri olduğu» gibi meseleleri yaymaya çalışıyorlardı.
Şu gerçeği de ifade etmemiz gerekir ki, eski din mensuplarından îslâma girenlerden, eski dinlerinden kafalarında bir takım kalıntılar bulunmasına rağmen, samimi olarak îslâmı kabullenenler yanmda görünüşte İslama giren fakat gerçekte onu kabul etmemiş, sadece müslümanlann dini ile oynamak ve onların arasında sapık fikirleri yaymak için İslâm'a giren kişiler de vardı. Bunun içindir ki Müslümanlann arasında zındıklar ve diğer sapıklar gibi yıkıcı düşünceleri yayan kişiler de bulunmuştur. Bu hususta îbn Hazm «El Fisal» adlı eserinde şu hususları zikretmektedir.
«Bu guruplardan çoğunun, İslâm dininden çıkış sebebi şu idi: Farslar (İranlılar) geniş bir ülkeye sahiptiler, bütün milletler üzerinde nüfuzları vardı, kendilerini çok beğenirlerdi. Kendilerini «hür» ler ve diğer insanları da kendilerine «köle» kabul ediyorlardı. Çok küçümsedikleri Araplar tarafından devletlerinin yok edilmesi onlara çok ağır geldi. Büyük bir felakete uğramış gibi oldular. Bu nedenle çoğu zaman İslama karşı tuzaklar kurdular ve savaştılar. Her teşebbüslerinde de ALLAH Tealâ hakkı galip getirdi. Farslardan bazıları görünüşte müslüman oldu. Ehl-i Beyti sevdiklerini ve Hz. Ali'ye yapılan zulümlere karşı çıktıklarını iddia ederek Şiileri kendilerine çekmeye çalıştılar. Nihayet onları İslâm çerçevesinin dışına çıkardılar.»
İbn Hazm'den nakledilen bu sözler her nekadar Abdullah b. Sebe'ye tâbi olan Sebeiyye fırkası gibi sadece sapık bir Şii gurubunu misâl veriyorsa da benzeri birçok guruplar için de geçerlidir. Aslında her fırkada bu tiplerden bulmak mümkündü. Murtezilede îbn Ravendi, müşebbihe ve mücessimede benzerleri gibi.[27]
Müslümanlann ihtilafa düşme sebeplerinden biri de bu tercüme hareketi idi. Tercüme edilen felsefî eserlerin meydana gelen ihtilaflarda büyük bir tesiri görülmekte idi. Çünkü birçok felsefî eğilimler, kâinat, madde ve tabiat ötesi mevzulannda eski teoriler îslâmî düşünceye saldırmışlardır. İslâm âlimleri arasında bile eski felsefecilerin düşündüğü gibi düşünen ve onların yolunu tutan kişiler çıkmıştır. Abbasi devrinde Yunan ve Roma'da ortaya çıkan Sofistler gibi bir kısım şüpheci insanlar türemiştir. Bu düşünce tarzından çeşitli mezhepler meydana çıkmış, bunun dinî düşüncelerde bile etkisi görülmüştür. îslâmî inançlar hususunda, felsefeciler gibi düşünenler görülmüştür. Meselâ, Mutezilîler İslâmî inançlan isbat hususunda felsefecilerin metodundan hareket etmişlerdir.Bugün elimizde bulunan Îim-I kelam, gerek Mutezilîlerin metodu gerekse ehl-i sünnetin onlara cevap yermeleri şekliyle, bir takım mantıki kıyaslar, felsefî ta'lüler ve mücerred aklî incelemelerden başka birşey değildir.[28]
4) Birçok Kapak Meseleleri İncelemeye Girişmek:
îslâm âlimleri arasında, itikadı meseleleri ispat hususunda felsefi düşüncenin yayılması, îslâm âlimlerini, insan aklının kesin ve değişmez neticeler elde etmeye gücünün yetmediği meseleleri incelemeye sevketmiştir. Meselâ: ALLAH.Teala'nın sıfatlarının ispatı veya nefyi, ALLAH'ın kudreti yanında kulun kudreti ve benzeri meseleler bu kabildendir. Çünkü bu gibi meseleleri incelemek, ihtilaflar için büyük kapılar açar. Zira görüşler değişik olur, metodlar çeşitli olur, herkes, diğerinden başka bir tarafa yönelir. Belki de ilm-i kelamcıların ihtilaf ettiği mevzuların bir çoğu bu tip kapalı meselelerdir.[29]
5) Çeşitli Hikâyeleri:
Hikâyeler Hz. Osman (R.A.) devrinde ortaya çıkmış, Hz. Ali (R..A.) bunları hoş görmemiş, hattâ hikayecileri camilerden kovmuştur. Çünkü bunlar, insanların kafasına bir kısım hurafe ve efsaneler sokuyorlardı. Bunların bir kısmı tahrife uğrayan eski dinlerden kaynaklanıyordu. Emevîler devrinde ise hikayeciler çoğalmıştır. Bunlardan az bir kısmı dürüst insanlar olduğu halde çoğu kötü kimse lerdi. Belki de tefsir ve îslâm tarihi kitaplarına birçok Israiliyatın giriş sebebi bu hikâyelerdir.
Bu asırda ortaya çıkan bütün hikâyeler, henüz olgunlaşmamış ve çeşitli meclislerde anlatılan bir takım ilkel düşüncelerdi. Bunların, ihtilafa sebep olacakları pek tabii idi. Özellikle hikayeci, herhangi bir mezhep sahibinin veya bir düşünce liderinin yahut bir hüküm darın taraftarı olur da diğer bir hikayeci de bir başkasının taraftar olursa, elbetteki bunların sebep oldukları ihtilaf, halk tabakasın? da sıçrar ve çok kötü neticelere gotürür.
Nitekim çeşitli îslâmî dönemlerde bu neticeler fiilen görülmüştür.[30]
6) Kur'an-ı Kerim'de Mânâsı Kesinlikle Anlaşılamayan Müteşabih Âyetlerin Bulunması:
ALLAH Teaîâ bir âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: «Sana kitaî. indiren O'dur. O'nun bir kısmı âyetleri muhkemdir,
mânâsı açıktı Bu âyetler, kitabın esasıdır. Diğer bir kısım âyetleri de müteşabîhti: anlaşılması güçtür. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve arzularına göre açıklamak nîyetiyle müteşabih olanlarına Oysa bunların açıklamasını sadece ALLAH bilir, llteıde İler! miş olanlar ise, «Biz bunlara iman ettik, hepisi rabbimizin katındadır» derler. Bunları ancak akıl sahipleri düşünür.»[31] Bu âyet-i Kerime ile Kur'an-ı Kerim'de müteşabih âyetlerin bulunduğu ifade edilmektedir. Bunlar vasıtasıyla, ALLAH Tealâ müminlerin imanlarında samimi olup olmadıkları hususunda onları imtihan etmektedir. Bu gibi âyetlerin var oluşu, âlimlerin, Kur'an-ı Kerim'de bulunan mâ-teşabih âyetler üzerinde ihtilaf etmelerine sebep olmuştur. Birçok zeki âlimler bunları te'vil etmeye ve gerçek mânâlarını anlamaya çalışmışlar ve te'vil ederken de kendi aralarında ihtilafa düşmüşlerdir. Diğer bir kısım âlimler ise bu gibi âyetleri te'vil etmeye girişmemişler bu hususta susmayı tercih etmişler ve şu âyetle ALLAH'a (C.C.) duada bulunmuşlardır. «Onlar «Rabbimizî bizi hidayete erdirdikten sonra kalbimizi haktan çevirme. Bize kendi katından rahmet ihsan et Şüphesiz ki sen, çok bağışta bulunansın.»[32] derler.[33]
7) Metinlerden Dinî Hükümler Çıkarmak:
İslâm şeriatının bulanmayan temiz kaynağı, ALLAH Tealânm kitabı olan Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'in sünnetleridir. Metinler sınırlı, hâdiseler sınırsızdır. Meydana çıkan her olay için dinî bir hüküm bulmak gerekmektedir. Metinler, umumi hükümleri kapsamakta, teferruata dair her zaman nass bulunamamaktadır. Bu sebeple metinleri ve olayları incelemek ve bir hükme bağlamak zarureti vardır. Bu sahada çalışan âlimler, metinlerden hüküm çıkarma hususunda farklı metodlarla hareket etmişler, herkes kendi düşüncesi ve görüşüne, kendisine ulaşan ha4is ve doğruluğuna güvendiği sahabe haberlerine göre hüküm çıkanmşdır,
Şu hususa dikkat etmek gerekir ki; metinlerden hüküm çıkarma sebebiyle ortaya çıkan ihtilaflar, hiçbir zaman tehlikeli olmamış, bilakis güzel sonuçlara ve övgüye layık neticelere varılmıştır. Zira ihtilaf neticesi ortaya çıkan görüşlerin tümü birleştirilerek, bütün beşeri kanunlardan daha sağlam, daha adaletli, daha güçlü, her zaman ve her yer için geçerli, selim insan yaratılışına uygun, dört başı mamur bir nizam meydana getirmek mümkündür.[34]
______________________ [16] Buharî Kitabülenbiya, bab : 7/Müslim; Kitabülfiten, bab : 1, Ebu Davud: Kitabülfiten, bab : 1/Tirmizî Kitabülfiten bab; 23/İbn-i Mâce Kitabülfiten bab; 9/Müsned-i imam Ahmed C. 2, S.390
[17] Tirmizî, Kitabül İman, bab; 18/İbn-i Mâce, Kitabütfiten, bab; 17/Darimî, Kitabüssiyer bab; 75/Müsned-i imam Ahmed C. 3, S. 501
[18] Eş-Şatıbî, EI-î'tisam, C. 3, S. 11
[19] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/13-14.
[20] Hucurat suresi âyet, 13
[21] Ebu Davud, Kitabül Edep, bab : 120; Hadis No. 5116/Tirmizî Kitabül Menakıb bab : 75, Hadis No. 3955/Müsned-i İmam Ahmed C. 2, S. 361. Not : Burada hadisin asıl kaynağındaki metnine İtibar edilmiştir.
[22] Müsned-i İmam Ahmed b. Hanbel C. 5, S. 411
[23] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/15.
[24] Hucurat suresi âyet, 13
[25] Müsned-i İmam Ahmed b. Hanbel, C. 5, S. 411
[26] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/16.
[27] İbn Râvendî: Asıl adı Tlbul Ilüseyn tbn Rnvendi'riir. 10. Y. Yılda yaşamıştır.Önce Mutezîlî iken daim sonra Mutedile mezhebini bırakıp, İslâmın ve diğer semavi dinlerin alpyninde kitaplar yazmaya başladı.
4) Felsefi eserlerin tercüme edilmesi:
[28] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/16-18.
[29] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/18.
[30] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/18.
[31] Al-i İmran suresi âyet, 7
[32] ÂI-i İmran suresi âyet; 8
[33] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/18-19.
[34] İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/19.

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|
|
|
|
|
|
|
  |
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:
Powered By IP.Board
2.3.5 © 2012 IPS, Inc.
.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.
|
 |