AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
 
Reply to this topicStart new topic
> I. İnsanların Düşüncelerinin Değişik Oluşu
F a T i H
mesaj Sep 27 2009, 14:29
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Giriş


Bu bölümde, insanların herhangi bir gerçek hususunda görüşle­rinin değişik oluşunun ve ihtilaf etmelerinin sebeplerini izah edece­ğiz ve müslü m anların, herkesçe kabul edilen, hiçbir kimsenin inkâr edemediği ve ihtilafa düşmediği îslâmm temel prensiplerinde ittifak etmelerine rağmen, îslâmm fer'i meselelerini anlamada düşünce metodlarının değişik oluşu sebeplerini anlatacağız.[6]



I. İnsanların Düşüncelerinin Değişik Oluşu:



Şu, bir gerçektir ki, insanların düşünceleri değişiktir. Bir kısım âlimler «insanoğlu ilk yaratılışından beri bu kainata felsefî bakış­larla bakmaktadır.» diyorlar. Biz de deriz ki: Bu bakışların sebep olduğu hayal ve tasavvurlar, insanların gördükleri ve ilgilerini çe­ken şeylerin farklı oluşuna göre değişmektedir, fnsanoğlu, medeni­yet ve ilerleme yolunda her adım attıkça ihtilaflar artmış ve bu ihti­laflardan, çeşitli felsefî, sosyal ve ekonomik doktrinler meydana gel­miştir.

Eğer biz, ihtilafların asıl sebeplerini saymaya ve belirli sayılar­la tesbit etmeye kalkışacak olursak, elbette ki buna gücümüz yetmez. Zira ihtilaf nedenleri pek çoktur. Bir sınırlama yapmaksızın bir kıs­mını zikretmeye çalışalım.[7]


1) İhtilaf Konusu Meselelerin Aslında Açık Olmayıp Kapalı Oluşu :


Eskidenberi felsefeciler, bir kısım kapalı mevzuları izah etmeyi kalkışmışlardır. Aslında bu konuları idrak etmek çok zor, anlama yolları da değişiktir. Bu sebeple felsefecilerden her biri sadece kendi gözünün gördüğü, aklının idrak edebildiği ve düşüncesinin ulaşa­bildiği hususları anlamaya çalışmıştır. Belki de hepsinin görüşü bir­leştiği takdirde incelenen meselenin gerçek yönü ortaya çıkabilir.

Herbirinin tekbaşma görüşü, ise gerçeğin ancak bir bölümünü yansıtabilir. Bu hususta Eflatun şöyle der. «İnsanlar, her yönüyle gerçeği idrâk edemedikleri gibi ondan tamamen uzak da olmazlar. Her insan, gerçeğin bir yönünü idrak eder. Şu misal, bunun Örneği­dir: Birkaç kör, filin yanına varırlar, herbiri, onun bir organını tu­tar, eliyle kontrol eder ve onun ne olduğunu kendine göre hayal eder. Onun ayağını yakalayan, filin ağaç gövdesine benzeyen uzun ve yu­varlak bir yaratık olduğunu anlatır. Sırtına ulaşan, onun yüksek te­pelere benzeyen bir yaratık olduğunu söyler. Kulağını tutan ise, onun, düz, ince, katlanan ve açılan bir yaratık olduğunu söyler. Gö­rüldüğü gibi, bunlardan herbiri, gerçeğin sadece bir kısmını idrak edebilmiş, diğer arkadaşlarını yalanlamış, Fil'in yaratılışını anlat­ma hususunda hatâ ettiklerini ve cehalete düştüklerini iddia etmiş­lerdir. Görüyorsunuz bunlar, doğru söylemede nasıl birleşmişler sonra aralarına nasıl yalan ve hata girmiş ve onları ihtilafa düşür­müştür...» Zaten ihtilaflar birçok kerede meselenin kapalı veya zor oluşundan değil, ihtilaf eden taraflardan'herbirinin, diğerinin görü­şünü bilmeyişinden doğar. Bu sebeple Sokrat şöyle der: «Münakaşa konusu olan şey bilindiği takdirde her münakaşa biter.»[8]



2) Arzu, Heva Ve Heveslerin Ve Mizaçların Değişik Oluşu:


İnsanların, ihtilafa düşme sebeplerinden biri de arzuların, heva ve heveslerin değişik oluşudur. Zira kişilerin arzulan, hevesleri yo mizaçları, birbirinden farklıdır. Herkes, meseleleri kendi istek ve eğilimine göre kavrar. Bu hususta Spinoza şöyle der: «Bize eşyayı güzel gösteren, basiretimiz değil, arzu ve meyillerimizdir.» Evet, ar­zular ve istekler, gerek düşünceye gerekse eşyanın iyi veya kötü ol­duğuna karar veren değer ölçüsüne hakimdir. Yine aynı mevzuda William James şöyle der: «Felsefe tarihi, beşerî mizaçların çatışma tarihidir. Bu çatışmanın, edebiyat, fen ve devlet idaresi alanlarında büyük bir rolü vardır.[9]



3) Branşların Değişik Oluşu :


İnsanların, ihtilaf etme sebeplerinden biri de branşlarının ve yö­neldikleri şeylerin değişik oluşudur. İnsanların hayatta çeşitli mes­lek kollarına yönelmeleri, her meslek sahibini kendi mesleğine uy­gun bir şekilde düşünmesine ve görüşlerinin o yöne yönelmesine selerin üçüncü cildinde bu mevzuda şöyle denir: «ölçüler çok çeşitli ve çok farklıdır, her sanat ve ilmin ve bunların kurallarının, kendi­lerine göre ölçüsü vardır. Meselâ: Fıkıhcılarm ölçüleri, tıbbiyele­rin ölçülerine benzemez. Astronomların ölçüleri gramercilerin ve[10] lamaların ölçülerine benzemez. Mantıkçıların ölçüleri cedelcilerinkine benzemez. Bunların ölçüleri ise tabiat ve ilahiyatçılarmkr benzemez.» Aynı mevzu hakkında çeşitli ilim adamlarının, branşla­rının değişik olması sebebiyle düşünce ölçülerinin de değişik olma­sı, her ölçü sahibinin başkasıyla ihtilaf etmesini gerektirir. Zira herkes, kendi düşüncesine ve kendi branşının metoduna göre hareket eder. İlnvi kelâmcılarla fıkıhçılar arasında, Kur'an-ı Kerim'in (Mah­luk) «yaratılmış» olduğu mevzuunda ihtilaf etmeleri bu kabilden bir ihtilaftır. Çünkü, bunların ihtilaf etmelerinin asıl sebebi, metod-larının değişik olmasıdır. Fıkıhcılarm ölçüleri, sadece Kitap ve sün­nete dayanırken ilm-i kelamcılar, mücerret akli ölçülere son derece önem vermektedirler.[11]



4) Eskileri Taklid:


İhtilaf sebeplerinden biri de, eskileri, objektif bir bakışla değer­lendirip kafa yormadan onların düşüncelerini olduğu gibi kabul et­mektir. Zaten insanlarda başkalarını taklid etme temayülü devam­lı vardır. Bu temayül, farkında olmadan insanlara yön verir, zaman­la kutsallaştırman bir takım düşünceler, insanların kalelerine hakim olur ve artık onlan, bu düşüncelerin iyiliği veya kötülüğü hakkın­da bir takım- deliller bulmaya sevkeder. Bu tutum, elbetteki insan­ları, ihtilafa ve kısır çekişmelere itecektir. Çünkü herkes, farkına varmadan, şartlanmış olarak münakaşaya girer. Diğer yandan tak­litçilik, taassubu doğurur. Zira kişinin kutsal kabul ederek taklid et­tiği görüşler onu, bu görüşler hakkında mutaassıp olmaya sevkeder. Aşın bir taassubun bulunduğu yerde, asın bir ihtilafın meydana gelecoği iso muhakkaktır. Taassup, sinir sisteminin zayıflığından ve meseleyi her yönüyle kavrayamamaktan meydana geldiği gibi, çok az olarak da inancın kuvvetli oluşu taassuba sebep teşkil edebilir.[12]



5) Anlayış Kabiliyeti, Ve Algılama Güçlerinin Farklı Oluşu:


İhtilaf sebeplerinden biri de gördüğümüz gibi idraklerin farklı oluşudur. Bazı idrak organları gerçekleri bulurken bazıları onların sadece bir kısmını kavrayabilir. Bazılarına ise vesvese ve kuruntu­lar hakim olur. Bir kısmı da hayal âlemine dalar, başkalarından mi­ras kalan düşüncelerin'baskısı altında çeşitli fikirlere saplanır.

Kuruntu ve vesveseye kapılma sadece avam tabakasına mahsus olmayıp bazı âlimlere bile hakim olur ve onların basiretlerini ba'ğlar. Böylece gerçekleri idrak edemez olurlar.

«İhvanüssafa» adlı teşkilatın risalelerinde şunlar zikredilmek­tedir. «Birçok insan vardır ki düşünme kabiliyeti güzel, temyiz ka­biliyeti çok hassas, tasavvuru süratli ve zekidir. Yine bazıları da var­dır ki, geri zekâlı, kalbi kör ve şaşkındır. İşte, âlimlerin, görüş ve mezheplerinde ihtilaf ediş sebeplerinden biri de budur. Zira, insan­ların anlayış kabiliyetleri farklı olunca görüş ve inançları da ona gö­re değişik olur.» Bu yargı şüphe gotürmeyen bir hakikattir. Gerçek­ten idrak kabiliyetleri ve akılların farklı oluşu, bu akıllarla varılan neticelerin de değişik olmasını gerektirir. Herhangi bir mevzu hakkında hiç, hislerine mahkûm olmuş şairane bir düşünce sahibi ile, neticeleri sebeplere sıkıca bağlayan mantıkçı ve matematiksel bir düşünce sahibinin birleşmesi beklenebilir mi?[13]



6) Liderlik Sevdası Ve Başkalarına Hükmetme Arzusu:


Bu da, insanların ihtilaf etme sebeplerinden biridir. Özellikle si­yasi alandaki metodlarda kendini gösterir. Başkalarına hükmetme­yi arzulayan birçok kimse, yönetim hakkında özel arzularından kay­naklanan birtakım görüşlere saplanır, onları savunmaya çalışır ve bu hususta öyle bir tavır içerisine girer ki, artık, kendisinin .iddiaların­da çok samimi olduğunu, söylediklerinin, gerçeğin ta kendisi olduğu­nu zannetmeye başlar. Bazan millî veya ırkî taassup da ihtilâflara sebep olabilir. Bu taassuplar da, liderlik sevdası ve başkalarına hük­metme arzusu şeklinde tezahür eder.

Bazan hükümdarın propogandasmı yapan, onun yardımına ko­şan, onun görüşlerini yayan bir takım taraftarları bulunur. Bunlar, in­sanları davet ettikleri meselenin gerçek olduğu zehabına kapılırlar. Bu tip şahıslar, insanlar için en tehlikeli kişilerdir. Peygamber Efen­dimiz (S.A.V.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: »Ümme­tim için en çok korktuğum kimse, konuşmasını iyi bilen münafık bir kimsedir.[14]

İşte bunlar, insanların inceledikleri mevzularda ve araştırma­lar sonunda vardıkları neticelerde ihtilafa düşme sebeplerinden ba­zılarıdır. Genellikle bu ihtilaf sebepleri belirli bir bölgeye veya be­lirli bir mevzua mahsus olmayıp her yer ve her mevzu için söz ko­nusu olan sebeplerdir.

Bunların yanında müslümanların düşüncelerinde ihtilaf etmele­rinin birtakım özel sebepleri de vardır...[15]


_________________________________________
İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/9.
İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/9.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/9-10.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/10.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN lhvamıssafa : 16. Y. Yılda ortaya çıkan ve Basra şehrini kendisine merkez seçen siyasî, dinî bir cemiyettir. Şiî mezhebine mensup kimseler tarafın­dan kurulmuştur. Gayesinin ebedî olan ruhlan mesut] etmek okluğu iddia edilmektedir. Felsefî görüşleri Yunan, Fars ve Hint çorüşlerİ eğilimindedîr. Bu kuruluşun 52 risalesi bulunmaktadır. Risalelerin müellifleri Ebu Süleyman El-Makdisî, Ebu Hasen Ezzincanî ve Zeyd b. Rifae'dir.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/10-11.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/11.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/12.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN Müsned, İmam Ahmed Îbni Hanbel C. 1, S. 22, 44.

Not: Burada hadîsin asıl kaynaktaki metnine itibar edilmiştir.

İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN İslamda Siyasî Ve İtikadî Mezhepler Tarihî Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 1/12-13.






User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 


Basit Görünüm Tarih : 9th February 2012 - 06:31



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.