AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
> Sonsöz
F a T i H
mesaj Sep 5 2009, 16:25
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



SONSÖZ

Hulâsa, (Din) demek, ALLAHü teâlânın râzı oldugu seyleri
ve yapılması lâzım olan ibâdetleri ve dünyâda ve âhiretde
se’âdete kavusmagı ögretmek için, ALLAHü teâlâ tarafından
Peygamberlere bildirilen ahkâm demekdir. Insanların, noksan
aklları ile söyledikleri evhâm ve hayâllere din denmez.
Akl, dînin emr ve yasaklarını anlamaga ve bunlara uymaga
yarar. Emr ve yasaklardaki esrârı ve bunların hakîkatlerini,
sebeblerini anlıyamaz. Bunların üzerinde fikr yürütemez. Bu
hikmetler, ALLAHü teâlânın, Peygamberlere bildirmesi ile ve
Evliyânın kalblerine ilhâm ve tecellî olunması ile ögrenilir.
Bu da, ancak ALLAHü teâlâ tarafından ihsân olunur.
Simdi, dünyâ ve âhiret se’âdetine kavusmak ve ALLAHü
teâlânın rızâsını kazanmak için, müslimân olmak lâzımdır.
Müslimân olmıyana (Kâfir) denir. (Müslimân olmak) için,
Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduguna (Îmân etmek)
[inanmak] ve (Ibâdet etmek) lâzımdır. Ibâdet, bütün
sözlerini ve islerini Muhammed aleyhisselâmın dînine uydurmak
demekdir. Ibâdetleri hiçbir menfe’at düsünmiyerek,
yalnız ALLAHü teâlânın emri oldugu için, yapmak lâzımdır.
(Ahkâm-ı islâmiyye), Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i serîflerde
bildirilmis olan (ahkâm) [emrler ve yasaklar] demek
olup, fıkh, ya’nî ilm-i hâl kitâblarından ögrenilir. Ahkâm-ı
islâmiyyeyi ya’nî her müslimânın yapması ve sakınması emr
edilen ahkâmı, ögrenmek, erkeklere de, kadınlara da (Farz-ı
ayn)dır. Bunlar, insânları, rûhî ve bedenî hastalıklardan
muhâfaza eden devâlardır. Tıb, san’at, ticâret ve hukûk bilgilerini
ögrenmek için, liselerde ve üniversitelerde, seneler-
– 124 –
ce çalısıldıgı gibi, (Ilm-i hâl) kitâblarını ve arabî lisânını ögrenmek
için de, senelerce çalısmak lâzımdır. Bunları ögrenmiyenler,
ingiliz câsûslarının ve bunlara aldanmıs ve satılmıs
olan din adamı seklindeki münâfıkların ve zâlim, hâin devlet
adamlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanarak, dünyâda ve
âhiretde felâketlere, azâblara sürüklenirler.
(Kelime-i sehâdet)i söylemege ve inanmaga (Îmân) denir.
Söyliyen ve ma’nâsını bilip inanan kimseye (Mü’min)
denir. (Kelime-i sehâdet) (Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü
enne Muhammeden abdühu ve resûlüh)dür. Ma’nâsı,
(Allahdan baska ilah [ma’bûd] yokdur ve Muhammed aleyhisselâm,
Onun kulu ve bütün insanlara gönderdigi resûlüdür).
Ondan sonra hiç Peygamber gelmiyecekdir, demekdir.
(Merâkıl-felâh) kitâbının Tahtâvî hâsiyesinde, kazâ nemâzları
sonunda diyor ki, (ALLAHü teâlânın, yalnız var olduguna
inanmak kâfî degildir. Serîki var diyen kâfirler de, var olduguna
inanıyor. Mü’min olmak için, hem var olduguna,
hem de, [bir, diri, kâdir, âlim, irâde sâhibi gibi] sıfatları olduguna,
herseyi gördügüne ve isitdigine ve Ondan baska yaratıcı
olmadıgına da inanmak lâzımdır). Muhammed aleyhisselâmın,
(Resûl=Peygamber) olduguna inanmak demek,
her sözünün, ALLAHü teâlâ tarafından Ona bildirilmis olduguna
inanmakdır. ALLAHü teâlâ, (Islâmiyyet)i, ya’nî îmân ve
amel bilgilerini Kur’ân-ı kerîm vâsıtası ile, Ona bildirdi. Yapmak
için olan emrlere (Farz) denir. Yasaklara (Harâm) denir.
Ikisine birden (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Bir insan,
müslimân olur olmaz, insanlar arasına yayılmıs olan islâm
bilgilerini ögrenmesi, ona hemen farz olur. Bunları ögrenmege
ehemmiyyet vermezse, ögrenmege lüzûm yok derse,
îmânı gider, (Kâfir) olur. Kâfir olarak ölen bir kimsenin,
âhiretde hiç afv olunmıyacagı ve Cehennemde ebedî, sonsuz
yanacagı âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i serîflerde, açıkca
bildirilmisdir. (Mektûbât Tercemesi) kitâbımızdaki 266. cı
mektûbda da uzun yazılıdır. Îmânı gidene (Mürted) denir.
Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere, dogru olarak inananlara
(Ehl-i sünnet) denir. ALLAHü teâlâ, çok merhametli oldugu
için, herseyi açık olarak bildirmedi. Ba’zılarını kapalı
olarak bildirdi. Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere inanıp
da, ba’zı yerlerine, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri
– 125 –
gibi ma’nâ vermiyenlere (Mezhebsiz) denir. Mezhebsizlerden,
yalnız kapalı bildirilmis olan îmân bilgilerine yanlıs
ma’nâlar verene (Bid’at ehli) veyâ (Sapık) müslimân denir.
Açık bildirilmis olanlara yanlıs ma’nâ verene (Mülhid) denir.
Mülhid, kendini müslimân bilir ise de, kâfirdir. Bid’at sâhibi
kimse, kâfir degildir. Fekat, muhakkak Cehennemde
çok azâb görecekdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hak yolda olduklarını,
üstünlüklerini bildiren kitâblar arasında, Sûdânlı,
fazîletli Muhammed Süleymân efendinin (Mahzen-ül-fıkhil-
kübrâ) kitâbı çok kıymetlidir. Müslimân olmadıgı hâlde,
müslimân görünerek, açık bildirilmis olan bilgilere, kendi
aklına, fen bilgilerine göre bozuk ma’nâlar vererek, müslimânları
aldatan kâfirlere (Zındık) denir.
Ehl-i sünnet âlimleri, ahkâm-ı islâmiyyenin kapalı bildirilmis
olan kısmlarından, ba’zılarını, farklı anladılar. Böylece,
amelde, ya’nî ahkâm-ı islâmiyyeye uymakda, dört ayrı
mezheb meydâna geldi. Bunlara, (Hanefî), (Mâlikî), (Sâfi’î)
ve (Hanbelî) mezhebleri denir. Bu dört mezhebin
îmânları aynıdır. Ibâdet yapmakda biraz farklıdırlar. Birbirlerini
din kardesi bilirler. Her müslimân, diledigi mezhebi
seçerek, bunu taklîd eder. Her isini, seçdigi mezhebe göre
yapar. Müslimânların, dört mezhebe ayrılmaları, ALLAHü
teâlânın rahmetidir. Müslimânlara büyük merhametidir.
Bir müslimân, kendi mezhebine göre ibâdet yaparken, bir
zahmet, bir mesakkat hâsıl olursa, baska bir mezhebi taklîd
ederek, bu isi kolayca yapar. Baska mezhebi taklîd edebilmek
için lâzım olan sartlar (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbında
yazılıdır.
Ibâdetlerin en mühimmi nemâzdır. Nemâz kılanın, müslimân
oldugu anlasılır. Nemâz kılmıyanın, müslimân oldugu
sübhelidir. Bir kimse, nemâza ehemmiyyet verir, fekat
özrü olmadıgı hâlde, tenbellikle terk ederse, Mâlikî, Sâfi’î
ve Hanbelî mezheblerinde, mahkemece katl olunur. Hanefîde,
nemâza baslayıncaya kadar habs olunur ve acele kazâ
etmesi emr olunur. (Dürr-ül-müntekâ) ve (Ibni Âbidîn)
de ve Hakîkat Kitâbevinin nesr etdigi (Kitâb-üs-salât)
da diyor ki, (Bes vakt nemâzı, özrsüz terk etmek ve
vaktinde kılmamak, birbirinden ayrı iki büyük günâhdır.
Terk etdigi için kazâ etmek, vaktinde kılmadıgı için, hac ve-
– 126 –
yâ tevbe etmek lâzımdır). Kazâ etmeyenin tevbesi zâten
kabûl olmaz. Her gün, bes farz nemâzından evvel ve sonra
kılınan (revâtib sünnetler) yerine de kazâ kılıp, büyük günâhdan
kurtulmak lâzımdır. Farz borcu varken, hiçbir sünnetinin
ve nâfile nemâzlarının, sahîh olsalar bile, kabûl olmıyacagı,
ya’nî, ALLAHü teâlânın va’d etdigi sevâblara, fâideli
seylere kavusamıyacagı, mu’teber kitâblarda yazılıdır.
Bu yazılar, (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbımızda bildirilmisdir.
Nemâzı özr ile fevt etmek, kaçırmak, (günâh) olmaz ise de,
kılamadıgı farzları da, acele kazâ etmesi, dört mezhebde de
lâzımdır. Ancak, Hanefîde, nafaka temîni için çalısacak zemân
kadar ve revâtib sünnetleri ve hadîs-i serîflerde bildirilmis
olan nâfile nemâzları kılacak zemân kadar gecikdirmesi
câiz olur. Ya’nî, kazâları, bu sebeblerle gecikdirmemesi,
iyi olur. Özr ile fevt edilmis farz borcu olanın, revâtib
sünnetleri ve nâfileleri kılması, diger üç mezhebde câiz degildir,
harâmdır. Özr ile fevt edilmis nemâzlar ile özrsüz
terk edilmis nemâzları birbiri ile karısdırmamalıdır. Aynı
olmadıkları, (Dürr-ül-muhtâr)da ve (Ibni Âbidîn)de ve
(Dürr-ül-müntekâ)da ve (Merâkıl-felâh)ın Tahtâvî serhinde
ve (Cevhere)de açık yazılıdır.
[Köyde, yolda, nemâz kılmak için kıble cihetini bilmek
lâzımdır. Bunun için, günes gören bir topraga bir çubuk dikilir.
Yâhud bir ipin ucuna anahtar, tas gibi bir sey baglanıp
sarkıtılır. Takvîm yapragında yazılı (Kıble sâati) vaktinde,
çubugun, ipin gölgesi kıble istikâmetini gösterir. Gölgenin
günese karsı tarafı kıble ciheti olur.]
13 Eylül 1996 günü Istanbulda çıkan (Türkiye) gazetesinde diyor
ki:
Batılı islâm düsmanları yeri geldiginde, kaba kuvvet ile, yeri
geldiginde çesidli oyunlarla elde etdikleri islâm devletlerini, islâm
milletlerini asrlarca sömürdüler. Bu ülkelerin, yer üstü, yer altı ne
kadar servetleri varsa bunları alıp ******ürdüler. Ayrıca ma’nevî yönden
hem dinlerini, hem de dillerini, örf ve âdetlerini kaybetdirdiler.
Bu islâm düsmanı sömürgeci devletlerin basını Ingiltere çekiyordu.
Ingiliz sömürgelerinin en önemlisi, Hindistan idi. Ingilizlere
dünyâ hâkimiyetini te’mîn eden, onun, nihâyetsiz tabîî servetleridir.
Sâdece birinci dünyâ harbinde, ingiltere bu ülkeden, birbuçuk
milyon asker ve bir milyar rupye nakdî para almısdır.
– 127 –
Bunların çogunu Osmânlı Devletini parçalamak için kullanmısdır.
Barıs zemânında ise, Ingilterenin muazzam sanâyı’ini yasatan,
ingiliz ekonomisini ve mâliyesini takviye eden Hindistandır.
Hindistanın diger sömürgelerine nazâran çok önemli olmasının
iki sebebi vardı: Birincisi, dünyâyı sömürmelerine en büyük mâni’
olarak gördükleri Islâmiyyetin Hindistanda yayılması ve burada
müslimânların hâkim olmasıdır. Ikincisi, Hindistanın tabîî zenginlikleridir.
Hindistanı elde tutabilmek için, Hindistan yolu üzerinde
bulunan bütün Islâm ülkelerine saldırmıs, fitne ve fesâd tohumları
ekerek, kardesi kardese kırdırmıs ve bu ülkelere hâkim olarak, bütün
tabîî zenginliklerini ve millî servetlerini hep kendi memleketine
tasımısdır.
Osmânlı imperatorlugundaki hareketleri titizlikle tâkib etmek
ve çesidli siyâsî oyunlarla Osmânlıları Ruslarla harbe sokarak,
Hindistana yardım elini uzatamıyacak hâle getirip, parçalamak ve
yok edip, isgâl etmek, ingiliz siyâsetinin esâsı idi.
Ingilizler, Osmânlı-Rus harbi sırasında, Hindistanı, Ingiltere
krallıgına baglı bir devlet i’lân etdiler. Meshûr masonlardan Mithâd
Pâsanın Osmânlı devletini harbe sokması, Islâmiyyete yapdıgı
zararların en büyügü oldu. Sultân Abdül’azîz Hânın sehîd edilmesi
de, Ingilizlerin oyunu idi.
Ingilizler, kendi yetisdirdikleri adamları Osmânlı devletinde
önemli makâmlara getirmislerdi. Bu devlet adamları, ismi Osmânlı,
fikri ve zikri Ingiliz idiler. Bunların en meshûrlarından Mustafâ
Resîd Pâsa son sadra’zamlıgında, altı günlük sadra’zam iken,
28.10.1857 de Ingilizlerin Hindistan müslimânlarına yapdıgı büyük
Delhî katliâmını tebrîk etdi. Dahâ önce de, Hindistandaki Ingiliz
zulmüne karsı ayaklanan müslimânları basdırmak için, Ingiltereden
gelen yardımın Mısrdan geçirilmesi için Osmânlılardan izn istediler.
Bu izn de, yine masonlar vâsıtası ile verildi.
Hindistanda Ingilizler halkı dinden uzaklasdırmak için Islâm dîninin
temeli ve en bâriz vasfı olan bütün medrese ve çocuk mekteblerini
kapatdılar. Halka liderlik yapabilecek bütün âlimleri ve din
adamlarını sehîd etdiler.
Ingilizler, hâkim oldukları bütün Islâm memleketlerinde yapdıkları
gibi, Islâm âlimlerini, Islâm kitâblarını, Islâm mekteblerini
yok etdiler. Tam din câhili bir gençlik yetisdirdiler.
Sömürdükleri yerleri idâre edenlerin adları, Ahmed, Mehmed,
Mustafâ, Alî gibi müslimân ismleri idi. Fekat Islâmiyyet ile ilgileri
sâdece bu ism benzerliginden ileri gitmiyordu. Bunların göstermelik
parlamentoları olmus, fekat hiçbir zemân bagımsız olmamıslar,
hep ingilizlerin emri ile hareket etmislerdir.



User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Bu başlıktaki mesajlar
- ByCeLL   Sonsöz   Sep 5 2009, 16:25


Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 


Basit Görünüm Tarih : 6th February 2012 - 11:22



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.