 |
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
 ·
Sonsöz |
|
|
|
|
Sep 5 2009, 16:25
|
Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
SONSÖZ
Hulâsa, (Din) demek, ALLAHü teâlânın râzı oldugu seyleri ve yapılması lâzım olan ibâdetleri ve dünyâda ve âhiretde se’âdete kavusmagı ögretmek için, ALLAHü teâlâ tarafından Peygamberlere bildirilen ahkâm demekdir. Insanların, noksan aklları ile söyledikleri evhâm ve hayâllere din denmez. Akl, dînin emr ve yasaklarını anlamaga ve bunlara uymaga yarar. Emr ve yasaklardaki esrârı ve bunların hakîkatlerini, sebeblerini anlıyamaz. Bunların üzerinde fikr yürütemez. Bu hikmetler, ALLAHü teâlânın, Peygamberlere bildirmesi ile ve Evliyânın kalblerine ilhâm ve tecellî olunması ile ögrenilir. Bu da, ancak ALLAHü teâlâ tarafından ihsân olunur. Simdi, dünyâ ve âhiret se’âdetine kavusmak ve ALLAHü teâlânın rızâsını kazanmak için, müslimân olmak lâzımdır. Müslimân olmıyana (Kâfir) denir. (Müslimân olmak) için, Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduguna (Îmân etmek) [inanmak] ve (Ibâdet etmek) lâzımdır. Ibâdet, bütün sözlerini ve islerini Muhammed aleyhisselâmın dînine uydurmak demekdir. Ibâdetleri hiçbir menfe’at düsünmiyerek, yalnız ALLAHü teâlânın emri oldugu için, yapmak lâzımdır. (Ahkâm-ı islâmiyye), Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i serîflerde bildirilmis olan (ahkâm) [emrler ve yasaklar] demek olup, fıkh, ya’nî ilm-i hâl kitâblarından ögrenilir. Ahkâm-ı islâmiyyeyi ya’nî her müslimânın yapması ve sakınması emr edilen ahkâmı, ögrenmek, erkeklere de, kadınlara da (Farz-ı ayn)dır. Bunlar, insânları, rûhî ve bedenî hastalıklardan muhâfaza eden devâlardır. Tıb, san’at, ticâret ve hukûk bilgilerini ögrenmek için, liselerde ve üniversitelerde, seneler- – 124 – ce çalısıldıgı gibi, (Ilm-i hâl) kitâblarını ve arabî lisânını ögrenmek için de, senelerce çalısmak lâzımdır. Bunları ögrenmiyenler, ingiliz câsûslarının ve bunlara aldanmıs ve satılmıs olan din adamı seklindeki münâfıkların ve zâlim, hâin devlet adamlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanarak, dünyâda ve âhiretde felâketlere, azâblara sürüklenirler. (Kelime-i sehâdet)i söylemege ve inanmaga (Îmân) denir. Söyliyen ve ma’nâsını bilip inanan kimseye (Mü’min) denir. (Kelime-i sehâdet) (Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh)dür. Ma’nâsı, (Allahdan baska ilah [ma’bûd] yokdur ve Muhammed aleyhisselâm, Onun kulu ve bütün insanlara gönderdigi resûlüdür). Ondan sonra hiç Peygamber gelmiyecekdir, demekdir. (Merâkıl-felâh) kitâbının Tahtâvî hâsiyesinde, kazâ nemâzları sonunda diyor ki, (ALLAHü teâlânın, yalnız var olduguna inanmak kâfî degildir. Serîki var diyen kâfirler de, var olduguna inanıyor. Mü’min olmak için, hem var olduguna, hem de, [bir, diri, kâdir, âlim, irâde sâhibi gibi] sıfatları olduguna, herseyi gördügüne ve isitdigine ve Ondan baska yaratıcı olmadıgına da inanmak lâzımdır). Muhammed aleyhisselâmın, (Resûl=Peygamber) olduguna inanmak demek, her sözünün, ALLAHü teâlâ tarafından Ona bildirilmis olduguna inanmakdır. ALLAHü teâlâ, (Islâmiyyet)i, ya’nî îmân ve amel bilgilerini Kur’ân-ı kerîm vâsıtası ile, Ona bildirdi. Yapmak için olan emrlere (Farz) denir. Yasaklara (Harâm) denir. Ikisine birden (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Bir insan, müslimân olur olmaz, insanlar arasına yayılmıs olan islâm bilgilerini ögrenmesi, ona hemen farz olur. Bunları ögrenmege ehemmiyyet vermezse, ögrenmege lüzûm yok derse, îmânı gider, (Kâfir) olur. Kâfir olarak ölen bir kimsenin, âhiretde hiç afv olunmıyacagı ve Cehennemde ebedî, sonsuz yanacagı âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i serîflerde, açıkca bildirilmisdir. (Mektûbât Tercemesi) kitâbımızdaki 266. cı mektûbda da uzun yazılıdır. Îmânı gidene (Mürted) denir. Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere, dogru olarak inananlara (Ehl-i sünnet) denir. ALLAHü teâlâ, çok merhametli oldugu için, herseyi açık olarak bildirmedi. Ba’zılarını kapalı olarak bildirdi. Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere inanıp da, ba’zı yerlerine, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri – 125 – gibi ma’nâ vermiyenlere (Mezhebsiz) denir. Mezhebsizlerden, yalnız kapalı bildirilmis olan îmân bilgilerine yanlıs ma’nâlar verene (Bid’at ehli) veyâ (Sapık) müslimân denir. Açık bildirilmis olanlara yanlıs ma’nâ verene (Mülhid) denir. Mülhid, kendini müslimân bilir ise de, kâfirdir. Bid’at sâhibi kimse, kâfir degildir. Fekat, muhakkak Cehennemde çok azâb görecekdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin hak yolda olduklarını, üstünlüklerini bildiren kitâblar arasında, Sûdânlı, fazîletli Muhammed Süleymân efendinin (Mahzen-ül-fıkhil- kübrâ) kitâbı çok kıymetlidir. Müslimân olmadıgı hâlde, müslimân görünerek, açık bildirilmis olan bilgilere, kendi aklına, fen bilgilerine göre bozuk ma’nâlar vererek, müslimânları aldatan kâfirlere (Zındık) denir. Ehl-i sünnet âlimleri, ahkâm-ı islâmiyyenin kapalı bildirilmis olan kısmlarından, ba’zılarını, farklı anladılar. Böylece, amelde, ya’nî ahkâm-ı islâmiyyeye uymakda, dört ayrı mezheb meydâna geldi. Bunlara, (Hanefî), (Mâlikî), (Sâfi’î) ve (Hanbelî) mezhebleri denir. Bu dört mezhebin îmânları aynıdır. Ibâdet yapmakda biraz farklıdırlar. Birbirlerini din kardesi bilirler. Her müslimân, diledigi mezhebi seçerek, bunu taklîd eder. Her isini, seçdigi mezhebe göre yapar. Müslimânların, dört mezhebe ayrılmaları, ALLAHü teâlânın rahmetidir. Müslimânlara büyük merhametidir. Bir müslimân, kendi mezhebine göre ibâdet yaparken, bir zahmet, bir mesakkat hâsıl olursa, baska bir mezhebi taklîd ederek, bu isi kolayca yapar. Baska mezhebi taklîd edebilmek için lâzım olan sartlar (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbında yazılıdır. Ibâdetlerin en mühimmi nemâzdır. Nemâz kılanın, müslimân oldugu anlasılır. Nemâz kılmıyanın, müslimân oldugu sübhelidir. Bir kimse, nemâza ehemmiyyet verir, fekat özrü olmadıgı hâlde, tenbellikle terk ederse, Mâlikî, Sâfi’î ve Hanbelî mezheblerinde, mahkemece katl olunur. Hanefîde, nemâza baslayıncaya kadar habs olunur ve acele kazâ etmesi emr olunur. (Dürr-ül-müntekâ) ve (Ibni Âbidîn) de ve Hakîkat Kitâbevinin nesr etdigi (Kitâb-üs-salât) da diyor ki, (Bes vakt nemâzı, özrsüz terk etmek ve vaktinde kılmamak, birbirinden ayrı iki büyük günâhdır. Terk etdigi için kazâ etmek, vaktinde kılmadıgı için, hac ve- – 126 – yâ tevbe etmek lâzımdır). Kazâ etmeyenin tevbesi zâten kabûl olmaz. Her gün, bes farz nemâzından evvel ve sonra kılınan (revâtib sünnetler) yerine de kazâ kılıp, büyük günâhdan kurtulmak lâzımdır. Farz borcu varken, hiçbir sünnetinin ve nâfile nemâzlarının, sahîh olsalar bile, kabûl olmıyacagı, ya’nî, ALLAHü teâlânın va’d etdigi sevâblara, fâideli seylere kavusamıyacagı, mu’teber kitâblarda yazılıdır. Bu yazılar, (Se’âdet-i Ebediyye) kitâbımızda bildirilmisdir. Nemâzı özr ile fevt etmek, kaçırmak, (günâh) olmaz ise de, kılamadıgı farzları da, acele kazâ etmesi, dört mezhebde de lâzımdır. Ancak, Hanefîde, nafaka temîni için çalısacak zemân kadar ve revâtib sünnetleri ve hadîs-i serîflerde bildirilmis olan nâfile nemâzları kılacak zemân kadar gecikdirmesi câiz olur. Ya’nî, kazâları, bu sebeblerle gecikdirmemesi, iyi olur. Özr ile fevt edilmis farz borcu olanın, revâtib sünnetleri ve nâfileleri kılması, diger üç mezhebde câiz degildir, harâmdır. Özr ile fevt edilmis nemâzlar ile özrsüz terk edilmis nemâzları birbiri ile karısdırmamalıdır. Aynı olmadıkları, (Dürr-ül-muhtâr)da ve (Ibni Âbidîn)de ve (Dürr-ül-müntekâ)da ve (Merâkıl-felâh)ın Tahtâvî serhinde ve (Cevhere)de açık yazılıdır. [Köyde, yolda, nemâz kılmak için kıble cihetini bilmek lâzımdır. Bunun için, günes gören bir topraga bir çubuk dikilir. Yâhud bir ipin ucuna anahtar, tas gibi bir sey baglanıp sarkıtılır. Takvîm yapragında yazılı (Kıble sâati) vaktinde, çubugun, ipin gölgesi kıble istikâmetini gösterir. Gölgenin günese karsı tarafı kıble ciheti olur.] 13 Eylül 1996 günü Istanbulda çıkan (Türkiye) gazetesinde diyor ki: Batılı islâm düsmanları yeri geldiginde, kaba kuvvet ile, yeri geldiginde çesidli oyunlarla elde etdikleri islâm devletlerini, islâm milletlerini asrlarca sömürdüler. Bu ülkelerin, yer üstü, yer altı ne kadar servetleri varsa bunları alıp ******ürdüler. Ayrıca ma’nevî yönden hem dinlerini, hem de dillerini, örf ve âdetlerini kaybetdirdiler. Bu islâm düsmanı sömürgeci devletlerin basını Ingiltere çekiyordu. Ingiliz sömürgelerinin en önemlisi, Hindistan idi. Ingilizlere dünyâ hâkimiyetini te’mîn eden, onun, nihâyetsiz tabîî servetleridir. Sâdece birinci dünyâ harbinde, ingiltere bu ülkeden, birbuçuk milyon asker ve bir milyar rupye nakdî para almısdır. – 127 – Bunların çogunu Osmânlı Devletini parçalamak için kullanmısdır. Barıs zemânında ise, Ingilterenin muazzam sanâyı’ini yasatan, ingiliz ekonomisini ve mâliyesini takviye eden Hindistandır. Hindistanın diger sömürgelerine nazâran çok önemli olmasının iki sebebi vardı: Birincisi, dünyâyı sömürmelerine en büyük mâni’ olarak gördükleri Islâmiyyetin Hindistanda yayılması ve burada müslimânların hâkim olmasıdır. Ikincisi, Hindistanın tabîî zenginlikleridir. Hindistanı elde tutabilmek için, Hindistan yolu üzerinde bulunan bütün Islâm ülkelerine saldırmıs, fitne ve fesâd tohumları ekerek, kardesi kardese kırdırmıs ve bu ülkelere hâkim olarak, bütün tabîî zenginliklerini ve millî servetlerini hep kendi memleketine tasımısdır. Osmânlı imperatorlugundaki hareketleri titizlikle tâkib etmek ve çesidli siyâsî oyunlarla Osmânlıları Ruslarla harbe sokarak, Hindistana yardım elini uzatamıyacak hâle getirip, parçalamak ve yok edip, isgâl etmek, ingiliz siyâsetinin esâsı idi. Ingilizler, Osmânlı-Rus harbi sırasında, Hindistanı, Ingiltere krallıgına baglı bir devlet i’lân etdiler. Meshûr masonlardan Mithâd Pâsanın Osmânlı devletini harbe sokması, Islâmiyyete yapdıgı zararların en büyügü oldu. Sultân Abdül’azîz Hânın sehîd edilmesi de, Ingilizlerin oyunu idi. Ingilizler, kendi yetisdirdikleri adamları Osmânlı devletinde önemli makâmlara getirmislerdi. Bu devlet adamları, ismi Osmânlı, fikri ve zikri Ingiliz idiler. Bunların en meshûrlarından Mustafâ Resîd Pâsa son sadra’zamlıgında, altı günlük sadra’zam iken, 28.10.1857 de Ingilizlerin Hindistan müslimânlarına yapdıgı büyük Delhî katliâmını tebrîk etdi. Dahâ önce de, Hindistandaki Ingiliz zulmüne karsı ayaklanan müslimânları basdırmak için, Ingiltereden gelen yardımın Mısrdan geçirilmesi için Osmânlılardan izn istediler. Bu izn de, yine masonlar vâsıtası ile verildi. Hindistanda Ingilizler halkı dinden uzaklasdırmak için Islâm dîninin temeli ve en bâriz vasfı olan bütün medrese ve çocuk mekteblerini kapatdılar. Halka liderlik yapabilecek bütün âlimleri ve din adamlarını sehîd etdiler. Ingilizler, hâkim oldukları bütün Islâm memleketlerinde yapdıkları gibi, Islâm âlimlerini, Islâm kitâblarını, Islâm mekteblerini yok etdiler. Tam din câhili bir gençlik yetisdirdiler. Sömürdükleri yerleri idâre edenlerin adları, Ahmed, Mehmed, Mustafâ, Alî gibi müslimân ismleri idi. Fekat Islâmiyyet ile ilgileri sâdece bu ism benzerliginden ileri gitmiyordu. Bunların göstermelik parlamentoları olmus, fekat hiçbir zemân bagımsız olmamıslar, hep ingilizlerin emri ile hareket etmislerdir.

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|
|
|
|
|
|
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:
Powered By IP.Board
2.3.5 © 2012 IPS, Inc.
.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.
|
 |