Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
Kadere îmân:
ALLAH Teâlâ hazretlerinin, daha mahlükat yaratamazdan önce ezelî olan ilmi İle olmuş ve olacak her şey'i bilmesi ve bunların ALLAH katında malûm olması kaderdir. Sora d an bu malûmatın vukua gelmesi de kazadır. Böylece kaza, kaderin hariçte meydana gelmesi oluyor. Aslen ikisi de aynı şeydir. ALLAH, her şeyin yaratıcısıdır. Onun irâde ve kudreti dışında hiçbir şey meydana gelemez. Ancak insanları sorumlu tutmak için onlara da bir irade vermiştir. Bu İtibarla kullar, işledikleri şeylerden sorumludurlar. ALLAH hâlıkdır. kul kâsibdir denir. Şimdi bunu biraz açıklayalım: İnsanlar cansızlar gibi olmayıp İsteklerine göre hareket edebildikleri aşikardır. Hazım cihazları çalışıyor, kalbi çalışıyor, fakat bu İşler onun İstek ve iradesi dışında oluyor. Halbuki bir yerden bir yere gitmek, oturmak veya kalkmak, söylemek veya söylememek işleri isteğe bağlı olarak meydana gelebiliyor. Demek ki bu gibi İşlerde kulun bir te'slri oluyor. ALLAH'ın İnsanlarda yarattığı ve onlara verdiği irade, bu gibi İşler üzerinde müessir olabilecek ve kulu sorumlu tutabilecek kadar bir yetkiye sâhibtlr. Muhtelif işleri yapmağa veya yapmamağa selâhiyetli (yetkili) olan bu İrâde, muayyen bir İş üzerinde kararlaşırsa, bu kesb oluyor, kul iradesini kullanmış oluyor. Bunun akabinde o işin meydana gelişi de AJ-lahin yalatması ile oluyor. Kul iradesini kullanmış. ALLAH da yaratmıştır. Bu bakımdan "ALLAH her şeyin yaratıcısıdır." denir. İşte hayır ve şer. bütün İşlerin ALLAH tarafından yaratıldığına, olmuş ve olacak her şey'in ALLAH katında malûm bulunduğuna İman etmek, kadere îmân etmektir. Kullara verilen iradenin nasıl ve nerelerde kullanılacağının ALLAH tarafından ezelden bilinmesi, kulların iradesizliği sayılamaz: çünkü bilgi, irade İle olacak işleri tesbit etmiştir. İhtiyar ve irade ile yapılacak bir İşi. daha Önceden bilmek veya keşfetmek, o İşin vukuunda müessir bir hal değildir. Netice olarak iş i*ade İle olmuştur hükmü, ortaya çıkar. Şu halde ALLAH her şey'in halikıdır, olmuş ve olacak her şeyi künhü ile bilir. Kullar da yaptıkları işlerden sorumludurlar. İyi İşlerinden mükâfat, kötü işlerinden de ceza kazanırlar. Herkes yaptığından sorumludur. Kısa olarak tafsili îmânın esasları bundan İbarettir. Kelâm ilmi 1le ilgili pek çok meseleler vardır ki. bunlar müstakil olarak akaid kitablann-da mevcuttur. Gerek İcmal, gerek tafsil sureti ile, imân eden kimse mümindir, nıüslimdir. Ancak ALLAH'a. Peygambere. Kurana ve din hükümlerine hakaret etmek, bunlardan biri ile alay etmek, tezyifte bulunup küçümsemek, dinden çıkmayı gerektirdiği gibi. haram olduğu kafi delille bilinen bir ş*y'İ helâl kabul etmek veya helâl olduğu kafi delille bilinen bir şeyi haram kabul etmek de ayrı: şekilde küfürdür, dinden çıkıştır. Bu gibiler tevbe edip harlarını u zelemedlkçe günahları bağışlanmaz. Amma nıû'min olan kimsen'n işlediği günah, onu îmândan çıkarmaz; çünkü iş- lediği şey'ln günah olduğuna İnanmakta ve tevbe etmek azmindedir. Böyle günahkâr mü'minlerdcn ALLAH dilediğinin günahını bağışlar, dilediğine de azab eder. Günahkâra azâb etmek veya sevab işleyene mükâfat vermek ALLAH Teâlâ üzerine vâcib olmaz. Hazret-i Peygamberin ve onun ashabının üzerinde bulundukları inanç yolu budur. Buna Ehli Sünnet itikadı ve inancı denir. Ehl-1 Sünnet inancı dışında doğup gelişen diğer İslâm fırkaları hak yoldan sapmış sayılırlar. Peygamberin ve ashabının üzerinde bulundukları gerçek yol üzerinde bulunanlara "Nâclyye ve Selefiyye" de denir. Ehl-1 Sünnet, bid attan beridir. Âlemin hadis olduğunda (yokken var edildiğinde, sonradan yaratıldığında) müttefiktirler. ALLAH mevcuttur ve ondan başka yaraücı yoktur. Kadimdir. Hiçbir şey kendisine benzemez. Hiçbir yere hulul etmez. ALLAH'ın zâtında hadis kâim olmaz. Hareket, intikal kendisinde caiz olmaz. Hiçbir noksan sıfatla vasıflanmaz. Kemâl sıfatlarla muttasıftır. Hiçbir şey Onun üzerine vâcib değildir. Hiçbir şcy*e muhtaç olmaz. Mükâfatlandınrsa faziletinden, cezalandırırsa adâletin-dendir. Ondan başka hâkim yoktur. İşlerinde garaz olmaz. Zulüm yapmaz. Kıyamette bedenlerin lâdesi hakUr. Mücâzâl. Muhasebe. Sırat. Mizan vardır, cennet ve cehennemin yaratılmış olduğu, cennet ehlinin cennette ve cehennem ehlinin (müşrik ve kâfir olanların) da cehennemde ebedi kalacağı haktır. Cenabı ALLAH'ın günahkârları afvetmesi caizdir. Şefaat vardır. Hazret-i Âdem'den Hazrct-i Muhammed aleyhisselâm'a kadar olan peygamberlerin mu'eizelerle gönderildikleri haktır. Bey'atü'r-rıdvân ehli ile Bedir ehil cennetliktirler. İmam nasbetmek mükelleflere vâcibdir. Peygamber Efendimizden sonra İmam. sıraslylc. Hazret-i Ebu Bekir (r.a.). Hazret-l Ömer (r.a.). Hazret-i Osman (r.a.). Haz-ret-İ Ali (r.a.)'dir. Fazilet dereceleri de bu sıraya göredir. Şirk ve küfrü icab ettiren hâl olmadıkça, ehl-i kıbleden (Kıbleye müteveccihen namaz kılan müslüinanlardan) hiç kimse tekfir edilmez. Önemine binâen özetle tafsili îmân üzerinde biraz duralım: 1 ? Hazret-i Peygamber Efendimiz aleyhisselâm. gerek emir ve yasak, ve gerek haber olarak. ALLAH tarafından her ne tebliğ buyurmuşsa. hepsi hakdır ve doğrudur: diye tasdik eden kimse icmali imanla mümin olup İlâhî emre yapışmış, küfür dairesinden kurtulmuş olur. Peygamberin (s.a.v.) tebliğlerinden hiçbir şeyi tâyin suretiyle öğrenmeden ölse. cennet ehlinden olur. Lâkin yaşayarak Peygamberden (s.a.v.). şifahen, yahut şûbhcsiz bir şekilde müslümanlardan bâzı dinî hükümlere (meselâ: beş vakit namazın bütün mükellef müslümanlara farz olmasına) muttali' İse. onu belirli olarak tasdik ve kabul etmek lâzım gelir. Böylece heı öğrendiği dini hükmü, şübhe etmiyerek kati surette tasdik ettikçe, kendisindeki İman tafsili olur. İmân ziyade ve noksanlığı kabûİ etmez, yâni inanılması icab eden her şey'e ya toplu olarak veya biliyorsa ayn ayrı İnanmak İcâb eder. Meselâ: Bir sayının yekûnu ile. o sayıyı meydana getiren birlerin (teklerin) her birini sayarak neticeye varmakta, kıymet bakımından fark - ziyade ve noksanlık - olmayışı gibi. İmanda da ziyâde ve noksanlık olmaz. 2 ? Dinî zaruretler. Hazret-i Peygamber alcyhiselâmın tebliğ buyurmuş olduğu, hüküm ve haberlerden ibarettir. Bu kesin ve kati bilgiler bizzat Peygamber Efendimizden (s.a.v.) İşitmekle meydana geldiği gibi. tevatüren (1) nakil suretiyle de olur. Kur'ân-ı Kerimde yazılan Kuran lâfızlarının ziyade ve noksansız ALLAH kelâmı olması, tevatüren sabit ve nakledilmiş olup. tamamen tasdik olunması lâzımdır. Ayrıca Kur'ân-ı Kerimin kati ve açık olarak delâlet ettiği bütün hükümlerin de tasdik olunması icab eder. Âhirct hallerinin hak: oruç ve namazın farz: şarap içmenin, hırsızlığın haram olması gibi. dini hükümlerden olduğu kati olarak haber alınan şeylerin birinde şuhtur eden kimse, şübheslz kâfir olur. İctihadla Kur'ân-ı Kerimden çıkarılan ve ahad yolu ile Hazrct-1 Peygamber aleyhisselâmdan nakledilen hüküm ve haberler dini zaruretlere girmediklerinden böyle bir şey'in (hüküm ve haberin) sabit olduğunda şübhe etmek İmâna zarar vermez. Fakat, nakl edenler îumad edilir kimseler olunca, kabul etmemek günah (mâsiyet) sayılır. Çünkü, bir kimsenin haberi, yakin hâsıl etmezse de zan tfade eder. Hattâ bâzan zevali kabul etmiyecek derecede kat iyyet husule getirir. Hülâsa: Sahih hadis ile sabit olan hükmü kabul etmiyen kimse, eğer o hadisin sübütunda şübheden dolayı kabul etmiyorsa günahkâr olup. kâfir olmaz. [..ıkın Hazret-1 Peygamberden (s.a.v.) sabit olduğunu itlratİa beraber, kabul etmeyecek olursa, kâfir olur. Meselâ: 3İr kimse kati delil ile sabit olan bir haramı, helâl kabul etse kâfir olur. Çünkü dini zaruretleri tamamen tasdik etmemiş olur. Eğer bir âyet-1 kerimeden istinbat (delilden hüküm çıkarmak) suretiyle veya bir sahih hadis delaletiyle hüküm sâblt İse. o zaman tevil edilerek tekfir olunmaz. Yâni hadis-i şerifin Hazret-i Peygamberden (s.a.v.) sâdır olduğunu kabul etmemiş sayılır. 3 ? Farz olan seri îmân. ilim ve marifet kabilinden ve mantıki tasdik nev indendir. Fakat mantıki tasdikde. zanni itikad da dahildir. Re-sül-i Ekrem Efendimiz Hazretlerinin (s.a.v.) buyurmuş oldukları dinî hü kümlere taallûk eden tasdikin şerl îmân olması ise. katiyet ve yakin derecesine ulaşmakla kayıtlıdır. Zan cihetiylc olması kâfi gelmez. Kat'İyyet ve yakin derecesine ulaşan tasdikin sahih îmân olması ve âhlret azabından kurtarması da üç şarta bağlıdır. Birinci şart: Kat'î îmân ve yakinin. ölüm şiddetini tatmadan (be's hâli = yeis hâli) önce ve azabı görmeden evvel kazanılmış olmasıdır. Çünkü mezkûr halde İmânın fayda vermiyeceği şu âyet-i kerime ile sabittir "Şiddetimizi gördükleri zaman İmânları onlara fayda vermeyecektir." (2) İkinci şart: Hazret-i Muhammed alcyhlsselârnın risâletini ve dini zaruretlerden hiçbir şey'l İnkâr etmemek ve tekzîb emarelerinden sayılan şeyleri sevgiyle ve arzu İle yapmamaktır, llsteyerek puta tapmak, zünnâr bağlamak, diğer dinlerin merasimlerine iştirak etmek gibi şeyler. İslâm dinini tekzib emaresi taşırlar.) Üçüncü şart: Dinî hükümlerden birini kabul hususunda inâd etmeyip. hepsini benimseyerek iyi görmektir. Yâni her emredilen şeyi yapmak ve her yasak edilen şeyi terk etmek azminde olmaktır ki. bu şarta "teslim" ve İslâm" tâbir olunur. Bunun zıddı, dini bir hükmü çirkin görerek onu yapmakta veya yapmamakta inâd etmektir ki. bu küfür olur. Meselâ: Beş vakit namazı tembellikle kılmayan veya nefsine maglüb olarak bir haramı işleyen kimse kâfir olmazsa da. haram Irtikâb etmiş olur. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın enirine aykırılık kasdlylc namazı kılmamak veya yasaklanna karşı inâd ile haram işlemek, küfrü ieab ettirir. 4 ? Yukarda işaret edildiği gibi İslâm. ALLAH'ın hükümlerini kabul ile O'na boyun eğmekten ibaret olup imânın esas şartlarındandır. İmân ile İslâm arasında lügat anlamınea (melhumunca) fark varsa da. şcr'İ hükümde birbirinden ayrılmazlar: yâni her mümin, muslinidir ve her muslini de mümindir. "İslâm" lâfzı, bâzan tasdik manâsında kullanılır ve imân mefhumu (anlamı) İle birleşir.-Bâzan da görünüşte inkıyada (boyun eğmeye) denir. Fakat böyle görünüşte teslimiyet lügat mânasınca İslâm olup şer an (şeriatça) muteber değildir. "Bedeviler "İmân ettik" dediler. De ki: Siz îmân etmediniz amma müslümân olduk, deyin." (3) Bu âyet-1 kerimede islâm, görünüşte tasdik manasınadır. Bunun İçin imâna karşı (mukabil) buyurulmuştur. islâm: ALLAH'tan başka ilâh olmadığına, Hazret-i Muhamm-c (s.a.v.)'in O nun resulü olduğuna şehâdet etmen, namazı edâ etmen, zekâtım vermen, ramazan orucunu tutman ve eğer maddî bakımdan, seyahat bakımından gücün yetiyorsa, Beytullah'ı hac etmendir", hadis-i şerifi islâmın sâlih amellerden ibaret olmasına delalet eder. O halde ne İmâna lâzım olan iç inkıyaddan. ne de yalnız tasdikten ibaret olmaz denirse, cevaben deriz ki. bu hadis-i şerifte. İslâmın hakikati değil, belki imân ve İslâmın semere ve alâmetleri beyan buyurulmuştur. Hakikatta sayılan büyük riıkunlar imân ağacının faydalı meyvalan. sıhhat ve tazeliğinin alâmetleridir. 5 - Şer i imân. açıklandığı gibi. tasdikten ibaret olunca, dil ile ikrar ve şehâdet. îman haklkatından cüz' olmayıp yalnız dünyada islâm ahkâmının icrası için şart olur. Çünkü tasdik, kalb işi olmakla bizce malûm (bilinmiş) olmak için. ?görünür? dış alâmete lüzum vardır. Lüzumlu şartlariyle kalben tasdik edip dc dili ve hareketiyle ikrar etmeyen kimse ALLAH katında mümindir. Ahirette bu imânının semeresini görecektir. Diğer taraftan kalbi İle tasdik etmeyerek dili ile ikrarda bulunan kimse bize göre mü'min sayılsa da ALLAH katında münafıktır. Ahirette ebedî olarak azab çekecektir. Ehl-i sünnetin çoğu buna İnanmışlar. Ebü Mansur Mâtüridi hazreileri de bunu kabul etmişlerdir. İmânın, kalbde yerleşen yüksek bir sıfat olması, ona delâlet edici şer'i nasslar (deliller) ileride açıklanmakla bu sözü kuvxeüendirecektir. Bâzı âlimler ise. imâm. kalb İle tasdik ve dil ile ikrar rükünlerinden mürekkep kabul ederek "zaruretsiz ömründe bir defa olsun ikrar ve şehâdette bulunmayan kimse. ALLAH katında da mümin değildir!" diyorlar. Bu İddiaya göre. bir kimsenin şer'î imanla vasıflanabilmesi için. lüzumlu şartlariyle kalben tasdik ettikten sonra gücü yetince Cenâb-ı Hakk'a karşı hiç olmazsa bir defa İkrar yapmalıdır. İnsanlara ilân etmesine lüzum yoktur. Amma konuşmaya İktidarı yoksa yalnız tasdik kâfi gelir. İkrarın imandan rükün olmasına İnanan âlimler, şöyle istidlal ediyorlar: İman ittifakla tasdikten ibarettir. Tasdik İse. kalbi kabule ıtlak olunduğu gibi. dilin ikrarına da söylenir. Bu İtibarla herbiri (kalbi kabul ve dil İkran) iman rüknü (esâsı) olmak lâzım gelir. İhtiyat da bunu icâb ettirir. Fakat Müslim ve Buhâri'de rivayet edilen şu hadis-i şerif, ikrar ve şchâdctln âhiret kurtuluşuna değil, belki mal ve canın korunması gibi. İslâm ahkâmının icrası İçin şart olduğuna delâlet etmektedir. "İnsanlarla savaşmak ile emredildim; tâ ki. lâ ilahe illallah derler. Bunu dedikleri zaman, benden can ve mallarını korumuş olurlar; meğer ki hak ile ola." 6 ? Bâzı kimseler İkrardan başka amelleri de imândan (cüz') sayarlar. Bu idhal (amelleri îmân içine sokmak) iki suretle olur: a) Amelleri îmân haklkatından cüz' saymaktır ki. bu takdirde farzlardan bir şey'i terk eden yahut haramdan birini İşleyen kimse, imân dairesinden çıkmış sayılır. Bu İse kati delillere aykırı olduğundan bâtıldır. Elıl-i sünnetten hiçbir kimse buna kaail olmamıştır. Tîra: "Onlar d kimselerdir ki. (ALLAH) îmânı kalblcrine yazdı." (4) "Kalbi îmân üzere mutmain olduğu halde..." (5). gibi şcr'i naslar imanın yalnız kalbe alt (kalb İle kaaim) ncfsani bir sıfat olmasına delâlet etmektedir. imân edenler ve sâlih amel işleyenler" (6) gibi. pek çok âyet-i kerimede sâlih amel. imâna atfedilmiş ve birtakım âyet-İ celilelerde de. iuâsıyet (haram) irtikâb etmiş olanlara "mümin" diye hitâb edilmiştir. İşte bu seri delillerle. İmanın yalnız tasdik olduğu ve amellerin imândan cüz' olmadığı, sabittir. Bunun için kalbi ile tasdik edip yalnız, dili İle ikrar etmeyen kimse gibi; tembellik eseri olarak farzları terk eden veya nefsani arzularına uyarak haram irtikâb eden kimse de kâfir olmaz, fâsık mü'min adını alır. Böyle kimselere tevbe etmek lâzım gelir. Eğer İmânlarım koruyarak tevbesiz ölürlerse. meşiyyet-İ ilâhiyyede lAllahin ihtiyarında) kalırlar. Yâni Cenâb-ı Hak dilerse kendilerine bir miktar azab eder ve dilerse afv buyurur. Cehennemde ebedi olarak kalmazlar. Muayyen azablannı çektikten sonra cennete girerler. b) Amelleri, asıl imandan değil, belki kâmil imandan cüz' saymaktır kl: bu şekilde farzları terk etmek vc haram irtikâb etmekle imandan çıkmak lâzım gelmez. Yalnız kemâl kaybolmakla iman tehlikeye düşmüş olur. Bu İtibarla amelin İmandan cüz' sayılması sahih bulunduğuna, ekseri imam ve hadis-1 şerif âlimleri kaail olmuşlardır. İmanın kemâli, şübhesiz ki. dini vazifelere riâyet şartiyle meydana gelir. Âhİrette de tam bir kurtuluş, iman ve sâlih ameli birlikte toplamakla olur. Bu hususta vârid olan âyet-İ kerime ve hadls-İ şerifler pek çoktur. İmânın kuvvet ve kemâli, sâlih amellere devamla olacağından ve her sâlih amelin kabulü de mâsiyetten sakınmakla husule geleceğinden Kurân-ı Kcrim'de birkaç yerdr: > > . ^ , "ALLAH'tan korkun (haı.undan bakının vu leıâizl işleyiııj ki. felah bulaşınız." (7) buyurulmuş olup. dünya ve âhlrct saadet ve selâmeti takvaya bağlanmıştır. Bununla beraber insanın îman sıfatıyla vasıflanması, kalbindeki şübhesiz tasdik iledir. Gerek ikrar vc gerek sâlih amel. hep o sıfatı muhafaza İçindir. İkrar ve amelin bulunmaması ile imânın olmamasına istidlal doğru olmaz. 7 ? Sahih vc makbul olan İmânın, ebedi saadet ve selâmet temin etmesi, ömrünün sonuna kadar devam ve bckasiyle olur. O halde, mümin, din ve imânını her şeyden aziz ve kıymetli bilmeli ve muhafazası uğruna mal ve canını fedâ etmelidir. Muhafaza ve korunmasına pek çok itina ederek yok olmasını gerektirecek küfür sözlerinden ve işlerinden sakınmalıdır. Her gün ve her saat îmânını tazeleyerek sabah ve akşam şu duayı okumalıdır: Allâhümmc innî cüzü bike min cn üşrike bike şey'en ve ene a'lemü ve estağfirüke limâ lâ a'lemü inneke ente allâmül-ğuyüb. "ALLAHım! Sana bilerek herhangi bir ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şeyler için senden mağfiret isterim. Muhakkak sen gaaibleri hakkıyle bilensin!..'' İmâm muhafaza tasasında olmayarak ağzına gelen küfürleri söyleyen kimse. ? ALLAH korusun ? din ve îmandan çıkıp kâfir olur. Pişman olarak îmânını tazelemeden önce. o hâl üzere ölürse ebedi olarak Cehennemde kalır. Eğer söylediği küfürden dönerek İmânım tazelerse. İslâm dinine dönmüş olur. Fakat bu dönüş anma kadar kazandığı sevablarm hepsi mahvolur. Geçen günahlan için de aynca tevbe ve istiğfar etmesi gerekir. Evvelce (küfürden önce) kılmış olduğu namazları ve tutmuş olduğu oruçları tekrar cdâ etmek icab etmezse de. hac farizasını İfa etmiş idiyse bu hac bâtıl olmakla zengin olduğu takdirde tekrar haccetmesi lâzım gelir. Nikâhlısı varsa, nikâh çözüldüğünden, yeniden nikâh yapıncaya kadar ailesi kendisine haram olur. 8 ? İmânın muhafazası, onu elde etmekten daha güçtür. Çünkü imana zarar veren şeyler pek çoktur. Dini zaruretlerden sayılan bir şeyde şüphelenip de. giderilmesi için âlimlere müracaat edilmezse din ve İmân İptal olabileceği gibi. küfrü îcab ettirecek bir işi ileride (isi ikbâlde) işlemeyi veya bir küfür sözünü söylemeyi niyyet eden kimse derhal kâfir olur. Yine puta tapmak, zünnâr bağlamak, diğer dinlerin âyinlerine iştirak etmek ve dinî merasimlerinden bir şey'i güzel kabul etmek ve mutlak surette şer'an batıl ulan bir şey'i tazim ile anmak ve böyle bir şey'e hürmette (ihtiramda) bulunmak, küfrü icab edeceği gibi. şeriat nazarında aziz ve muhterem olan bir şey'e hakaret etmek de küfürdür. Böyle bir şey'i kas-den. zorlama olmadan irtikâb eden kimsenin hemen dinden çıkışına hükmolunur. Meselâ: Kur'ân-ı Kerim ve şeriat kitablarına. din esaslarından veya Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetlerinden bir şey'e hürmetsizlik etmek ve mutlak olarak İslâm dinine âit bir şeyle istihza edip eğlenmek gibi. Bütün dinlerde haram olan bir şey'in helâl olmasını ve kafi farzlardan birinin farz olmamasını temenni etmek, bilerek abdcstslz veya pis (necasetli) elbise ile yahut kıblenin başka cihetine dönerek namaz kılmak halleri de -istihfaf sayıldığından- aynen dinden çıkma hükmünü taşır. İmânın devamım arzu eden mümin, Cenâb-ı Hakka karşı daima korku ve ûmîd halleri (havf ve rcca) arasında bulunmalıdır. Çünkü. Cenâb-ı ALLAH'ın rahmetinden ümid kesmek veya azabı şiddetli olan Kah nâr hazretlerinin azab ve intikamından korkmamak da imana zarar veren şeylerdendir. Yukarıda beyân edildiği şekilde imân eden ve imâna aykırı şeylerden sakınan kimse, hak mümindir. Böyle bir kimse îmânında şübhe etmeyerek kati hükümle "mü'ııunim" diye hükmelmcli. "İnşâALLAH rnü'mimm" dememelidir. 9 ? İmânın makbul olması İçin. araştırmak sureliyle olması şart değildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu taklid yoluyla olan imân. sahih ve ALLAH katında makbuldür, diyorlar. Yâni. inanılması üzerine farz olan hükümleri, ebeveyninden, hocasından, yahut güvendiği başka birisinden işiterek şübhesiz olarak tasdik ve kabul eden kimse, mü'mindlr; imâm sahihtir. Eğer bu şekilde, taklidi iman sahibine şübhe arız olmayarak bulunduğu hâl üzere ölürse ebedi azabdan kurtulur. Ancak delil elde elmek suretiyle İmânım kuvvetlendirmediğinden kusur yapmışür. Herhangi bir vehim sebebiyle veya bir münkirin vereceği şübhe ile taklitçinin imânı zail olabilir. Bu itibarla her akıl sahibi İçin. delilleri öğrenip taklidden sakınmak ve istidlali İmân sahibi olmaya çalışmak, buna ziyadesiyle kıymet vermek lüzumludur. Esasa ait mes'elelerin açık delillerini öz olarak İhtiva etmekte olan şu kitabı okuyanlar ve okuduklarını belleyip tasdik edenler, yakînen ilme sâhib olurlar ve dinlerini korurlar. Bu suretle hakiki saadete ererler. Hidâyet Cenâb-ı Hak'dandır.
--------------------------------------------------------------------------- (1) Tevatür Yalan üzere ittifaklarını aklın kabul etmediği topluluğun haberlerine denir. Tevatürün lügat mânası, şiddet ve kuvvettir. (2) Mümin sûresi, âyet: 85 (3) Hucurat sûresi, âyet: 14 (4) Mücâdele sûresi. Ayet: 24 (5) Nahl sûresi, âyet: 106 (6) Meryem suresi. âyet: 96 (7) Al-i İmran sûresi, âyet: 200
Not: Kesinlikle Alıntı Değildir. Yazı Karekteri Hataları İçin Üzgünüm

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|