Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
Üçüncü Kısm HULÂSAT-ÜL-KELÂM RISÂLESI
Yûsüf Nebhânî “rahmetullahi aleyh”[1], bu risâlesinde buyuruyor ki: ALLAHü teâlâya hamd olsun! Diledigini ihsân ederek, hidâyete kavusdurmakda, diledigini dalâletde bırakmakdadır. [Dalâletden kurtulmak, se’âdet-i ebediyyeye kavusmak isteyenlerin düâlarını, adâleti ile kabûl etmekdedir.] Peygamberlerin ve seçilmislerin en üstünü olan, efendimiz Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun! Onun, yer yüzünde, gökdeki yıldızlar gibi parlayan Âline ve Eshâbının hepsine de hayrlı düâlar ederiz. Bu risâlenin sahîfeleri az, fekat, içindeki ilmler çokdur. Ilm ve akl sâhibi olanlar, insâf ederek okurlarsa, kabûl ederler. ALLAHü teâlânın hidâyetine, dogru yola kavusanlar da, hemen inanırlar. Bu risâle, ALLAHü teâlânın müslimânlara ihsân etdigi (Sırât-ı müstakîm)i, düsmanlarını bırakdıgı (Dalâlet yolu)ndan ayırmakdadır. Bu risâleye (Hulâsat-ül-kelâm fî tercîh-i dîn-il-islâm) ya’nî, (islâm dînini seçmeye yarayan sözlerin hulâsası) ismini verdim. Ey, kendini, ebedî azâbdan kurtarmak ve sonsuz ni’metlere kavusmak isteyen insan! Bu çok mühim, çok büyük hakîkati anlamak ve kendini sonsuz azâbdan kurtaracak sebebi bulmak için, her an, her yerde düsünsen ve son derece gayret ile çalıssan ve herkesden yardım istesen, insan gücünün yetdigi kadar da ugrassan, bu sebebin ehemmiyyeti yanında, bu yapdıkların, pek küçük kalır. Hattâ, bütün dünyâ servetini ele geçirmek için, bir kum dânesini vermeye benzer. Bu hakîkatin ehemmiyyeti, bu kısa yazımızla anlatılamaz. Bu yazımız, aklı olana bir isâret vermek gibidir. Aklı olan, bir isâretden maksadı anlar. Bunu tefekkür edebilmek için, ipucu olabilecek birkaç kelime söyliyecegim: – 110 – [1] Yûsüf Nebhânî, 1350 [m. 1932] de Beyrûtda vefât etdi. Insan, alısdıgı âdetleri sever. Bunlardan ayrılmak istemez. Dogunca, süt emmege alısır. Bundan ayrılmak istemez. Büyüdükçe, evine, mahallesine, sehrine alısır. Bunlardan ayrılması, çok güç olur. Sonra, dükkânına, san’atına, çalısdıgı fen islerine ve çoluk çocuguna, diline, dînine alısır. Bunlardan ayrılmak istemez. Böylece, muhtelif cemâ’atler, kavmler, milletler hâsıl olur. Su hâlde, bir milletin dinlerini sevmeleri, dinlerinin en hayrlı din oldugunu anladıkları için degildir. Aklı olan, kendi dînini ve baska dinleri incelemeli, dinler arasında hak olanı anlamalı, ona sarılmalıdır. Çünki, bâtıl dîne baglanmak, insanı ebedî felâketlere, dâimî azâblara ******ürür. Ey insan, gaflet uykusundan uyan! (Hak dînin, hangi din oldugunu nasıl bileyim. Ben, alısdıgım dînin hak din olduguna inanıyorum. Bu dîni seviyorum) der isen, sunu bil ki, (Din, Rabbin Peygamberler vâsıtası ile gönderdigi emrlere ve yasaklara itâ’at etmek)dir. Bu emrler, insanın Rabbine karsı ve birbirlerine karsı vazîfeleridir. Mevcûd dinler arasında, Rabbin sıfatlarını, ibâdet sekllerini ve mahlûklar arasındaki mu’âmelâtı en fâideli olarak bildiren hangisidir? Akl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvetdir. Kötüyü terk etmek, iyiyi de tedkîk etmek lâzımdır. Dîni tedkîk, onun zuhûrunu [baslamasını], Peygamberlerini, Eshâbını ve Ümmetini ve din büyüklerini incelemekdir. Bunları begenirsen, o dîni seç! Aklına uy, nefsine uyma! Nefs, âileden, arkadaslardan, bozuk, kötü din adamlarından utanmagı ve onlardan zarâr gelmesini ileri sürerek, seni aldatır. Fekat, bu zararlar, ebedî azâb yanında hiçdir. Bunu iyi anlıyan kimse, elbet (Dîn-i islâm)ı tercîh eder. Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed aleyhisselâma inanır. Zâten islâmiyyet, bütün Peygamberlere îmân etmeyi emr etmekdedir. Bunların dinlerinin hak oldukları, her Resûl gelince, evvelki dinlerin hükmleri kalmadıgı gibi, Muhammed aleyhisselâmın dîni gelince de, bütün dinlerin hükmlerinin kalmadıgını bildirmekdedir. Bir insanın, tâbi’ oldugu dînin bâtıl oldugunu anlaması ve bu dîni terk ederek, – 111 – Muhammed aleyhisselâma îmân etmesi, nefsine çok güç gelir. Çünki nefs, ALLAHü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâma ve Onun dînine düsman olarak yaratılmısdır. Nefsin bu düsmanlıgına (Hamiyyet-ül-câhiliyye) denir. Bâtıl dindeki analar, babalar, muallimler ve kötü arkadaslar [onların radyoları ve televizyonları ve hükûmet adamları], nefsin bu düsmanlıgını kuvvetlendirirler. Bunun için, (Çocuga ögretmek, tasa yazmak gibidir) denilmisdir. Nefsin bu düsmanlıgını izâle için çok çalısmak, nefs ile cihâd etmek ve nefsi akl ile inandırmak lâzımdır. Asagıdaki yazıları dikkat ile okumak, bu cihâdında sana yardımcı olacakdır: Bir dîne tâbi’ olmak, ebedî se’âdete kavusmak ve sonsuz felâketlerden kurtulmak içindir. Yoksa, anadan babadan kalma bir din ile ögünmek için degildir. Peygamber de, kendisinde peygamberlik sartları bulunan ve ALLAHü teâlânın emrlerini kullarına bildiren bir insandır. Böyle bir Peygambere tâbi’ olmak, Onun dînine girmek lâzımdır. Vesenî denilen, heykellere, putlara tapanlar ve Dehrî denilen tanrısızlar [ateistler ve masonlarla komünistler], hayvan gibidir. Nasrâniyyet ve yehûdiyyet dinleri de, asagıdaki sebebler ile bâtıl olmuslardır: 1- Islâm dîninde, ALLAHü teâlânın kemâl sıfatları vardır. Noksan sıfatları yokdur. Ibâdetleri yapmak gâyet kolaydır. Insanların birbirleri ile muâmeleleri adâlet iledir. Diger dinlerin ibâdetleri ve birbirleri ile muâmeleleri, zemânla degiserek, akla uygun hâlleri kalmamısdır. 2- Muhammed, Îsâ ve Mûsâ aleyhimüsselâmın hayâtları, târîhlerden incelenirse, Muhammed aleyhisselâmın, en necîb, asîl, en fâideli, dahâ âlim, en akllı, en üstün, dünyâ ve âhiret bilgilerine en ârif oldugu görülür. Hâlbuki, kendisi ümmî idi. Ya’nî hiç kitâb okumamıs, kimseden birsey ögrenmemisdi. 3- Muhammed aleyhisselâmın mu’cizeleri, digerlerinin mu’cizeleri toplamından kat kat dahâ çokdur. Digerlerinin mu’cizeleri geçmis, bitmisdir. Muhammed aleyhisselâmın mu’cizelerinin bir kısmı, bilhâssa Kur’ân-ı kerîm – 112 – mu’cizesi kıyâmete kadar devâm etmekdedir. Ümmetinin Evliyâsının kerâmetleri de, her zemân ve her yerde görülmekdedir. 4- Bu üç dîni bizlere ulasdıran haberler arasında, Muhammed aleyhisselâmı ve Onun dînini bildiren Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i serîfler dahâ çok, dahâ sahîhdir. Hepsi kitâblara geçmis ve dünyânın her tarafına yayılmısdır. Muhammed aleyhisselâm kırk yasında iken, Peygamber oldugu kendisine bildirildi. Altmısüç yasında iken vefât etdi. Peygamberligi yirmiüç sene devâm etdi. Bütün arab yarımadası kendisine itâ’at etdikden ve dîni her tarafa yayılıp anlasıldıkdan ve da’veti sarkda ve garbda isitildikden ve Eshâbı, yüzellibin oldukdan sonra vefât etdi. Vedâ’ haccını, yüzyirmibin Sahâbî ile yapdı. Bundan seksen gün sonra vefât etdi. (Bugün dîninizi ikmâl etdim ve üzerinize olan ni’metimi temâmladım ve dîninizin islâm olmasını begendim) meâlindeki, Mâide sûresinin üçüncü âyet-i kerîmesi, bu hacda nâzil oldu. Bu Sahâbîlerin hepsi, sâdık ve emîn idi. Çogu dinde derin âlim ve hepsi Evliyâ idi. Resûlullahın dînini ve mu’cizelerini, yer yüzüne yaydılar. Çünki, cihâd için, memleketlere yayıldılar. Gitdikleri yerlerdeki insanlara, din bilgilerini ve mu’cizeleri ulasdırdılar. Bunlar da, baskalarına bildirdiler. Böylece, her asrın âlimleri, sonraki tabakadaki, dahâ çok âlime bildirdi. Bunlar da, bu ilmleri ve bunları bildirenleri, binlerce kitâblara yazdılar. Ögrendikleri hadîs-i serîfleri, sahîh, hasen gibi, birçok kısmlara ayırdılar. Yalancıların [ve yehûdîlerin], hadîs diyerek uydurdukları sözleri kitâblarına sokmadılar. Bu husûsda, çok dikkatli ve hassâs davrandılar. Bunların gayretleri ile, islâm dîni çok saglam esâslar üzerine kuruldu ve hiç degisdirilmeden yayıldı. Diger dinlerin hiçbiri böyle sıhhâtli nakl edilemedi. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın mu’cizeleri ve hak Peygamber oldugunun vesîkaları, dînin temel ve zarûrî lâzım olan bilgileri, ALLAHü teâlânın var oldugu, bir oldugu ve kemâl sıfatları ve Muhammed aleyhisselâmın Peygamberligi, sâdık ve emîn oldugu ve – 113 – Ingiliz Câsûsunun I’tirâfları - F:8 bütün Peygamberlerin en üstünü oldugu, insanların öldükden sonra tekrar dirilecekleri, hesâba çekilecekleri, sırât köprüsü, Cennet ni’metleri, Cehennem azâbları, her gün bes kerre nemâz kılmanın farz oldugu, ögle, ikindi ve yatsı nemâzlarının farzlarının dört rek’at oldukları, sabâh nemâzının iki rek’at ve aksam nemâzının farzının üç rek’at oldugu ve semâda Ramezân ayının hilâli görüldügü zemân, oruca baslamak, Sevvâl ayının hilâli görülünce, fıtr bayramı yapmak, ömründe bir kerre hacca gitmek farz oldugu, [kadınların, kızların, basları, saçları açık sokaga çıkmalarının ve livâta] zinâ yapmanın harâm oldugu, serâbın [ve çok içilince serhos eden alkollü içkilerin damlasının] içilmesinin ve cünüb kimsenin ve hayz hâlindeki kadınların nemâz kılmalarının ve abdestsiz nemâz kılmanın harâm oldugu gibi zarûrî din bilgileri, âlim ve câhil, bütün müslimânlara, dogru olarak bildirildi. Bu bilgilerin hepsi, hiç degisdirilmeden, bizlere ulasdırıldı. Böyle oldugunu, insâf sâhibi olan nasrânî ve yehûdîler de bilmekdedir. Kendi dinlerini ögrendikleri yolların böyle saglam olmadıgını kendileri de i’tirâf etmekdedir. Muhammed aleyhisselâmın zemânının bize dahâ yakın olması ve islâm dînini bizlere ulasdıran âlimlerin pekçok olmaları, islâmiyyete hurâfeler, iftirâlar karısdırılmasına mâni’ olmusdur. Hıristiyan ve yehûdî dinleri, bu iki ni’mete mâlik degildir. Îsâ aleyhisselâmın bi’seti [zuhûru] ile Muhammed aleyhisselâmın bi’seti arasında [târîhcilere göre] altıyüz sene kadar zemân farkı vardır. Çünki, Îsâ aleyhisselâmın mevlidi ile Muhammed aleyhisselâmın Mekke sehrinden Medîneye hicreti arasında 621 sene fark vardır [diyorlar. Hâlbuki islâm âlimlerine göre, bu fark bin senedir]. Bu uzun zemânda, dünyânın her tarafına câhiliyyet yayıldı. Sahîh [dogru] haberleri, yanlıslarından ayırmak da çok güçdü. Îsâ aleyhisselâmın da’vet zemânı uzun sürmedi. Üç sene gibi kısa zemândan sonra, ALLAHü teâlâ, Onu otuzüç yasında iken semâya çıkardı. Bu kısa zemânda da, kâfirler karsısında za’îf ve maglûb hâlde idi. Peygamberlik – 114 – vazîfesini râhat yapamadı. Yehûdîler ve Roma hükûmeti de mâni’ oluyordu. Havârî denilen yardımcıları da, az idi. Kendisine inanmıs olan Havârîler, ancak oniki avcı idi. Hepsi za’îf kimseler idi. Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıkdan sonra, haberler, rivâyetler toplanarak Incîl kitâbları yazılıp, câhillerin ellerinde dolasdı. Terceme edilirken de degisdirildiler. Bu Incîllerde birbirlerine ve akla uymıyan çok bilgi vardı. Hattâ, birbirlerini nakz etmekde, çürütmekdedirler. Bu hâl, aynı Incîlin muhtelif yazmalarında da mevcûddur. Bu farklar, muhâlefetler karsısında, her asrda papazlar toplanarak, Incîlleri tashîh etmek zorunda kalmıslar, birçok ilâveler, çıkarmalar yapmıslar, dinden olmıyan pek çok saçma seyleri de karısdırmıslardır. Insanları, bu kitâblara inanmaga zorlamıslardır. Bunlardaki yazıların çogu, Îsâ aleyhisselâmın ve Havârîlerin sözleri degildir. Bunun için, muhtelif fırkalara ayrıldılar. Her asrda, yeni mezhebler meydâna geldi. Çogu, eskilerden ayrıldı. Hepsi de, ellerindeki Incîllerin Îsâ aleyhisselâmın getirdigi dînin kitâbı olmadıgını bilmekdedirler. Mûsâ aleyhisselâmın dînini ve mu’cizelerini bildiren yehûdî kitâbları da böyledir. Buradaki zemân farkı dahâ fazladır. Mûsâ aleyhisselâm, bir rivâyetde, Muhammed aleyhisselâmın hicretinden 2348 sene evvel vefât etdi. Aradaki câhiliyyet asrlarında, mûsevî dîninin sahîh olarak nakli imkânsız oldu. Buhtün-nasar gibi zâlimler de, yehûdî din adamlarını öldürdü. Bir kısmını da, Beyt-ül-mukaddesden Bâbil sehrine esîr ******ürdü. Hattâ, Kudüsde, Tevrât okuyacak kimse kalmadıgı zemânlar oldu. Danyâl aleyhisselâm, Tevrâtı ezber okur ve yazdırırdı. Böylece, degismekden kurtardı ise de, ondan sonra, onun yazdırdıkları da degisdirildi. ALLAHü teâlâya ve Peygamberlere yakısmayacak, çirkin yazılar karısdırıldı. Muhammed aleyhisselâmın zemânından sonra, Onun ümmeti içinde câhilligin yayılmadıgını her millet biliyor. Hele müslimânlar arasında, ilm yükselmis, büyük islâm devletleri tesekkül ederek, ilmi, fenni, adâleti, insan haklarını her tarafa yaymıslardır. Simdi, aklı ve insâfı olan bir kim- – 115 – se, bu üç dîni tedkîk ederse, elbette islâmiyyete tâbi’ olur. Çünki maksad, hak olan dîni bulmakdır. Yalan söylemek, iftirâ etmek, islâmiyyetde harâmdır. Âyet-i kerîmeler ve hadîs-i serîfler, ikisini de siddet ile yasak etmisdir. Herhangi bir kimseye iftirâ etmek, büyük günâh olunca, Resûlullaha iftirâ etmek, katkat dahâ fenâ, katkat dahâ harâmdır. Bundan dolayı da, Muhammed aleyhisselâmı ve mu’cizelerini bildiren islâm kitâblarında, hiçbir yalan, hiçbir hatâ olamaz. Aklı olan, insâflı kimsenin, inâdı bırakıp, sonu felâket olan dîni terk etmesi ve hak ve se’âdet yolu olan dîne tâbi’ olması lâzımdır. Dünyâ hayâtı çok kısadır. Her günü geçip hayâl olmakdadır. Her insanın sonu ölümdür. Bundan sonrası da, yâ dâimî azâb veyâ ebedî ni’metlerdir. Bunların vaktleri, herkese sür’at ile yaklasmakdadır. Ey insân! Kendine merhamet et! Aklından gaflet perdesini kaldır! Bâtılın bâtıl oldugunu görerek, ondan kurtulmaga çalıs! Hakkın hak oldugunu da görerek, ona tâbi’ ol, sarıl! Verecegin karâr, çok büyük, çok mühimdir. Vakt ise, çok azdır. Muhakkak öleceksin! Öldügün vakti düsün! Basına geleceklere hâzırlan! Hakka tâbi’ olmadıkca, ebedî azâbdan kurtulamazsın! Son pismânlık fâide vermez. Son nefesde hakkı tasdîk etmek kabûl olmaz. Fekat, müslimânın günâhlarına tevbe etmesi, kabûl olur. O gün, ALLAHü teâlâ, (Kulum! Sana akl nûrunu vermisdim. Bunun ile, beni anlamanı, bana ve Peygamberim Muhammed aleyhisselâma ve Onun getirdigi islâm dînine îmân etmeni emr etmisdim. Bu Peygamberin gelecegini, Tevrâtda ve Incilde haber vermisdim. Ismini ve dînini her memlekete yaydım. Isitmedim diyemezsin. Gece gündüz, dünyâ kazancı için, dünyâ zevkleri için çalısdın. Âhiretde basına gelecekleri hiç düsünmedin. Gaflet içinde iken, mevtin pençesine düsdün) derse, ne cevâb vereceksin? Ey insan! Basına gelecekleri düsün! Ömrün tükenmeden, aklını basına topla! Etrâfında gördügün, konusdugun, sevdigin, korkdugun kimselerin hepsi, birer birer öldüler. Birer hayâl gibi, gelip gitdiler. Iyi düsün! Ebedî atesde yanmak, ne büyük azâbdır! Sonsuz ni’metler içinde – 116 – yasamak ise, ne büyük ni’metdir. Bunlardan birini seçmek, simdi senin elindedir. Herkesin sonu, bu ikisinden biri olacakdır. Bundan kurtulmak imkânsızdır. Bunu düsünmemek ve tedbîr almamak, büyük câhillik ve cinnetdir. ALLAHü teâlâ, hepimizi akla tâbi’ olanlardan eylesin! Âmîn. (Kavl-üs-sebt fî redd-i alâ deâvil-protestanet) kitâbında diyor ki: Allâme Rahmetullah efendi[1], (Izhâr-ül-hak) kitâbında buyuruyor ki: Islâmiyyet baslamadan evvel, hiçbir yerde, hakîkî Tevrât ve hakîkî Incîl yok idi. Simdi mevcûd olanlar, dogru ile yalan karısık haberlerden meydâna getirilmis târîh kitâblarıdır. Kur’ân-ı kerîmde bildirilen, Tevrât ve Incîl, simdi mevcûd olan Tevrât ve Incîl ismlerindeki kitâblar degildir. Bunlardaki bilgilerden, Kur’ân-ı kerîmin tasdîk etdikleri dogrudur. Red etdikleri dogru degildir. Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiyenleri hakkında, dogru ve yanlıs demeyiz. Dört Incîlin, ALLAH kelâmı oldugunu bildiren, bir sened mevcûd degildir. Hindistânda konusdugu Ingiliz papazı da, bunu kabûl etmis ve mîlâdî 313 senesine kadar, dünyâda meydâna gelen, büyük karısıklıklarda, bu senedler gayb oldu demisdir. Horn, Incîl tefsîrinin ikinci cildinde ve târîhci Mocheim[2], 1332 [m. 1913] baskılı târîhinin birinci cildi, 65. ci sahîfesinde ve Lardis, Incîl tefsîrinin besinci cildi, 124. cü sahîfesinde, Incîllerde ilâveler, degisiklikler yapıldıgı yazılıdır. Cîrum[3] diyor ki, (Incîli [Kitâb-ı mukaddesi] terceme edecegim zemân, birbirlerine benzemediklerini gördüm). Adam Clarke[4], tefsîrinin birinci cildinde diyor ki, (Incîlin latinceye tercemeleri yapılırken, çok degisikliklere ugradı. – 117 – [1] Rahmetullah Hindî, 1306 [m. 1889] da Mekkede vefât etdi. [2] Mocheim Johann Lorenz Von, Alman protestan papazı ve târîhci. 1694 de Lübeckde dogdu. 1174 [m. 1755] de Göffindende öldü. En meshûr eseri (Mukaddes Incîl târîhi)dir. [3] Cîrum, Jerome Saint, Istanbulda üç sene kaldı. 382 de Romaya gitdi. Papanın sekreteri oldu. Kitâb-ı mukaddesi [Incîli] latinceye terceme etdi. 30 Eylülde yortusu yapılır. Yapdıgı terceme kiliselerin resmî kitâbı oldu. [4] Adam Clarke, 1179-1249 [m. 1760-1832] Irlandalı Incîl vâizi. Meshûr eseri (Kitâb-ı Mukaddes tefsîri)dir. Birbirine uymıyan ilâveler yapıldı). Katolik Ward[1], 1841 baskılı kitâbının onsekizinci sahîfesinde diyor ki, (Sarkdaki mülhidler, Incîlin çok yerini degisdirdiler. Protestan papazları, kral birinci Jamese verdikleri raporda, düâ kitâbımızdaki Zebûrlar, ibrânî olanlara benzemiyor. Ilâve, çıkarma ve tebdîl olarak, ikiyüze yakın degisiklik vardır). Protestan papazları, bunu dahâ da degisdirdiler. Rahmetullah efendinin kelâmı burada temâm oldu. (Izhâr-ülhak) kitâbında, böyle nice misâller bildirilmekdedir. Izzeddîn Muhammedînin (El-fâsılu-beynel-hak vel-bâtıl) ve Abdüllâh-i Tercümânın (Tuhfe-tül-erîb) kitâblarında da, Incîllerdeki degisikliklerin misâlleri yazılıdır. Bütün papazlar biliyor ki, Îsâ aleyhisselâm, birsey yazmadı ve yazılı birsey bırakmadı, bir kimseye de yazdırmadı. Dînini yazılı olarak bildirmedi. Semâya çıkarıldıkdan sonra, Îsevîler arasında ayrılıklar basladı. Birleserek din bilgilerini tesbît etmediler. Sonradan, elliden fazla Incîl yazıldı. Bunlar arasından dördü seçildi. Îsâ aleyhisselâmdan sekiz veyâ oniki sene sonra, Filistinde süryânî lisânında (Matta) Incîli yazıldı. Bu Incîlin bu nüshası yokdur. Yunânî tercemesi denilen nüshası mevcûddur. (Markos) Incîli, otuz sene sonra, Romada yazıldı. (Luka) Incîli, yirmisekiz sene sonra, Iskenderiyyede, yunânî olarak yazıldı. (Yuhannâ) Incîli, otuzsekiz veyâ altmısbes sene sonra, Efsûs sehrinde yazıldı. Hepsinde, rivâyetler ve hikâyeler ve Îsâ aleyhisselâmdan sonra hâsıl olan ba’zı seyler yazılıdır. Luka ve Markos, Havârîlerden degildiler. Baskalarından isitdiklerini yazdılar. Bunları yazanlar, kitâblarına Incîl demedi. Târîh kitâbı dediler. Sonra terceme edenler, Incîl dediler. Isbu (Kavl-üs-sebt) kitâbı, bir protestan papazının, arabî olarak Mısrda yazıp basdırdıgı (Ekavîl-ül-Kur’âniyye) kitâbına cevâb olarak, seyyid Abdülkâdir Iskenderânî tarafından 1341 [m. 1923] senesinde yazılmıs, 1990 – 118 – [1] Ward William George, 1228-1300 [m. 1812-1882], meshûr katolik Ingiliz papaz. En meshûr eseri, (Hıristiyan kilisesinin ideali)dir. senesinde (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, arabî (Es-sırâtül- müstekîm) ve (Hulâsat-ül-kelâm) kitâbları ile birlikde basdırılmısdır. Türkçe (Îzâh-ul-merâm) kitâbında diyor ki: Asl Incîl, ibrânî lisânında idi ve yehûdîler, Îsâ aleyhisselâmı i’dâm etmek için, yakaladıklarında, onu imhâ etdiler. Îsâ aleyhisselâmın da’vet zemânı olan üç senede, bir sûreti yazılmamısdı. Hıristiyanlar, asl Incîli inkâr ediyorlar. Bunların Incîl dedikleri dört kitâbda, hiçbir ibâdet mevcûd degildir. Yalnız Îsâ aleyhisselâmın yehûdîlerle olan münâkasaları yazılıdır. Hâlbuki, din kitâbı, ibâdetleri bildiren kitâb demekdir. Tevrâta göre ibâdet ediyoruz derlerse, yevm-i septe [Cumartesi gününe] ehemmiyyet vermek, sünnet olmak, her sabâh ve aksam ayakda düâ etmek, ma’lûm günlerde oruc tutmak, kadını bosamak haklarına mâlik olmak ve hınzır eti yimemek gibi, Tevrâtın mühim emrlerini niçin yapmıyorlar? Bunların terk edilmesi için, Incîllerinde bir haber de yokdur. Hâlbuki, Kur’ân-ı kerîmde, her ibâdet, güzel ahlâk, hukûk, ticâret, zırâ’at ve fen bilgilerine tesvîk, uzun bildirilmisdir. Cismânî ve rûhânî her müskilât hâl edilmisdir. Sâirler, edîbler, kâfirler, bindörtyüz seneden beri, çok çalısdıkları hâlde, Kur’ân-ı kerîmin bir âyetinin benzerini söyleyemediler. Kelimeleri arabî olup, her yerde kullanıldıgı hâlde, bir âyetinin benzerinin söylenememesi, onun mu’cize oldugunu göstermekdedir. Muhammed aleyhisselâmın diger mu’cizeleri bitmis, yalnız ismleri kalmıs, Kur’ân-ı kerîm ise, her zemân ve her yerde, günes gibi parlamakdadır. Her derde ilâc ve dermân olmakdadır. ALLAHü teâlâ, bütün kullarını mes’ûd etmek için, onu Habîb-i ekremine ikrâm ve inzâl buyurmusdur. Sonsuz lutf ve merhameti ile, tahrîf ve tebdîlden hıfz ve himâye eylemisdir. Diger kütüb-i semâviyye için, böyle bir va’dde bulunmamısdır. [ALLAHü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmi, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma, Cebrâîl ismindeki melek ile, parça parça, yirmiüç senede gönderdi. Birinci halîfe Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” da, Alla- – 119 – hü teâlânın gönderdigi bu âyetleri, bir araya cem’ etdirip, yazdırdı. Böylece, (Mushaf) denilen büyük bir kitâb meydâna geldi. Otuzüçbin Sahâbî, bu Mushafın, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiginin aynı olduguna, sözbirligi ile karâr verdi. (Rıyâd-un-nâsıhîn) 375. ci sahîfesinde diyor ki, (Kur’ân-ı kerîmde 6236 âyet vardır). Ba’zı büyük âyetler, küçük âyetlere ayrılınca, âyet adedi çogalmakdadır. Böylece, âyet adedi 6366 olan Mushaflar mevcûddur. Muhammed aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerîmin hepsini Eshâbına îzâh etdi, açıkladı. Islâm âlimleri, Eshâb-ı kirâmdan isitdiklerini yazdılar. Binlerce tefsîr kitâbları meydâna geldi ve her memlekete yayıldı. Simdi, dünyânın her yerindeki Kur’ân-ı kerîmler, birbirlerinin aynıdır. Aralarında, bir harf, bir nokta bile fark yokdur.] Bütün Peygamberlerin dinleri, kendi zemânlarının ihtiyâclarına uygun oldugundan, birbirlerinden farklı idi. Fekat, hepsinde, îmân edilecek seyler aynı idi. Hepsi, ALLAHü teâlânın bir oldugunu, öldükden sonra, tekrâr dirilmek oldugunu bildirdiler. Tesniyenin dördüncü faslının otuzdokuzuncu âyetinde (Yerlerin ve göklerin sâhibi birdir, baska yokdur), altıncı faslında, (Ey Isrâîl dinle! ALLAHımız, Rabbimiz birdir) ve (Sıfr-ül-mülûk-i sâlis)de, Süleymân aleyhisselâm Beyt-ül-mukaddesi (Kudüsdeki Mescid-i aksâyı) insâ edince, (Ey Isrâîlin ALLAHı! Yerde ve göklerde, senin gibi Rab yokdur. Sen yerlere ve göklere sıgmazsın. Nerde ki, bu yapdıgım eve) dedigi yazılıdır. (Sıfr-ül-mülûk-il-evvel)de (Samoil 1)in onbesinci faslının 29.cu âyetinde, (Samoil) Peygamberin (Isrâîlin azîzi, ya’nî ilah ve ma’bûdu, yalan söylemez ve nedâmet etmez. Çünki O, insan degildir) dedigi yazılıdır. (Es’iyâ) Peygambere âid oldugu söylenen kitâbın kırkbesinci bâbında, (Benim Rab! Benden gayrı ALLAH yokdur. Nûru ve zulmeti yaratan, hayrı, serri halk eden Ben’im) demekdedir. Mattâ Incîlinin ondokuzuncu bâbında, (Bir kimse, ona dedi ki, ey iyi muallim! Ne iyilik yapayım ki, ebedî hayâta nâil olayım? Ona cevâb olarak, bana niçin iyi diyorsun? Birden gayrı iyi yokdur. O Allahdır. Ebedî hayâta kavus- – 120 – mak istersen, Onun nasîhatlarını yap!) dedigi yazılıdır. Markosun onikinci bâbında, (Kâtiblerden biri, birinci emr nedir) dedi. Îsâ aleyhisselâm, ona cevâb olarak, (Emrlerin birincisi, Rabbimiz birdir. Bütün kalbin ile, bütün tâkatın ile, Rabbini sev!) demekdedir. Muhammed aleyhisselâm da, böyle buyurdu. Muhammed aleyhisselâmı tekzîb eden [inanmıyan] kimse, bütün Peygamberlere inanmamıs olur. (Ekânîm-i selâse) denilen (Teslîs)e [üç Tanrıya] inanmak, bütün Peygamberleri tekzîb olmakdadır. Teslîs akîdesi, Îsâ aleyhisselâmın semâya urûcundan çok zemân sonra zuhûr etdi. Bundan önce, (Nasârâ) da, (Tevhîd) akîdesinde idiler ve Tevrât ahkâmını icrâ ediyorlardı. Putperestlerden çogu ve Yunan feylesofları nasrânî olunca, eski i’tikâdlarından teslîsi de nasrânîlige karısdırdılar. Nasârâ dînine, teslîs akîdesini ilk karısdıran, mîlâdın ikiyüz senesinde (Sebliyûs) isminde bir papaz oldugu ve bu sebeble, çok kan döküldügü, fransızca (Kurret-ün-nüfûs) kitâbında ve arabî tercemesinde uzun yazılıdır. O zemân, birçok âlimler, tevhîdi müdâfea etdi ve Îsâ aleyhisselâmın bir insan ve Peygamber oldugunu bildirdiler. Üçyüz senelerinde, Iskenderiyyede, Aryüs, tevhîdi i’lân ve teslîsin fâsid ve bâtıl oldugunu nesr etdi. 325 senesinde, büyük Kostantinin Iznikde topladıgı papazlar meclisinde, tevhîd red ve Aryüs tard [aforoz] edildi. Teslîsin üçüncü tanrısı dedikleri, (Rûh-ulkuds) ün ne oldugunu kendileri de bilmiyorlar. Îsâ aleyhisselâm, annesi (Meryem-i azrâ)nın batnında, Rûh-ul-kudsden meydâna geldi diyorlar. Islâmiyyetde Rûh-ul-kudsün, Cebrâîl isminde melek oldugu bildirildi[1]. Semseddîn Sâmî beg 1316 [m. 1898] târîhli [Kâmûs-üla’lâm) kitâbında diyor ki: Islâm dîninin peygamberi, Muhammed aleyhisselâmdır. Babası Abdüllah, dedesi Abdülmuttalib bin Hâsim bin Abd-i Menâf bin Kusay bin Kilâb- – 121 – [1] (Îzâh-ul-merâm) kitâbını, Manastırlı Abdüllah Abdî bin Destân Mustafâ beg yazmısdır. Kendisi, 1303 [m. 1885] de vefât etmisdir “rahmetullahi aleyh”. Kitâb, 1288 [m. 1871] de Istanbul Edirnekapı hâricinde, Mustafâ pâsa tekkesi seyhi Yahyâ efendi matbaasında tab’ edilmisdir. dır. Târîhcilere göre, mîlâdın 571. ci senesinde, Nisan ayının yirmisine rastlıyan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi gecesi, sabâha karsı, Mekke sehrinde dünyâya gelmisdir. Annesi, Vehebin kızı Âmine, Âminenin babası da, Abd-i Menâf bin Zühre bin Kilâbdır. Kilâb, Peygamberimizin babası olan Abdüllahın büyük dedesidir. Abdüllah, ticâret için Sâma gidip, avdetinde Medîne civârında (Dâr-ün-nâbiga)da vefât etdi. Yirmibes yasında idi. Oglunu göremedi. Bes sene, süt annesi Halîmenin kabîlesinde kaldı. Bu Benî Sa’d kabîlesi, Arabistânın en fasîh, en güzel konusan kabîlesi idi. Bunun için, Muhammed aleyhisselâm pek fasîh konusurdu. Altı yasında iken, Âmine, oglunu Medînedeki dayılarına ******ürüp, orada vefât etdi. Dadısı, Ümm-i Eymen kendisini Mekkeye getirip, Abdülmuttalibe teslîm etdi. Sekiz yasında iken Abdülmuttalib de vefât ederek, amcası Ebû Tâlibin evinde kaldı. Oniki yasında iken, Ebû Tâlib ile, ticâret için Sâma gitdi. Onyedi yasında iken, amcası Zübeyr Yemene ******ürdü. Yirmibes yasında iken, Hadîce “radıyallahü anhâ” nın kervânı ile, ticâret için, Sâma gitdi. Aklı, edebi, güzel ahlâkı ve çalıskanlıgı ile meshûr oldu. Iki ay sonra, Hadîce ile izdivâc eyledi. Kırk yasında iken, Cebrâîl isminde melek gelerek, peygamber oldugu bildirildi. En evvel Hadîce, sonra Ebû Bekr ve çocuk olan Alî ve Zeyd bin Hârise îmân etdi. Kırküç yasında iken, herkesi dîne da’vet etmesi emr olundu. Müsrikler, ezâ, cefâ etdiler. Elliüç yasında iken, ALLAHü teâlânın izni ile Medîne-i münevvereye hicret etdi. Mîlâdın 622. ci senesi Eylül ayının yirminci ve Rebî’ul-evvelin sekizinci pazartesi günü, Medînenin Kubâ köyüne geldi. Hazret-i Ömer halîfe iken, bu senenin Muharrem ayının birinci günü, (Hicrî kamerî) sene bası kabûl edildi. Temmûz ayının onaltıncı cum’a günü idi. Eylülün yirminci günü de, (Hicrî semsî) sene bası oldu. 623. cü mîlâdî sene bası, hicrî semsî ve kamerî senelerin birincisinde oldu. Kâfirlere karsı gazâ ve cihâd yapılması emr edilince, hicretin ikinci senesinde (Bedr gazâsı) oldu. 950 kâfirden elli kisi katl ve 44 ü esîr edildi. Üçüncü – 122 – senede (Uhud gazâsı) oldu. Kâfirler üç bin, müslimânlar 700 kisi idi. 75 Sahâbî sehîd oldu. Bu senede, kadınların örtünmelerini emr eden âyetler nâzil oldu. Dördüncü senede (Hendek gazâsı), besinci senede (Benî Mustalak gazâsı) oldu. Altıncı senede Hudeybiyede (Bî’at-ür-rıdvân) anlasması oldu. Yedinci senede (Hayber gazâsı) oldu ve Bizans hükümdârı Kaysere ve Îrân sâhı Kisrâya islâma da’vet mektûbları gönderildi. Sekizinci senede Herakliyüsün rum ordusu ile (Mûte gazvesi) oldu ve (Mekke feth) edildi ve (Huneyn gazâsı) oldu. Dokuzuncu senede, (Tebük gazâsı)na gidildi. Onuncu senede (Vedâ’ haccı) yapıldı. Onbirinci senesinde, onüç gün hummâ hastalıgı olup, Rebî’ul-evvelin onikinci pazartesi günü, mescidine bitisik odasında, 63 yasında vefât etdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” dâimâ güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Mübârek yüzünde nûr parlardı. Görenler, âsık olurdu. Hilmi, sabrı, güzel ahlâkı, binlerce kitâbda yazılıdır. Hadîceden “radıyallahü anhâ” iki erkek, dört kız evlâdı oldu. Mısrlı Mâriyeden de bir oglu oldu. – 123 – 64.cü sahîfe, 15.ci maddenin dipnotu: Büyük âlim, seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” Istanbulda yazmıs oldugu (Eshâb-ı kirâm) risâlesinde diyor ki, (Resûlullahın mübârek kızı hazret-i Fâtıma ile kıyâmete kadar, çocukları, Ehl-i beytdirler. Bunları, âsî olsalar da sevmek lâzımdır. Bunları sevmek, kalb ile, beden ile ve mal ile yardım, hurmet ve haklarına ri’âyet etmek, îmân ile ölmege sebeb olur. Sûriyenin Hamâ sehrinde, seyyidler için mahkeme vardı. Mısrdaki Abbâsî halîfeleri zemânında, Hasenin “radıyallahü teâlâ anh” evlâdlarına (Serîf) ismi verilerek beyâz sarık sarmaları, Hüseynin “radıyallahü teâlâ anh” evlâdına (Seyyid) ismi verilerek, yesil sarık sarmaları tensîb edildi. Bu mübârek sülâleden dogan mübârek çocuklar, iki sâhid ile, hâkim huzûrunda tescîl edilirdi. Sultân Abdülmecîd Hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” zemânında mason Resîd Pâsa, ingilizlerin emri ile, bu mahkemeleri kaldırdı. Soysuz ve mezhebsiz olanlara da seyyid denildi. Uydurma acem seyyidleri her tarafa yayıldı. (Fetâvâ-i-hadîsiyye) de diyor ki, (Islâmiyyetin ilk zemânlarında, Ehl-i beytden olanların hepsine serîf denilirdi. Meselâ, serîf-i Abbâsî, serîf-i Zeynelî denirdi. Fâtımî sultânları sî’î idi. Yalnız Hasen ve Hüseyn evlâdına serîf dediler. Mısrdaki Türkmen sultânlarından Esref Sa’bân bin Hüseyn 773 [m. 1371] senesinde, seyyidlerin serîflerden ayrılmaları için, yesil sarık sarmalarını emr eyledi. Bu âdetler her yere yayıldı ise de, ser’î bir degeri yokdur.) (Mir’ât-i kâinât)da ve (Mevâhib-i ledünniyye)nin türkçe tercemesinde ve Zerkânî serhinde, yedinci maksadın üçüncü faslında, bu husûsda tafsîlât vardır.) Fâtımadan mâadâsı kendisi hayâtda iken vefât etdiler. (Kâmûs-ul-a’lâm)ın yazısı burada temâm oldu. Imâm-ı Gazâlî, (Kimyâ-yı se’âdet) kitâbında diyor ki, (ALLAHü teâlâ, kullarına, peygamberler gönderdi. Bu büyük insanlar vâsıtası ile, kullarına, se’âdete ve felâkete sebeb olan seyleri bildirdi. Peygamberlerin en yüksegi, en üstünü ve sonuncusu, (Muhammed) aleyhisselâmdır. Bütün insanlara, her millete peygamberdir. Dünyânın her yerinde, herkesin O yüce Peygambere inanması ve Ona tâbi’ olması lâzımdır).

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|