AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
 
Reply to this topicStart new topic
> Hulasatül Kelam Risalesi
F a T i H
mesaj Sep 5 2009, 16:23
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Üçüncü Kısm
HULÂSAT-ÜL-KELÂM RISÂLESI


Yûsüf Nebhânî “rahmetullahi aleyh”[1], bu risâlesinde
buyuruyor ki:
ALLAHü teâlâya hamd olsun! Diledigini ihsân ederek,
hidâyete kavusdurmakda, diledigini dalâletde bırakmakdadır.
[Dalâletden kurtulmak, se’âdet-i ebediyyeye kavusmak
isteyenlerin düâlarını, adâleti ile kabûl etmekdedir.]
Peygamberlerin ve seçilmislerin en üstünü olan, efendimiz
Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun!
Onun, yer yüzünde, gökdeki yıldızlar gibi parlayan Âline
ve Eshâbının hepsine de hayrlı düâlar ederiz.
Bu risâlenin sahîfeleri az, fekat, içindeki ilmler çokdur.
Ilm ve akl sâhibi olanlar, insâf ederek okurlarsa, kabûl
ederler. ALLAHü teâlânın hidâyetine, dogru yola kavusanlar
da, hemen inanırlar. Bu risâle, ALLAHü teâlânın müslimânlara
ihsân etdigi (Sırât-ı müstakîm)i, düsmanlarını bırakdıgı
(Dalâlet yolu)ndan ayırmakdadır. Bu risâleye
(Hulâsat-ül-kelâm fî tercîh-i dîn-il-islâm) ya’nî, (islâm dînini
seçmeye yarayan sözlerin hulâsası) ismini verdim.
Ey, kendini, ebedî azâbdan kurtarmak ve sonsuz
ni’metlere kavusmak isteyen insan! Bu çok mühim, çok
büyük hakîkati anlamak ve kendini sonsuz azâbdan kurtaracak
sebebi bulmak için, her an, her yerde düsünsen ve
son derece gayret ile çalıssan ve herkesden yardım istesen,
insan gücünün yetdigi kadar da ugrassan, bu sebebin
ehemmiyyeti yanında, bu yapdıkların, pek küçük kalır.
Hattâ, bütün dünyâ servetini ele geçirmek için, bir kum
dânesini vermeye benzer. Bu hakîkatin ehemmiyyeti, bu
kısa yazımızla anlatılamaz. Bu yazımız, aklı olana bir isâret
vermek gibidir. Aklı olan, bir isâretden maksadı anlar.
Bunu tefekkür edebilmek için, ipucu olabilecek birkaç kelime
söyliyecegim:
– 110 –
[1] Yûsüf Nebhânî, 1350 [m. 1932] de Beyrûtda vefât etdi.
Insan, alısdıgı âdetleri sever. Bunlardan ayrılmak istemez.
Dogunca, süt emmege alısır. Bundan ayrılmak istemez.
Büyüdükçe, evine, mahallesine, sehrine alısır. Bunlardan
ayrılması, çok güç olur. Sonra, dükkânına, san’atına,
çalısdıgı fen islerine ve çoluk çocuguna, diline, dînine
alısır. Bunlardan ayrılmak istemez. Böylece, muhtelif cemâ’atler,
kavmler, milletler hâsıl olur. Su hâlde, bir milletin
dinlerini sevmeleri, dinlerinin en hayrlı din oldugunu
anladıkları için degildir. Aklı olan, kendi dînini ve baska
dinleri incelemeli, dinler arasında hak olanı anlamalı, ona
sarılmalıdır. Çünki, bâtıl dîne baglanmak, insanı ebedî felâketlere,
dâimî azâblara ******ürür. Ey insan, gaflet uykusundan
uyan! (Hak dînin, hangi din oldugunu nasıl bileyim.
Ben, alısdıgım dînin hak din olduguna inanıyorum.
Bu dîni seviyorum) der isen, sunu bil ki, (Din, Rabbin
Peygamberler vâsıtası ile gönderdigi emrlere ve yasaklara
itâ’at etmek)dir. Bu emrler, insanın Rabbine karsı ve birbirlerine
karsı vazîfeleridir.
Mevcûd dinler arasında, Rabbin sıfatlarını, ibâdet
sekllerini ve mahlûklar arasındaki mu’âmelâtı en fâideli
olarak bildiren hangisidir? Akl, iyiyi kötüden ayıran
bir kuvvetdir. Kötüyü terk etmek, iyiyi de tedkîk etmek
lâzımdır. Dîni tedkîk, onun zuhûrunu [baslamasını],
Peygamberlerini, Eshâbını ve Ümmetini ve din büyüklerini
incelemekdir. Bunları begenirsen, o dîni seç! Aklına
uy, nefsine uyma! Nefs, âileden, arkadaslardan, bozuk,
kötü din adamlarından utanmagı ve onlardan zarâr
gelmesini ileri sürerek, seni aldatır. Fekat, bu zararlar,
ebedî azâb yanında hiçdir. Bunu iyi anlıyan kimse, elbet
(Dîn-i islâm)ı tercîh eder. Peygamberlerin sonuncusu
olan Muhammed aleyhisselâma inanır. Zâten islâmiyyet,
bütün Peygamberlere îmân etmeyi emr etmekdedir.
Bunların dinlerinin hak oldukları, her Resûl gelince, evvelki
dinlerin hükmleri kalmadıgı gibi, Muhammed
aleyhisselâmın dîni gelince de, bütün dinlerin hükmlerinin
kalmadıgını bildirmekdedir. Bir insanın, tâbi’ oldugu
dînin bâtıl oldugunu anlaması ve bu dîni terk ederek,
– 111 –
Muhammed aleyhisselâma îmân etmesi, nefsine çok güç
gelir. Çünki nefs, ALLAHü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâma
ve Onun dînine düsman olarak yaratılmısdır. Nefsin
bu düsmanlıgına (Hamiyyet-ül-câhiliyye) denir. Bâtıl
dindeki analar, babalar, muallimler ve kötü arkadaslar
[onların radyoları ve televizyonları ve hükûmet adamları],
nefsin bu düsmanlıgını kuvvetlendirirler. Bunun için, (Çocuga
ögretmek, tasa yazmak gibidir) denilmisdir. Nefsin
bu düsmanlıgını izâle için çok çalısmak, nefs ile cihâd etmek
ve nefsi akl ile inandırmak lâzımdır. Asagıdaki yazıları
dikkat ile okumak, bu cihâdında sana yardımcı olacakdır:
Bir dîne tâbi’ olmak, ebedî se’âdete kavusmak ve sonsuz
felâketlerden kurtulmak içindir. Yoksa, anadan babadan
kalma bir din ile ögünmek için degildir. Peygamber
de, kendisinde peygamberlik sartları bulunan ve ALLAHü
teâlânın emrlerini kullarına bildiren bir insandır. Böyle
bir Peygambere tâbi’ olmak, Onun dînine girmek lâzımdır.
Vesenî denilen, heykellere, putlara tapanlar ve Dehrî
denilen tanrısızlar [ateistler ve masonlarla komünistler],
hayvan gibidir. Nasrâniyyet ve yehûdiyyet dinleri de, asagıdaki
sebebler ile bâtıl olmuslardır:
1- Islâm dîninde, ALLAHü teâlânın kemâl sıfatları vardır.
Noksan sıfatları yokdur. Ibâdetleri yapmak gâyet kolaydır.
Insanların birbirleri ile muâmeleleri adâlet iledir. Diger
dinlerin ibâdetleri ve birbirleri ile muâmeleleri, zemânla
degiserek, akla uygun hâlleri kalmamısdır.
2- Muhammed, Îsâ ve Mûsâ aleyhimüsselâmın hayâtları,
târîhlerden incelenirse, Muhammed aleyhisselâmın, en
necîb, asîl, en fâideli, dahâ âlim, en akllı, en üstün, dünyâ
ve âhiret bilgilerine en ârif oldugu görülür. Hâlbuki, kendisi
ümmî idi. Ya’nî hiç kitâb okumamıs, kimseden birsey
ögrenmemisdi.
3- Muhammed aleyhisselâmın mu’cizeleri, digerlerinin
mu’cizeleri toplamından kat kat dahâ çokdur. Digerlerinin
mu’cizeleri geçmis, bitmisdir. Muhammed aleyhisselâmın
mu’cizelerinin bir kısmı, bilhâssa Kur’ân-ı kerîm
– 112 –
mu’cizesi kıyâmete kadar devâm etmekdedir. Ümmetinin
Evliyâsının kerâmetleri de, her zemân ve her yerde görülmekdedir.
4- Bu üç dîni bizlere ulasdıran haberler arasında, Muhammed
aleyhisselâmı ve Onun dînini bildiren Kur’ân-ı
kerîm ve hadîs-i serîfler dahâ çok, dahâ sahîhdir. Hepsi kitâblara
geçmis ve dünyânın her tarafına yayılmısdır. Muhammed
aleyhisselâm kırk yasında iken, Peygamber oldugu
kendisine bildirildi. Altmısüç yasında iken vefât etdi.
Peygamberligi yirmiüç sene devâm etdi. Bütün arab yarımadası
kendisine itâ’at etdikden ve dîni her tarafa yayılıp
anlasıldıkdan ve da’veti sarkda ve garbda isitildikden ve
Eshâbı, yüzellibin oldukdan sonra vefât etdi. Vedâ’ haccını,
yüzyirmibin Sahâbî ile yapdı. Bundan seksen gün sonra
vefât etdi. (Bugün dîninizi ikmâl etdim ve üzerinize olan
ni’metimi temâmladım ve dîninizin islâm olmasını begendim)
meâlindeki, Mâide sûresinin üçüncü âyet-i kerîmesi,
bu hacda nâzil oldu. Bu Sahâbîlerin hepsi, sâdık ve emîn
idi. Çogu dinde derin âlim ve hepsi Evliyâ idi. Resûlullahın
dînini ve mu’cizelerini, yer yüzüne yaydılar. Çünki, cihâd
için, memleketlere yayıldılar. Gitdikleri yerlerdeki insanlara,
din bilgilerini ve mu’cizeleri ulasdırdılar. Bunlar da,
baskalarına bildirdiler. Böylece, her asrın âlimleri, sonraki
tabakadaki, dahâ çok âlime bildirdi. Bunlar da, bu ilmleri
ve bunları bildirenleri, binlerce kitâblara yazdılar. Ögrendikleri
hadîs-i serîfleri, sahîh, hasen gibi, birçok kısmlara
ayırdılar. Yalancıların [ve yehûdîlerin], hadîs diyerek uydurdukları
sözleri kitâblarına sokmadılar. Bu husûsda, çok
dikkatli ve hassâs davrandılar. Bunların gayretleri ile, islâm
dîni çok saglam esâslar üzerine kuruldu ve hiç degisdirilmeden
yayıldı. Diger dinlerin hiçbiri böyle sıhhâtli nakl
edilemedi.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın
mu’cizeleri ve hak Peygamber oldugunun vesîkaları, dînin
temel ve zarûrî lâzım olan bilgileri, ALLAHü teâlânın
var oldugu, bir oldugu ve kemâl sıfatları ve Muhammed
aleyhisselâmın Peygamberligi, sâdık ve emîn oldugu ve
– 113 – Ingiliz Câsûsunun I’tirâfları - F:8
bütün Peygamberlerin en üstünü oldugu, insanların öldükden
sonra tekrar dirilecekleri, hesâba çekilecekleri,
sırât köprüsü, Cennet ni’metleri, Cehennem azâbları, her
gün bes kerre nemâz kılmanın farz oldugu, ögle, ikindi ve
yatsı nemâzlarının farzlarının dört rek’at oldukları, sabâh
nemâzının iki rek’at ve aksam nemâzının farzının üç
rek’at oldugu ve semâda Ramezân ayının hilâli görüldügü
zemân, oruca baslamak, Sevvâl ayının hilâli görülünce,
fıtr bayramı yapmak, ömründe bir kerre hacca gitmek
farz oldugu, [kadınların, kızların, basları, saçları açık sokaga
çıkmalarının ve livâta] zinâ yapmanın harâm oldugu,
serâbın [ve çok içilince serhos eden alkollü içkilerin
damlasının] içilmesinin ve cünüb kimsenin ve hayz hâlindeki
kadınların nemâz kılmalarının ve abdestsiz nemâz
kılmanın harâm oldugu gibi zarûrî din bilgileri, âlim ve
câhil, bütün müslimânlara, dogru olarak bildirildi. Bu bilgilerin
hepsi, hiç degisdirilmeden, bizlere ulasdırıldı. Böyle
oldugunu, insâf sâhibi olan nasrânî ve yehûdîler de bilmekdedir.
Kendi dinlerini ögrendikleri yolların böyle
saglam olmadıgını kendileri de i’tirâf etmekdedir. Muhammed
aleyhisselâmın zemânının bize dahâ yakın olması
ve islâm dînini bizlere ulasdıran âlimlerin pekçok olmaları,
islâmiyyete hurâfeler, iftirâlar karısdırılmasına mâni’
olmusdur. Hıristiyan ve yehûdî dinleri, bu iki ni’mete mâlik
degildir. Îsâ aleyhisselâmın bi’seti [zuhûru] ile Muhammed
aleyhisselâmın bi’seti arasında [târîhcilere göre]
altıyüz sene kadar zemân farkı vardır. Çünki, Îsâ aleyhisselâmın
mevlidi ile Muhammed aleyhisselâmın Mekke
sehrinden Medîneye hicreti arasında 621 sene fark vardır
[diyorlar. Hâlbuki islâm âlimlerine göre, bu fark bin senedir].
Bu uzun zemânda, dünyânın her tarafına câhiliyyet
yayıldı. Sahîh [dogru] haberleri, yanlıslarından ayırmak
da çok güçdü.
Îsâ aleyhisselâmın da’vet zemânı uzun sürmedi. Üç
sene gibi kısa zemândan sonra, ALLAHü teâlâ, Onu otuzüç
yasında iken semâya çıkardı. Bu kısa zemânda da, kâfirler
karsısında za’îf ve maglûb hâlde idi. Peygamberlik
– 114 –
vazîfesini râhat yapamadı. Yehûdîler ve Roma hükûmeti
de mâni’ oluyordu. Havârî denilen yardımcıları da, az idi.
Kendisine inanmıs olan Havârîler, ancak oniki avcı idi.
Hepsi za’îf kimseler idi. Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıkdan
sonra, haberler, rivâyetler toplanarak Incîl kitâbları
yazılıp, câhillerin ellerinde dolasdı. Terceme edilirken
de degisdirildiler. Bu Incîllerde birbirlerine ve akla uymıyan
çok bilgi vardı. Hattâ, birbirlerini nakz etmekde, çürütmekdedirler.
Bu hâl, aynı Incîlin muhtelif yazmalarında
da mevcûddur. Bu farklar, muhâlefetler karsısında, her
asrda papazlar toplanarak, Incîlleri tashîh etmek zorunda
kalmıslar, birçok ilâveler, çıkarmalar yapmıslar, dinden
olmıyan pek çok saçma seyleri de karısdırmıslardır. Insanları,
bu kitâblara inanmaga zorlamıslardır. Bunlardaki yazıların
çogu, Îsâ aleyhisselâmın ve Havârîlerin sözleri degildir.
Bunun için, muhtelif fırkalara ayrıldılar. Her asrda,
yeni mezhebler meydâna geldi. Çogu, eskilerden ayrıldı.
Hepsi de, ellerindeki Incîllerin Îsâ aleyhisselâmın getirdigi
dînin kitâbı olmadıgını bilmekdedirler.
Mûsâ aleyhisselâmın dînini ve mu’cizelerini bildiren
yehûdî kitâbları da böyledir. Buradaki zemân farkı dahâ
fazladır. Mûsâ aleyhisselâm, bir rivâyetde, Muhammed
aleyhisselâmın hicretinden 2348 sene evvel vefât etdi.
Aradaki câhiliyyet asrlarında, mûsevî dîninin sahîh olarak
nakli imkânsız oldu. Buhtün-nasar gibi zâlimler de, yehûdî
din adamlarını öldürdü. Bir kısmını da, Beyt-ül-mukaddesden
Bâbil sehrine esîr ******ürdü. Hattâ, Kudüsde, Tevrât
okuyacak kimse kalmadıgı zemânlar oldu. Danyâl
aleyhisselâm, Tevrâtı ezber okur ve yazdırırdı. Böylece,
degismekden kurtardı ise de, ondan sonra, onun yazdırdıkları
da degisdirildi. ALLAHü teâlâya ve Peygamberlere
yakısmayacak, çirkin yazılar karısdırıldı.
Muhammed aleyhisselâmın zemânından sonra, Onun
ümmeti içinde câhilligin yayılmadıgını her millet biliyor.
Hele müslimânlar arasında, ilm yükselmis, büyük islâm devletleri
tesekkül ederek, ilmi, fenni, adâleti, insan haklarını
her tarafa yaymıslardır. Simdi, aklı ve insâfı olan bir kim-
– 115 –
se, bu üç dîni tedkîk ederse, elbette islâmiyyete tâbi’ olur.
Çünki maksad, hak olan dîni bulmakdır. Yalan söylemek,
iftirâ etmek, islâmiyyetde harâmdır. Âyet-i kerîmeler ve
hadîs-i serîfler, ikisini de siddet ile yasak etmisdir. Herhangi
bir kimseye iftirâ etmek, büyük günâh olunca, Resûlullaha
iftirâ etmek, katkat dahâ fenâ, katkat dahâ harâmdır.
Bundan dolayı da, Muhammed aleyhisselâmı ve mu’cizelerini
bildiren islâm kitâblarında, hiçbir yalan, hiçbir hatâ
olamaz. Aklı olan, insâflı kimsenin, inâdı bırakıp, sonu felâket
olan dîni terk etmesi ve hak ve se’âdet yolu olan dîne
tâbi’ olması lâzımdır. Dünyâ hayâtı çok kısadır. Her günü
geçip hayâl olmakdadır. Her insanın sonu ölümdür.
Bundan sonrası da, yâ dâimî azâb veyâ ebedî ni’metlerdir.
Bunların vaktleri, herkese sür’at ile yaklasmakdadır.
Ey insân! Kendine merhamet et! Aklından gaflet perdesini
kaldır! Bâtılın bâtıl oldugunu görerek, ondan kurtulmaga
çalıs! Hakkın hak oldugunu da görerek, ona tâbi’
ol, sarıl! Verecegin karâr, çok büyük, çok mühimdir. Vakt
ise, çok azdır. Muhakkak öleceksin! Öldügün vakti düsün!
Basına geleceklere hâzırlan! Hakka tâbi’ olmadıkca,
ebedî azâbdan kurtulamazsın! Son pismânlık fâide vermez.
Son nefesde hakkı tasdîk etmek kabûl olmaz. Fekat,
müslimânın günâhlarına tevbe etmesi, kabûl olur. O gün,
ALLAHü teâlâ, (Kulum! Sana akl nûrunu vermisdim. Bunun
ile, beni anlamanı, bana ve Peygamberim Muhammed
aleyhisselâma ve Onun getirdigi islâm dînine îmân
etmeni emr etmisdim. Bu Peygamberin gelecegini, Tevrâtda
ve Incilde haber vermisdim. Ismini ve dînini her
memlekete yaydım. Isitmedim diyemezsin. Gece gündüz,
dünyâ kazancı için, dünyâ zevkleri için çalısdın. Âhiretde
basına gelecekleri hiç düsünmedin. Gaflet içinde iken,
mevtin pençesine düsdün) derse, ne cevâb vereceksin?
Ey insan! Basına gelecekleri düsün! Ömrün tükenmeden,
aklını basına topla! Etrâfında gördügün, konusdugun,
sevdigin, korkdugun kimselerin hepsi, birer birer öldüler.
Birer hayâl gibi, gelip gitdiler. Iyi düsün! Ebedî atesde
yanmak, ne büyük azâbdır! Sonsuz ni’metler içinde
– 116 –
yasamak ise, ne büyük ni’metdir. Bunlardan birini seçmek,
simdi senin elindedir. Herkesin sonu, bu ikisinden biri olacakdır.
Bundan kurtulmak imkânsızdır. Bunu düsünmemek
ve tedbîr almamak, büyük câhillik ve cinnetdir. ALLAHü
teâlâ, hepimizi akla tâbi’ olanlardan eylesin! Âmîn.
(Kavl-üs-sebt fî redd-i alâ deâvil-protestanet) kitâbında
diyor ki: Allâme Rahmetullah efendi[1], (Izhâr-ül-hak)
kitâbında buyuruyor ki: Islâmiyyet baslamadan evvel, hiçbir
yerde, hakîkî Tevrât ve hakîkî Incîl yok idi. Simdi
mevcûd olanlar, dogru ile yalan karısık haberlerden meydâna
getirilmis târîh kitâblarıdır. Kur’ân-ı kerîmde bildirilen,
Tevrât ve Incîl, simdi mevcûd olan Tevrât ve Incîl
ismlerindeki kitâblar degildir. Bunlardaki bilgilerden,
Kur’ân-ı kerîmin tasdîk etdikleri dogrudur. Red etdikleri
dogru degildir. Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiyenleri hakkında,
dogru ve yanlıs demeyiz. Dört Incîlin, ALLAH kelâmı
oldugunu bildiren, bir sened mevcûd degildir. Hindistânda
konusdugu Ingiliz papazı da, bunu kabûl etmis ve mîlâdî
313 senesine kadar, dünyâda meydâna gelen, büyük
karısıklıklarda, bu senedler gayb oldu demisdir. Horn,
Incîl tefsîrinin ikinci cildinde ve târîhci Mocheim[2], 1332
[m. 1913] baskılı târîhinin birinci cildi, 65. ci sahîfesinde ve
Lardis, Incîl tefsîrinin besinci cildi, 124. cü sahîfesinde, Incîllerde
ilâveler, degisiklikler yapıldıgı yazılıdır. Cîrum[3]
diyor ki, (Incîli [Kitâb-ı mukaddesi] terceme edecegim
zemân, birbirlerine benzemediklerini gördüm). Adam
Clarke[4], tefsîrinin birinci cildinde diyor ki, (Incîlin latinceye
tercemeleri yapılırken, çok degisikliklere ugradı.
– 117 –
[1] Rahmetullah Hindî, 1306 [m. 1889] da Mekkede vefât etdi.
[2] Mocheim Johann Lorenz Von, Alman protestan papazı ve târîhci.
1694 de Lübeckde dogdu. 1174 [m. 1755] de Göffindende öldü. En
meshûr eseri (Mukaddes Incîl târîhi)dir.
[3] Cîrum, Jerome Saint, Istanbulda üç sene kaldı. 382 de Romaya gitdi.
Papanın sekreteri oldu. Kitâb-ı mukaddesi [Incîli] latinceye terceme
etdi. 30 Eylülde yortusu yapılır. Yapdıgı terceme kiliselerin resmî kitâbı
oldu.
[4] Adam Clarke, 1179-1249 [m. 1760-1832] Irlandalı Incîl vâizi. Meshûr
eseri (Kitâb-ı Mukaddes tefsîri)dir.
Birbirine uymıyan ilâveler yapıldı). Katolik Ward[1], 1841
baskılı kitâbının onsekizinci sahîfesinde diyor ki, (Sarkdaki
mülhidler, Incîlin çok yerini degisdirdiler. Protestan papazları,
kral birinci Jamese verdikleri raporda, düâ kitâbımızdaki
Zebûrlar, ibrânî olanlara benzemiyor. Ilâve, çıkarma
ve tebdîl olarak, ikiyüze yakın degisiklik vardır).
Protestan papazları, bunu dahâ da degisdirdiler. Rahmetullah
efendinin kelâmı burada temâm oldu. (Izhâr-ülhak)
kitâbında, böyle nice misâller bildirilmekdedir. Izzeddîn
Muhammedînin (El-fâsılu-beynel-hak vel-bâtıl) ve
Abdüllâh-i Tercümânın (Tuhfe-tül-erîb) kitâblarında da,
Incîllerdeki degisikliklerin misâlleri yazılıdır.
Bütün papazlar biliyor ki, Îsâ aleyhisselâm, birsey yazmadı
ve yazılı birsey bırakmadı, bir kimseye de yazdırmadı.
Dînini yazılı olarak bildirmedi. Semâya çıkarıldıkdan
sonra, Îsevîler arasında ayrılıklar basladı. Birleserek din
bilgilerini tesbît etmediler. Sonradan, elliden fazla Incîl
yazıldı. Bunlar arasından dördü seçildi. Îsâ aleyhisselâmdan
sekiz veyâ oniki sene sonra, Filistinde süryânî lisânında
(Matta) Incîli yazıldı. Bu Incîlin bu nüshası yokdur.
Yunânî tercemesi denilen nüshası mevcûddur. (Markos)
Incîli, otuz sene sonra, Romada yazıldı. (Luka) Incîli, yirmisekiz
sene sonra, Iskenderiyyede, yunânî olarak yazıldı.
(Yuhannâ) Incîli, otuzsekiz veyâ altmısbes sene sonra, Efsûs
sehrinde yazıldı. Hepsinde, rivâyetler ve hikâyeler ve
Îsâ aleyhisselâmdan sonra hâsıl olan ba’zı seyler yazılıdır.
Luka ve Markos, Havârîlerden degildiler. Baskalarından
isitdiklerini yazdılar. Bunları yazanlar, kitâblarına Incîl
demedi. Târîh kitâbı dediler. Sonra terceme edenler, Incîl
dediler.
Isbu (Kavl-üs-sebt) kitâbı, bir protestan papazının,
arabî olarak Mısrda yazıp basdırdıgı (Ekavîl-ül-Kur’âniyye)
kitâbına cevâb olarak, seyyid Abdülkâdir Iskenderânî
tarafından 1341 [m. 1923] senesinde yazılmıs, 1990
– 118 –
[1] Ward William George, 1228-1300 [m. 1812-1882], meshûr katolik Ingiliz
papaz. En meshûr eseri, (Hıristiyan kilisesinin ideali)dir.
senesinde (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, arabî (Es-sırâtül-
müstekîm) ve (Hulâsat-ül-kelâm) kitâbları ile birlikde
basdırılmısdır.
Türkçe (Îzâh-ul-merâm) kitâbında diyor ki:
Asl Incîl, ibrânî lisânında idi ve yehûdîler, Îsâ aleyhisselâmı
i’dâm etmek için, yakaladıklarında, onu imhâ etdiler.
Îsâ aleyhisselâmın da’vet zemânı olan üç senede, bir
sûreti yazılmamısdı. Hıristiyanlar, asl Incîli inkâr ediyorlar.
Bunların Incîl dedikleri dört kitâbda, hiçbir ibâdet
mevcûd degildir. Yalnız Îsâ aleyhisselâmın yehûdîlerle
olan münâkasaları yazılıdır. Hâlbuki, din kitâbı, ibâdetleri
bildiren kitâb demekdir. Tevrâta göre ibâdet ediyoruz
derlerse, yevm-i septe [Cumartesi gününe] ehemmiyyet
vermek, sünnet olmak, her sabâh ve aksam ayakda düâ etmek,
ma’lûm günlerde oruc tutmak, kadını bosamak haklarına
mâlik olmak ve hınzır eti yimemek gibi, Tevrâtın
mühim emrlerini niçin yapmıyorlar? Bunların terk edilmesi
için, Incîllerinde bir haber de yokdur. Hâlbuki,
Kur’ân-ı kerîmde, her ibâdet, güzel ahlâk, hukûk, ticâret,
zırâ’at ve fen bilgilerine tesvîk, uzun bildirilmisdir. Cismânî
ve rûhânî her müskilât hâl edilmisdir.
Sâirler, edîbler, kâfirler, bindörtyüz seneden beri, çok
çalısdıkları hâlde, Kur’ân-ı kerîmin bir âyetinin benzerini
söyleyemediler. Kelimeleri arabî olup, her yerde kullanıldıgı
hâlde, bir âyetinin benzerinin söylenememesi,
onun mu’cize oldugunu göstermekdedir. Muhammed
aleyhisselâmın diger mu’cizeleri bitmis, yalnız ismleri
kalmıs, Kur’ân-ı kerîm ise, her zemân ve her yerde, günes
gibi parlamakdadır. Her derde ilâc ve dermân olmakdadır.
ALLAHü teâlâ, bütün kullarını mes’ûd etmek için, onu
Habîb-i ekremine ikrâm ve inzâl buyurmusdur. Sonsuz
lutf ve merhameti ile, tahrîf ve tebdîlden hıfz ve himâye
eylemisdir. Diger kütüb-i semâviyye için, böyle bir va’dde
bulunmamısdır. [ALLAHü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmi, sevgili
Peygamberi Muhammed aleyhisselâma, Cebrâîl ismindeki
melek ile, parça parça, yirmiüç senede gönderdi.
Birinci halîfe Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” da, Alla-
– 119 –
hü teâlânın gönderdigi bu âyetleri, bir araya cem’ etdirip,
yazdırdı. Böylece, (Mushaf) denilen büyük bir kitâb meydâna
geldi. Otuzüçbin Sahâbî, bu Mushafın, Muhammed
aleyhisselâmın bildirdiginin aynı olduguna, sözbirligi ile
karâr verdi. (Rıyâd-un-nâsıhîn) 375. ci sahîfesinde diyor
ki, (Kur’ân-ı kerîmde 6236 âyet vardır). Ba’zı büyük âyetler,
küçük âyetlere ayrılınca, âyet adedi çogalmakdadır.
Böylece, âyet adedi 6366 olan Mushaflar mevcûddur. Muhammed
aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerîmin hepsini Eshâbına
îzâh etdi, açıkladı. Islâm âlimleri, Eshâb-ı kirâmdan isitdiklerini
yazdılar. Binlerce tefsîr kitâbları meydâna geldi
ve her memlekete yayıldı. Simdi, dünyânın her yerindeki
Kur’ân-ı kerîmler, birbirlerinin aynıdır. Aralarında, bir
harf, bir nokta bile fark yokdur.]
Bütün Peygamberlerin dinleri, kendi zemânlarının ihtiyâclarına
uygun oldugundan, birbirlerinden farklı idi.
Fekat, hepsinde, îmân edilecek seyler aynı idi. Hepsi,
ALLAHü teâlânın bir oldugunu, öldükden sonra, tekrâr
dirilmek oldugunu bildirdiler. Tesniyenin dördüncü faslının
otuzdokuzuncu âyetinde (Yerlerin ve göklerin sâhibi
birdir, baska yokdur), altıncı faslında, (Ey Isrâîl dinle! ALLAHımız,
Rabbimiz birdir) ve (Sıfr-ül-mülûk-i sâlis)de, Süleymân
aleyhisselâm Beyt-ül-mukaddesi (Kudüsdeki
Mescid-i aksâyı) insâ edince, (Ey Isrâîlin ALLAHı! Yerde
ve göklerde, senin gibi Rab yokdur. Sen yerlere ve göklere
sıgmazsın. Nerde ki, bu yapdıgım eve) dedigi yazılıdır.
(Sıfr-ül-mülûk-il-evvel)de (Samoil 1)in onbesinci
faslının 29.cu âyetinde, (Samoil) Peygamberin (Isrâîlin
azîzi, ya’nî ilah ve ma’bûdu, yalan söylemez ve nedâmet
etmez. Çünki O, insan degildir) dedigi yazılıdır. (Es’iyâ)
Peygambere âid oldugu söylenen kitâbın kırkbesinci bâbında,
(Benim Rab! Benden gayrı ALLAH yokdur. Nûru ve
zulmeti yaratan, hayrı, serri halk eden Ben’im) demekdedir.
Mattâ Incîlinin ondokuzuncu bâbında, (Bir kimse, ona
dedi ki, ey iyi muallim! Ne iyilik yapayım ki, ebedî hayâta
nâil olayım? Ona cevâb olarak, bana niçin iyi diyorsun?
Birden gayrı iyi yokdur. O Allahdır. Ebedî hayâta kavus-
– 120 –
mak istersen, Onun nasîhatlarını yap!) dedigi yazılıdır.
Markosun onikinci bâbında, (Kâtiblerden biri, birinci emr
nedir) dedi. Îsâ aleyhisselâm, ona cevâb olarak, (Emrlerin
birincisi, Rabbimiz birdir. Bütün kalbin ile, bütün tâkatın
ile, Rabbini sev!) demekdedir. Muhammed aleyhisselâm
da, böyle buyurdu.
Muhammed aleyhisselâmı tekzîb eden [inanmıyan]
kimse, bütün Peygamberlere inanmamıs olur. (Ekânîm-i
selâse) denilen (Teslîs)e [üç Tanrıya] inanmak, bütün
Peygamberleri tekzîb olmakdadır. Teslîs akîdesi, Îsâ aleyhisselâmın
semâya urûcundan çok zemân sonra zuhûr etdi.
Bundan önce, (Nasârâ) da, (Tevhîd) akîdesinde idiler
ve Tevrât ahkâmını icrâ ediyorlardı. Putperestlerden çogu
ve Yunan feylesofları nasrânî olunca, eski i’tikâdlarından
teslîsi de nasrânîlige karısdırdılar. Nasârâ dînine, teslîs
akîdesini ilk karısdıran, mîlâdın ikiyüz senesinde (Sebliyûs)
isminde bir papaz oldugu ve bu sebeble, çok kan döküldügü,
fransızca (Kurret-ün-nüfûs) kitâbında ve arabî
tercemesinde uzun yazılıdır. O zemân, birçok âlimler, tevhîdi
müdâfea etdi ve Îsâ aleyhisselâmın bir insan ve Peygamber
oldugunu bildirdiler. Üçyüz senelerinde, Iskenderiyyede,
Aryüs, tevhîdi i’lân ve teslîsin fâsid ve bâtıl oldugunu
nesr etdi. 325 senesinde, büyük Kostantinin Iznikde
topladıgı papazlar meclisinde, tevhîd red ve Aryüs tard
[aforoz] edildi. Teslîsin üçüncü tanrısı dedikleri, (Rûh-ulkuds)
ün ne oldugunu kendileri de bilmiyorlar. Îsâ aleyhisselâm,
annesi (Meryem-i azrâ)nın batnında, Rûh-ul-kudsden
meydâna geldi diyorlar. Islâmiyyetde Rûh-ul-kudsün,
Cebrâîl isminde melek oldugu bildirildi[1].
Semseddîn Sâmî beg 1316 [m. 1898] târîhli [Kâmûs-üla’lâm)
kitâbında diyor ki: Islâm dîninin peygamberi, Muhammed
aleyhisselâmdır. Babası Abdüllah, dedesi Abdülmuttalib
bin Hâsim bin Abd-i Menâf bin Kusay bin Kilâb-
– 121 –
[1] (Îzâh-ul-merâm) kitâbını, Manastırlı Abdüllah Abdî bin Destân Mustafâ
beg yazmısdır. Kendisi, 1303 [m. 1885] de vefât etmisdir “rahmetullahi
aleyh”. Kitâb, 1288 [m. 1871] de Istanbul Edirnekapı hâricinde, Mustafâ
pâsa tekkesi seyhi Yahyâ efendi matbaasında tab’ edilmisdir.
dır. Târîhcilere göre, mîlâdın 571. ci senesinde, Nisan ayının
yirmisine rastlıyan, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi
gecesi, sabâha karsı, Mekke sehrinde dünyâya gelmisdir.
Annesi, Vehebin kızı Âmine, Âminenin babası
da, Abd-i Menâf bin Zühre bin Kilâbdır. Kilâb, Peygamberimizin
babası olan Abdüllahın büyük dedesidir. Abdüllah,
ticâret için Sâma gidip, avdetinde Medîne civârında
(Dâr-ün-nâbiga)da vefât etdi. Yirmibes yasında idi.
Oglunu göremedi. Bes sene, süt annesi Halîmenin kabîlesinde
kaldı. Bu Benî Sa’d kabîlesi, Arabistânın en fasîh,
en güzel konusan kabîlesi idi. Bunun için, Muhammed
aleyhisselâm pek fasîh konusurdu. Altı yasında iken,
Âmine, oglunu Medînedeki dayılarına ******ürüp, orada vefât
etdi. Dadısı, Ümm-i Eymen kendisini Mekkeye getirip,
Abdülmuttalibe teslîm etdi. Sekiz yasında iken Abdülmuttalib
de vefât ederek, amcası Ebû Tâlibin evinde
kaldı. Oniki yasında iken, Ebû Tâlib ile, ticâret için Sâma
gitdi. Onyedi yasında iken, amcası Zübeyr Yemene ******ürdü.
Yirmibes yasında iken, Hadîce “radıyallahü anhâ”
nın kervânı ile, ticâret için, Sâma gitdi. Aklı, edebi, güzel
ahlâkı ve çalıskanlıgı ile meshûr oldu. Iki ay sonra,
Hadîce ile izdivâc eyledi. Kırk yasında iken, Cebrâîl isminde
melek gelerek, peygamber oldugu bildirildi. En evvel
Hadîce, sonra Ebû Bekr ve çocuk olan Alî ve Zeyd
bin Hârise îmân etdi. Kırküç yasında iken, herkesi dîne
da’vet etmesi emr olundu. Müsrikler, ezâ, cefâ etdiler. Elliüç
yasında iken, ALLAHü teâlânın izni ile Medîne-i münevvereye
hicret etdi. Mîlâdın 622. ci senesi Eylül ayının
yirminci ve Rebî’ul-evvelin sekizinci pazartesi günü, Medînenin
Kubâ köyüne geldi. Hazret-i Ömer halîfe iken,
bu senenin Muharrem ayının birinci günü, (Hicrî kamerî)
sene bası kabûl edildi. Temmûz ayının onaltıncı cum’a günü
idi. Eylülün yirminci günü de, (Hicrî semsî) sene bası
oldu. 623. cü mîlâdî sene bası, hicrî semsî ve kamerî senelerin
birincisinde oldu. Kâfirlere karsı gazâ ve cihâd yapılması
emr edilince, hicretin ikinci senesinde (Bedr gazâsı)
oldu. 950 kâfirden elli kisi katl ve 44 ü esîr edildi. Üçüncü
– 122 –
senede (Uhud gazâsı) oldu. Kâfirler üç bin, müslimânlar
700 kisi idi. 75 Sahâbî sehîd oldu. Bu senede, kadınların
örtünmelerini emr eden âyetler nâzil oldu. Dördüncü senede
(Hendek gazâsı), besinci senede (Benî Mustalak gazâsı)
oldu. Altıncı senede Hudeybiyede (Bî’at-ür-rıdvân)
anlasması oldu. Yedinci senede (Hayber gazâsı) oldu ve
Bizans hükümdârı Kaysere ve Îrân sâhı Kisrâya islâma
da’vet mektûbları gönderildi. Sekizinci senede Herakliyüsün
rum ordusu ile (Mûte gazvesi) oldu ve (Mekke feth)
edildi ve (Huneyn gazâsı) oldu. Dokuzuncu senede, (Tebük
gazâsı)na gidildi. Onuncu senede (Vedâ’ haccı) yapıldı.
Onbirinci senesinde, onüç gün hummâ hastalıgı olup,
Rebî’ul-evvelin onikinci pazartesi günü, mescidine bitisik
odasında, 63 yasında vefât etdi.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” dâimâ güler
yüzlü, tatlı sözlü idi. Mübârek yüzünde nûr parlardı. Görenler,
âsık olurdu. Hilmi, sabrı, güzel ahlâkı, binlerce kitâbda
yazılıdır. Hadîceden “radıyallahü anhâ” iki erkek,
dört kız evlâdı oldu. Mısrlı Mâriyeden de bir oglu oldu.
– 123 –
64.cü sahîfe, 15.ci maddenin dipnotu:
Büyük âlim, seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” Istanbulda
yazmıs oldugu (Eshâb-ı kirâm) risâlesinde diyor ki, (Resûlullahın
mübârek kızı hazret-i Fâtıma ile kıyâmete kadar, çocukları, Ehl-i beytdirler.
Bunları, âsî olsalar da sevmek lâzımdır. Bunları sevmek, kalb ile,
beden ile ve mal ile yardım, hurmet ve haklarına ri’âyet etmek, îmân ile
ölmege sebeb olur. Sûriyenin Hamâ sehrinde, seyyidler için mahkeme
vardı. Mısrdaki Abbâsî halîfeleri zemânında, Hasenin “radıyallahü teâlâ
anh” evlâdlarına (Serîf) ismi verilerek beyâz sarık sarmaları, Hüseynin
“radıyallahü teâlâ anh” evlâdına (Seyyid) ismi verilerek, yesil sarık
sarmaları tensîb edildi. Bu mübârek sülâleden dogan mübârek çocuklar,
iki sâhid ile, hâkim huzûrunda tescîl edilirdi. Sultân Abdülmecîd Hân
“rahmetullahi teâlâ aleyh” zemânında mason Resîd Pâsa, ingilizlerin
emri ile, bu mahkemeleri kaldırdı. Soysuz ve mezhebsiz olanlara da seyyid
denildi. Uydurma acem seyyidleri her tarafa yayıldı. (Fetâvâ-i-hadîsiyye)
de diyor ki, (Islâmiyyetin ilk zemânlarında, Ehl-i beytden olanların
hepsine serîf denilirdi. Meselâ, serîf-i Abbâsî, serîf-i Zeynelî denirdi.
Fâtımî sultânları sî’î idi. Yalnız Hasen ve Hüseyn evlâdına serîf dediler.
Mısrdaki Türkmen sultânlarından Esref Sa’bân bin Hüseyn 773 [m.
1371] senesinde, seyyidlerin serîflerden ayrılmaları için, yesil sarık sarmalarını
emr eyledi. Bu âdetler her yere yayıldı ise de, ser’î bir degeri
yokdur.) (Mir’ât-i kâinât)da ve (Mevâhib-i ledünniyye)nin türkçe tercemesinde
ve Zerkânî serhinde, yedinci maksadın üçüncü faslında, bu husûsda
tafsîlât vardır.)
Fâtımadan mâadâsı kendisi hayâtda iken vefât etdiler.
(Kâmûs-ul-a’lâm)ın yazısı burada temâm oldu.
Imâm-ı Gazâlî, (Kimyâ-yı se’âdet) kitâbında diyor ki,
(ALLAHü teâlâ, kullarına, peygamberler gönderdi. Bu büyük
insanlar vâsıtası ile, kullarına, se’âdete ve felâkete sebeb
olan seyleri bildirdi. Peygamberlerin en yüksegi, en
üstünü ve sonuncusu, (Muhammed) aleyhisselâmdır. Bütün
insanlara, her millete peygamberdir. Dünyânın her
yerinde, herkesin O yüce Peygambere inanması ve Ona
tâbi’ olması lâzımdır).


User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

 


Basit Görünüm Tarih : 9th February 2012 - 06:30



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.