AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
> Diş yaptırmak veya kaplamak gusle engel olurmu ?
F a T i H
mesaj Dec 19 2008, 12:50
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Diş yaptırmak veya kaplamak gusle engel olmaz:
Bugün müslümanlar arasında devamlı surette münâkaşa konusu olan bu mes'elenin esasını müctehidlere ve büyük fıkıh İmamlarına bırakalım:
Imâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretlerinin en ünlü talebesi olan İmam Muhanımed'in "Siyer-i Kebîr" adlı eseri. büyük fıkıh âlimlerinden 30 cild-lik Mebsüt sahibi Şemsu 1-Eimme İmam Serahsî tarafından şerhedilmiştir. Bu şerhin 1. cild. 132. sayfa ve 127 numarasında diş yaptırma ve kaplamaya dair açık hüküm vardır. Meselenin önemine binâen bu kılab-daki tercemesini aynen kaydedelim:
Arfece İbnl Es'ad'dan rivayete göre:
Kendisi câhiliyyet zamanında Külâb (adındaki yerde Araplar arasında cereyan eden çatışma) olayında burnunu kaybetmişti.
Sonra gümüşten bir burun edindi. Bu kendisine kötü koku yaptı. Bunun üzerine Resulüllah Sallâllahü Aleyhi ve Sellem, altından bir burun edinsin diye ona emretti. İşte İmam Muhammed - ALLAH ona rahmet etsin - bunu esas alarak şöyle diyor:
— Bunda bir sakınca yoktur. Yine böylece, insanın bir dişi düştüğü zaman, altın'dan bir diş edinmesinde yahut dişlerini altın İle kaplamasında bir beis yoktur. Bu hüküm İbrahim'den nakledilmiştir.
İmam Ebu Hanife bunu, (altından diş edinmeyi yahut altın ile diş kaplamayı) kerih görürdü. Fakat gümüşten olmasında bir sakınca görmezdi, çünkü erkeklerin faydalanma maksadıyle gümüş kullanmaları caizdir, fakat altını kullanmak caiz görülmemiştir. Gümüş yüzük kullanılışı, gümüşün dişte de kullanılabileceğine delil olmuştur.
Bu ifadeden açık olarak anlaşılıyor ki. takma veya kaplama diş yaptırmada herhangi bir sakınca yoktur. Gümüş, plâstik ve buna benzer maddelerden yapılmasında da imamlar arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Ancak dişlerin yapımında altın kullanılmasmı yalnız İmam-ı A'zam mekruh saymıştır. Diğer imamların hükmü ile amel ederek altın'ı dişlerde kullanmak, dinin hükümlerine riayetsizlik olmaz.
O halde, sanat ve sıhhat bakımından, malî imkân bakımından uygun görülen bir maddeden dişlerin yaptırılması şâyân-ı tavsiyedir.
Şu kadar var ki. gösteriş ve süs için diş kaplatmamalıdır. Zira bu maksatlarla diş yaptırmak caiz olmaz.
Çıkarılıp takılabilecek şekilde olan diş ve protezlerin gusül esnasında ağzı yıkarken çıkarılmış olmaları icabeder. Böylece hem ağzın her tarafı kolayca yıkanmış, hem de temizlik güzel bir şekilde yapılmış olur.



User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Bu Konuya Teşekkür Eden Dostlarımız
 
Start new topic
Yanıtlar (1 - 10)
Malik
mesaj Sep 17 2009, 05:06
İleti #2


Yeni Dost
*

Grup: Üye
İleti: 4
Katılım: 17-September 09
Teşekkür Edilme: 0 *
Katılım: 17-September 09
Nereden: Samsun
Üye No: 1,781
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



MODERN DİŞ HEKİMLİĞİ

Merhum A. Fikri Yavuz, ilmihaline, İmam-ı Serahsi, diş kaplatmaya fetva verdi diye yazmış. İmam-ı Serahsi, miladi 1090’da vefat ettiğine göre o devirlerde kaplama var mıydı? O devirde kaplama yoktu. Sallanan diş veya herhangi bir diş, gümüş veya altın tel ile birbirine bağlanırdı. Bunu kaplama olarak tercüme etmek büyük hatadır. Bundan daha büyük hata ise, bu büyük yanlışlığı bilip de susmaktır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, ALLAH lânet etsin!) [Deylemi]

Diş yapımının tarihçesi hakkında Prof. Dr. Gazanfer Zembilci’nin (Tam Protezler) kitabının Tarihçe kısmında (Protez yapımının başlangıcı, 18. yüzyıla tesadüf eder. Bu yüzyılda çoğunlukla kuron [kaplama] ve köprü protezlerinin yapıldığı görülmektedir. Modern diş hekimliğinin kurucusu Fauchard, 1761 yılında ölmüştür. 1825’te Paris’te ilk suni diş yapılmıştır) deniyor.

Görüldüğü gibi, İmam-ı Serahsi hazretleri, modern diş hekimliğinin kurulmasından 7 asır kadar önce yaşamış, tadbib kelimesini kullanmıştır. Tadbib etmek, tel ile şerit ile bağlamak demektir. Mesela Bezzâziyye’de, (Mushaf’ın cildini tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş yerine dokunmamak gerekir) buyuruluyor. Tadbib kelimesi, bütün yüzeyi kaplama demek olsaydı, Mushafı hiç ele almak caiz olmazdı. Demek ki etrafına metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarındaki, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek caizdir) demek, sallanan diş, altın tel veya şerit ile bağlanabilir demektir. Dişleri kaplatmak diye bir ifade yoktur.

Nasbur-raye’den alınan iki hadis, yanlış tercüme edilerek diş kaplatmaya caiz deniyor. Sahabeden bir zat, (Uhudda dişim kırılınca Resulullah, kırılan dişimin yerine, altın bir diş edinmemi emretti) ve (Hz. Osman da, sallanan dişlerini altın ile tadbib ettirdi) diyor. Yanlışlık, tadbib kelimesinin kaplatma diye tercüme edilmesinden ve altın diş edinmeyi de kaplama sanılmasından ileri gelmektedir.







YANLIŞ YAZANLAR:

Bu vesikalara rağmen, diş dolgusu gusle mani olmaz diye niçin yanlış yazıyorlar?

CEVAP

Diş dolgusu gusle mani değil diye yanlış yazanlar, üç gruba ayrılmaktadır:

1- Tadbib kelimesini kaplatmak sanıp, (İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Serahsi diş kaplatmaya fetva verdi) diyenler, o devirde kaplamanın olmadığını bilmeyip Siyer-i kebire ve Mebsut’a iftira edenler.

2- Fıkıhtan haberi olmayıp, diş dolgu ve kaplamasını zaruret sanarak yaraya benzetenler. Bunlar, yanlış kıyas yaparak Müslümanları cünüp gezdiriyorlar.

3- Dinde reformcular. İbni Hazm, Şevkani, Abduh, Reşit Rıza gibi mezhepsizleri örnek alıp, reformcu İsmail Hakkı İzmirli’yi, İttihatçıların getirdiği şeyhülislamları mesela mason Musa Kazım’ı ve Üryanizade’yi delil gösterirler. Bir kısmı taklidi haram sayarak, bir kısmı da telfîkı savunarak bir çok kimseyi dalalete sürüklemişlerdir. İzmirli’nin camileri kiliseye çevirmek, namazı kaldırmak için diğer reformistlerle hazırladığı rapor, bir çok kitap ve dergilerde yer almıştır. Kadir Mısıroğlu ve Sadık Albayrak da bu raporu tenkit maksadıyla kitaplarına almıştır.

Necip Fazıl Kısakürek, (İman ve İslâm Atlası), Yusuf Kerimoğlu ise (Emanet ve Ehliyet) isimli ilmihal kitabında, diş dolgusu olanların Şafiî’yi taklit etmeleri gerektiğini bildirmiştir.

Dinimizin hükümlerine dikkat etmeli, kafadan fetva verip de, Müslümanları cünüp gezdirmemelidir.











TADBİB KELİMESİNİN MANASI

Sual: (Lisan-ül Arap lugat) kitabında tadbib kelimesi kaplamak demektir diyor. Tadbib kelimesi sadece altın diş veya tel edinmeyi değil tamamen kaplamayı içine almaktadır.

O halde diş dolgusu caiz olmaz mı?

CEVAP

Birincisi din lügatten öğrenilmez, tefsir ilmi, fıkıh ilmi lügatten anlaşılmaz. Kelimenin sözlük manası ile ıstılah manaları farklı olabilir.

İkincisi tadbib kelimesi bugün kaplama manasında kullanılsa bile, o devirlerde [1200 yıl önce] kaplama anlamında değildi. Çünkü 12 asır önce diş kaplatmak diye bir şey yoktu. Olmayan şeyden nasıl bahsedilir ki? (Bu imam-ı a’zam uçakta kitap okurdu) demeye benzer. O zaman uçak mı vardı?

Tadbib, şerit ile, dadbe yani kapı sürgü demiri gibi, enli, yassı bir şey ile sarmak demek olduğu, Tahtavi’nin ve İbni Âbidin’in Dürr-ül-muhtar haşiyelerinde, tadbib edilmiş kürsi üzerine oturmayı bildirirken ve Dürr-ül-münteka ve Camiur-rumuz’da yazmaktadır. Bezzâziye ve Hindiyye’de diyor ki:

(Gümüş ve altın şekiller ile süslenmiş kaptan yiyip içmek caizdir. Fakat, elini, ağzını gümüşe, altına değdirmemek lazımdır. İmameyn, böyle kapları kullanmak mekruhtur dedi. Tadbib edilmiş kap da böyledir. Kürsiyi ve hayvan semerini tadbib etmek caiz ise de, altın ve gümüş bulunan yerlerine oturmamak lazımdır. Mushaf’ın cildini tadbib etmek caizdir. ama altına, gümüşe dokunmamak gerekir.)

Görüldüğü gibi, tadbib etmek, bütün yüzeyi kaplamak demek değildir. Etrafına metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarında, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek caizdir) diyor. Bu söz, sallanan dişi, düşmekten korumak için altın tel veya şerit ile bağlamak caizdir demektir. Çünkü, bu tellerin altına su sızar. Hem de, gusül abdesti alırken, protez dişlerin çıkarıldığı gibi, tel ve şerit bağlar da yerlerinden çıkarılmakta, temizlenip, gusülden sonra yerlerine konulmaktadır. Çıkarılıp temizlenmezlerse, aralarında kalan yemek artıkları ağızda kötü koku ve tahribat yapar. (Sallanan dişi kaplatmak caiz olur) demek, fıkıh âlimlerine iftira olur. Çünkü, sallanan diş kaplanamaz, bağlanabilir. Bir de o devirlerde zaten kaplama diş diye bir şey yoktu. Bu açıkça imamlara iftiradır. Yalanın daniskasıdır.

Şu halde (diş kaplatmak gusle mani olmaz) diye fetva uydurmak, gerçek bir din adamının yapacağı şey değildir. Hiçbir fıkıh kitabında, (çürüyen dişleri kaplatmak veya doldurtmak gusle mani olmaz) diye asla bir ifade yoktur.

Üçüncüsü diyelim ki tadbib tamamen kaplama olsa bile, diş kaplaması ile ne ilgisi var? Çünkü o devirde diş kaplatması yoktu. Olmayan şeyin neyi savunulur ki? Diş kaplamasının tarihi bellidir. Diş dolgu ve kaplama tekniği 150 yıl önce başlamıştır.

Sanki asırlar önce diş kaplatılıyormuş gibi A. Fikri Yavuz, (900 yıl önce diş kaplatmasına fetva verilmiştir) diyordu.

ALLAH’tan korkmak lazım. 9 veya 12 asır önce diş kaplatma tekniği mi vardı? Denize düşen yılana sarılırsa da, fetvaya bunalan da ittihatçıların adamlarına mason Musa Kazım ve Üryanizade ve benzerlerine sarılmamalı, kuru bir inadı bırakmalıdır. Kendileri cünüp gezse de, başka Müslümanların cünüp gezmesine sebep olmamalıdır.









FIKIH KİTAPLARI VE GUSÜL

Fıkıh kitaplarındaki ifadeler şöyledir:

Dişler arasında yemek artığı kalıp, altı yıkanamazsa, gusül caiz olur. Çünkü, su akıcı olup, bu artıkların altına sızar. Fakat bu artıklar, katılaşmış ise, gusül caiz olmaz. Çünkü su, bunun altına sızmaz. Bunda zaruret ve güçlük de yoktur. (Halebi-yi kebir)




Dişlerin arasında, diş kovuğunda katılaşmış yemek artığı bulunursa, gusül sahih olmaz. (Kadıhan)



Dürr-ül-muhtar’ın, (Diş çukurundaki şey, gusle zarar vermez diyen olmuş ise de, bu şey, katı olup, altına su geçmez ise, guslü caiz olmaz) ifadesini İbni Abidin hazretleri şöyle açıklıyor:
Zarar vermez denilmesi; su, dişteki şeyin altına sızıp, ıslatacağı içindir. Hulasat-ül-fetava’da da, böyle yazmaktadır. Bu fetvadan da anlaşılıyor ki, altına su geçmezse, gusül caiz olmaz. Hilye’de ve Münyet-ül-musalli şerhinde de böyle yazılıdır. (Redd-ül Muhtar)

[b]Merakıl-felah
[/b]’ı açıklayan Tahtavi, (Diş çukurundaki yemek artıklarının altına su geçerse, gusül caiz olur. Bunlar, sert olup altına su geçmez ise, gusül caiz olmaz. Feth-ul-kadir’de de böyle yazılıdır) diyor.




Yine Tahtavi, (Dürr-ül-muhtar) haşiyesinde buyuruyor ki:
Diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mani olmaz. Suyun sızdığında şüphe varsa, bunları çıkarıp orayı yıkamalı.




Mecmua-i Cedide’nin hicri 1329 tarihli ilaveli baskısındaki diş dolgusunun gusle mani olmadığı yazılıdır. Bahsedilen ifade, bu kitabın 1299 tarihli ilk baskısında yoktur. O baskıya, ittihatçıların adamı mason Musa Kazım tarafından sokulmuştur. İttihatçıların adamlarına itibar edilmez.



(Diş doldurtmaya Musa Kazım efendi de fetva vermiş) sözü, vesika olamaz. Fetvanın fıkıh kitaplarından alınmış olması ve alınmış olduğu kitaptaki mehaz olan yazının fetva altında bildirilmesi lazımdır. Musa Kazım efendi, böyle yapmamış, kendi mantığı ve düşüncesi ile birçok yanlış fetvalar vermiştir. Meşrutiyetin ilanından sonra, ittihatçıların iş başına getirdikleri cahil, hatta mason din adamları böyle bozuk fetvalar vermekten çekinmediler. Müslümanın uyanık olması, münafıkların ve bid’at sahiplerinin, bölücülerin güler yüzlerine ve tatlı sözlerine aldanmaması, onların yazılarına değil, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitaplarına uyması ve bu kitaplara uyan hakiki din adamlarına tâbi olması lazımdır. (İslam Ahlakı kitabı)



(Altın, gümüş veya plastik diş yaptırmak caiz ise, gusül de caiz olur) demek yanlıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Hanefi mezhebinin usul-i fıkhında, şartsız bildirilen bir haber, şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Fıkıh kitaplarında, (Geyik eti yemek caizdir) buyuruluyor. Hüküm şartsız olarak bildirilmiştir. Geyik eti caiz diye; canlı bir geyiği tutup, bir ayağını kesip yemek caiz olmaz. Ehl-i kitap dışındaki gayrı müslim keserse veya kendiliğinden ölürse, leş olacağı için yine yenmez. Besmelesiz kesilirse yine yenmez. Görüldüğü gibi geyik etinin yenmesi için bir çok şart vardır.



(Harbde ölen şehit olur) hadis-i şerifi şartsız bildirildiğine göre, bazı şartları var demektir. Mesela mümin olmayan, harbde de ölse şehit olmaz. (Gümüş yüzük erkeklere de caizdir) hükmü de şartsız olarak bildirilmiştir. Yüzüğün ağırlığı 4,8 gramdan fazla olmamalıdır. Eğer yüzük çok sıkı olursa, altına su geçirmediği için alınan abdest veya gusül sahih olmaz. Böyle dar olan yüzüğü oynatarak veya çıkartarak altına su geçirmek şarttır. (Gümüş yüzük caizdir) diye altını yıkamaya lüzum yoktur şeklinde anlamak yanlış olur. Bunun gibi, (Sallanan dişi, altın tel ile bağlamak caiz) denince, bunun da bazı şartlarının olduğu anlaşılır. Altına su geçip geçmediğine bakılır. Yüzüğün altına su geçmeyince; abdest ve gusül sahih olmadığı gibi, ağzın içinde kuru yer kalınca gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanın, (ağzın içini yıkamak gusülde farz değil) diyen bir mezhebi, mesela Maliki’yi taklit etmesi gerekir. [/font]







İhtiyaç ve zaruret nedir?

Sual: Zaruretler, haramları mubah kılmaz mı? Diş dolgusu zaruret değil mi?
CEVAP
Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Mecelle’de diyor ki:
Zaruretler, memnu olanı mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. Ancak her ihtiyaç zaruret değildir.

[b]Zaruret
[/b]; aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olmak demektir. (Eşbah)
Zaruret; zor ile, başka şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. (Kamus tercümesi)

Demek ki, insanı bir şey yapmaya zorlayan, elinde olmayan semavi sebebe zaruret denir.
Kısacası, dinimizin emrettiği veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti zarurettir.

Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:
Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir. Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir. 24 saat yemek yemeyen açtır. Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle birinin leş yemesi haram olur. Burada görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son çaredir.

Kullanılmadığı zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın, ölmeyecek kadar leş yemesi zarurettir. (Uyun-ül-Besair)


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(İhtiyaç başka, zaruret başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz) demek, Kur'an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Maide suresinin (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) mealindeki 3. âyet-i kerimesi; zaruret halinde, haramdan affolunacak özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, fazla para vermek istemez. ALLAHü teâlânın bu yasak emri, lüzumsuz olurdu. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı yer kalmaz. (Mektubat, 1/202)

Öldürmek için silah çekene karşı kendini korumak, meşru savunma olur. Saldırıya uğrayanın, kendisini korumak için saldırganı zararsız hâle getirmesi caizdir. Ancak bir kimse, sırf korkutmak için (seni öldürürüm) derse, beni öldürecek diye hemen onu öldürmek caiz olmaz.

Hanefi mezhebindeki bir kimse, evlenip çocukları olduktan sonra, hanımının kendisinin süt kardeşi olduğu meydana çıksa, (Artık olan olmuş, evlenmişler, çocukları olmuş, yuvayı yıkmak uygun olmaz) diyerek evliliğe devam edilemez. Böyle hallerde, yalnız o hususta başka bir mezhep taklit edilerek yuvanın yıkılması önlenir. Şafiî’de doyuncaya kadar 5 defa emen süt kardeş olur. 2-3 defa emerek süt kardeş olan böyle karı koca, Şafiî’yi taklit ederek evliliklerini devam ettirebilirler. Şafiî’yi taklit etmeden evliliklerini devam ettirmeleri mümkün olmaz.

Diş dolgusu ihtiyaçtır, zaruret değildir. Dolgu yapmak, çürük dişi tedavi etmek değildir. Bir kimse, çürük dişini doldurtmayıp çektirse ölmez. Salih bir doktor, (Dişini doldurtmazsan veya kaplatmazsan ölürsün veya hasta olursun) demez. Salih doktor, (Diş dolgusu zaruret değil, ihtiyaçtır. Bunun için dişini doldur veya kaplat) diyor.

İhtiyaç olunca, zaruret olmasa da başka mezhebi taklit etmek caiz ve lazım olur. (Redd-ül Muhtar)








DİŞLER MESHEDİLMEZ



Sual: Dolgu işleri mesh etmek, ayaktaki mesti mesh etmek gibi caiz olmaz mı? Yahut yaranın üstünü mesh etmek gibi caiz değil midir?

CEVAP

Dinimizde mesh, yalnız ayaklara giyilen mest üzerine yapılır. Bu mestin müddeti de mukim için 24 saattir. Abdest aldıktan sonra tırnaklarına oje süren kadının, abdesti bozulunca, ojenin üstünü meshetmesi caiz olmaz. Cahiller, dolguyu yaraya benzeterek, (kaplamanın altındaki yara yıkanmaz, mesh kâfi gelir) diyorlar. Vücuttaki yaraların üstüne konan sargılara meshedilir. Yara iyi olduktan sonra, sargıya meshetmek caiz olmaz. Eğer bu sargıları kaldırmak da bir güçlük olursa, sargıları çıkarıncaya kadar altlarını yıkamak sakıt olur. Çünkü bunlar zaruret ile konulmuş idi. Yani yarayı tedavi etmek, eski haline getirmek için konulmuştur. Kaplama ve dolgu ise, dişi tedavi etmiyor, eski haline getirmiyor. Hasta dişin, oyuk dişin o haliyle bir müddet daha kullanılmasını sağlıyor. Eğer dolgu, dişi tedavi etseydi, yani dişin çürüğünü kaldırıp eski haline getirseydi, sargı gibi zaruret olurdu. Kaplama üstüne meshetmek, yara üzerine meshetmek gibi değildir. Sargı, yaranın iyi olması, eski haline gelmesi için konuyor. Dolgu ve kaplamada ise dişin eski haline gelmesi mümkün değildir. Birbirine kıyas edilemez.



İhtiyaç halinde başka mezhebi taklit caizdir. Fakat eli kanayan bir Hanefi, Şafiî’de kan abdesti bozmaz diyerek, Şafiî’yi taklit edip o haliyle namaz kılamaz. Çünkü muteber eserlerde buyuruluyor ki:

Başka mezhebi taklitte, o mezhebin şartlarına da uymak gerekir. (Hulasat-üt tahkik, Hadika)



Güçlük varsa, farzı yapmak için başka mezhebi taklit caiz olur. (Fetava-i Hayriyye)

Bir Hanefi; kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmek için, başka bir mezhebi mesela Şafiî’yi taklit edebilir. Bahrürraık ve Nehrülfaık’ta da böyle yazılıdır. (Nimet-i İslâm)



Zaruret olmasa da, güçlük, sıkıntı olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Bir ibadetin sahih olması için dört mezhepten birine uygun olması gerekir. Eğer şartlarından biri, bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz. (Redd-ül Muhtar)



Çok eskiden sallanan diş, altın tel ile bağlanırdı. Çıkmış diş veya koyun dişi yahut altından yapılmış diş, çıkan dişin yerine konur, bir tel ile diğer dişlere tutturulurdu. Bu tellerin altına su sızardı.



Gümüş yüzük takmak caizdir. Fakat yüzük dar olup altına su geçirmezse, guslü sahih olmaz. Guslün veya abdestin sahih olması için dar olan yüzüğü oynatarak altına suyu ulaştırmak gerekir. Diş kaplatmak da caizdir. Ancak altına suyu ulaştırmak mümkün olmaz. Dişleri sökmek gerekmez. Dinimizin bildirdiği ruhsattan faydalanılır. Gusülde ağzın içini yıkamanın farz olmadığını bildiren Maliki veya Şafiî taklit edilir.



Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için Şafiî’yi taklit etmesinde beis yoktur. Ama bu işi yaparken taklit ettiği mezhebin şartlarını da yerine getirmesi gerekir. İhtiyaçsız ve şartlarına uymadan taklit etmesi telfîk olur ki caiz değildir. (Merakıl-felah haşiyesi)



Zaruret olmadan yapılan bir şey sebebi ile ibadet yapmakta güçlük olunca, bu farzı yapmak için başka mezhebi taklit etmek gerektiği (Redd-ül Muhtar, Mizan, Hadika, Berika, Fetava-i Hadisiyye, F.Hayriyye ve Mafüvat) gibi kıymetli kitaplarda yazılıdır.





VÜCUDUN İÇİ YIKANMAZ

[font="Arial"]Sual: Bir hoca, (Diş dolgusu gusle mani değildir. Çünkü vücudun içini değil, dışını yıkamak gerektiği gibi, dişin de içini değil, dış yüzünü yıkamak gerekir. Diş dolgusunun altını yıkamak gerekmez) dedi. Bu doğru mudur?


CEVAP

Dişin içini yıkayan kim, dişin içi yıkanır mı?

İnsanın bir parmağı kökten kesilse, kesilen yer artık vücudun dışı olur, kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. İnsanın kolu, bilekten kesilse, kesilen yer, artık vücudun dışı olmuş olur. Kesik yer yıkanmazsa abdest de gusül de olmaz. Diş de böyledir. Dişin yarısı kırılsa, kırılan yer, vücudun dışı sayılır. Dış kısmını da gusülde yıkamak farzdır. Fıkıh kitapları ağzın içinde, dişlerin arasında ve dişlerin üstünde iğne ucu kadar kuru yer kalırsa, gusül sahih olmaz diyor.



FETVAYA KİM İTİRAZ EDER?

Sual: Hocanın birisi, (Diş dolgusu ve diş kaplatmasının caiz olduğuna dair imam-ı a’zam ve imameynin (imam-ı Ebu Yusuf ve imam-ı Muhammed) fetvaları var. Artık bu fetvalara kim ne diyebilir?) diyor. Böyle bir fetva var mı?

CEVAP

Fetva varsa kim ne diyebilir? Ama insan bu kadar yalanı nasıl söyleyebilir?

İmam-ı a’zam hazretleri zamanında dolgu ve kaplama yoktu. Birisi kalkıp (imam-ı a’zam bilgisayarla yazı yazardı) dese buna ne denir? Eğer deli değilse yalancı denir. Çünkü imam-ı a’zam hazretleri miladi 767 yılında vefat etti. Yani vefat edeli 1200 yılı geçmiştir. 1237 yıl olmuştur. O zaman ne kaplama, ne de dolgu ne de bilgisayar vardı. Dolgu ve kaplama 1850 yılında meydana çıkmıştır. Şimdi, milleti cünüp gezdirmek için imam-ı a’zam dolgu ve kaplamaya fetva verdi diyen, gerçekten deli değilse, yalancının tekidir, yahut süper cahildir.

İmameyn altın tel ile imam-ı a’zam da gümüş tel ile bağlamaya izin veriyor. Bu konu gusül bahsinde değil, altın gümüş kullanma bahsindedir. Bu imamların altın veya gümüşe izin vermesi madenlerin kullanılması için fetvadır. Gusül ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu cahillik değilse hainlikten başka şey değildir.

Gümüş yüzük için de imamların fetvası vardır. Gümüş yüzük takmak erkeklere caiz buyuruluyor. Ama gümüş sıkı ise, altına su geçmiyorsa, gusül sahih olmaz. Gümüş yüzüğe caiz dendi diye, dar olan gümüş yüzüğün altını yıkamamak mı gerekir? Hadis-i şerifte, (Yanlış fetva verenlere melekler lanet eder) buyuruluyor. (İbni Lal)






Maliki mezhebini taklit

Diş dolgusu, idrar ve yel kaçırma veya bir akıntı sebebiyle Maliki’yi taklit eden, nelere dikkat eder?

Maliki mezhebini taklit eden Hanefi, sadece gusülde, abdestte ve namazda, kendi mezhebinin şartlarına ilaveten Maliki’nin farzlarına uyup müfsitlerinden kaçar. Diğer hususları aynen Hanefi gibi yapar. Sünnet ve mekruhlarda kendi mezhebine uyar.

Hanefi’den farklı olan durumlar şunlardır:
1- Gusülde niyet, muvalat ve delk farzdır.

a)
Gusül, abdest ve namaza başlarken niyette Maliki mezhebine uymaya niyet etmelidir. [Abdest aldıktan veya guslettikten yahut namaz kıldıktan sonra, Maliki’ye uymaya niyet etmediğini hatırlasa, (Bu abdesti veya guslü Maliki’ye göre aldım, namazı Maliki’ye göre kıldım) derse, yeniden abdest alması, gusletmesi veya namaz kılması gerekmez.]

Niyet
, gusle başlarken yapılır. Unutulursa gusülden sonra hatırladığı zaman niyet etmesi de sahihtir. Gusle başlarken cünüplükten temizlenmeye diye niyet edilir; cünüp olduğunu bilerek gusleden, zaten buna niyet etmiş demektir.

Muvalat
, uzuvları ara vermeden yıkamaktır.

Delk
, yıkanan yerleri el veya havlu ile hafif sıvazlamaktır. Dokunmak da delk yerine geçer.

b)
Gusülde saçı hilallemek, [saç arasına iki elin parmaklarını sokup çekmek] farzdır. [Hilallemek, tarakla da yapılabilir.]

c)
Kadın, gusülde, saçların dibine, yani başındaki deriye su ulaşabiliyorsa, saçındaki örgüyü çözmez. Yani, örülü saçın dibi ıslanınca, çözmeden örgünün üstünü ıslatmak yeterlidir. Saç dibi ıslanmazsa, örgüyü açmak gerekir. Örülmemiş saçların her tarafını da yıkamak farzdır. [Hanefi’de de böyledir.]

d)
Gusülde yıkamadık yer kaldığını bir ay sonra bile hatırlasa, yalnız orayı hemen yıkaması gerekir. Yıkamazsa guslü bâtıl olur.

2-
Abdestte; niyet, muvalat, delk, başın tamamını meshetmek farzdır. Niyet; elleri, ağzı, burnu veya yüzü yıkarken yapılır.

a)
Abdestte kaşların ve kirpiklerin altındaki deriyi yıkamak, kulak arkasıyla saç arasındaki deriyi ve kulak memesi önündeki saç ve deriyi mesh farzdır.

b)
Altında deri görünen hafif sakalı mesh, kesif sakalı yıkamak farzdır.

c)
Kadın, saçının hepsini mesheder. Örülü saçını açmaz. Örgünün üstünden mesheder.

d)
Ayak parmaklarını hilallemek müstehaptır. Abdest alırken el parmakları açılıp kapandığı için kendiliğinden delk meydana gelir. Ayrıca hilallemek gerekmez. Hilallemenin mahzuru olmaz.

3-
a) Oğlana, hanımına veya yabancı kadına [Cildine veya saçlarına] şehvetle dokunan erkeğin, erkeklere şehvetle dokunan kadının abdesti bozulur. Şehvetsiz dokunursa abdest bozulmaz. [Kendi ön edep yerine, elinin içi ile veya parmak uçları ile dokunan erkeğin abdesti bozulur.]

b)
Kan, irin, sarı su hastalık sebebiyle çıkarsa, yel elde olmadan kaçarsa, idrar tutulamasa, bunlar abdesti bozmaz. Bunun gibi, kadınlardaki akıntı da abdesti bozmaz.

c)
Saç tıraşı olunca, tırnak kesilince abdest bozulmaz. Sakal tıraşı olunca bozar diyen âlimler de olduğu için, jiletle veya ustura ile sakal tıraşı olunca, abdest almak iyi olur.

d)
Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması gerekir. Abdest aldım mı almadım mı, abdestim bozuldu mu, bozulmadı mı diye şüphe edenin abdesti bozulmuş olur. Eğer, abdest aldığını ve bozulmadığını hatırlarsa abdesti bozulmuş olmaz.

e)
Hanefi’de, namazda iken uyumak abdesti bozmaz. Namaz dışında yan yatarak, bir şeye dayanarak uyumak abdesti bozar; fakat Maliki’de, uyku ağır değilse bozmaz. Ağır ise bozar. Mesela tehiyyatta uyuyup kalırsa abdesti bozulur; ama hafif şekilde uyusa, abdesti bozulmaz. Kıyamda iken uyursa yine bozmaz. Yani ayakta uyumak bozmaz.

4-
Teyemmüm, namaz vakti girdikten sonra yapılır.

5-
a) Mestin üst ve altı tamamen meshedilir. Mesti, ayağı yıkamak meşakkatinden dolayı giymek sahih olmaz. Sünnete uymak veya soğuktan korunmak niyetiyle giymek gerekir. Hiç niyet etmeden giyse, sonra bu mesti sünnete uymak niyetiyle giydim dese yine niyeti sahih olur.

b)
Mest üzerinde hiç necaset olmaması gerekir, mestin temiz olması farzdır.

c)
Mest deri ve benzerinden olur, yünden olmaz.

d)
Maliki’de mestin mesh müddeti yoktur. Cünüp olana kadar çıkarmak gerekmez. Sadece Cuma günleri gusül için çıkarmak sünnettir. Maliki’yi taklit eden, 24 saatten fazla giyemez. Çünkü kendi mezhebi olan Hanefi’den çıkmış sayılmaz.

6-
Namazda her rekatta Fatiha okumak, iki secde arasında oturmak, rükuda, secdelerde tumaninet, yani sakin durmak ve namaz sonunda selam vermek farzdır. [Cemaat, imam arkasında Fatiha okumaz. Aynı Hanefiler gibi yapılınca bu farzlar da yerine gelmiş olur.]

7-
Yatsı namazının son vakti gecenin ilk üçte biridir. Bir zaruret olursa imsak vaktine kadar kılınır.
[Dinimizde şer’i gece, akşamla imsak vakti arasıdır. Bu vâkit üçe bölünür, çıkan, akşam vaktine eklenirse, gecenin üçte biri bulunmuş olur.]

8-
El üzerine secde sahih değildir. Şafii ve Hanbeli’de de böyledir. Hanefi’de tenzihen mekruhtur.

9-
Fasık veya bid’at ehli imama uymak sahih değildir.

10-
Maliki’yi taklit eden, bir ihtiyaç olunca seferde Maliki’yi taklit ederek iki namazı cem edebilir.

11-
Seferde giriş çıkış günü hariç, 4 gün veya daha fazla kalmaya niyet eden mukimdir. 4 günden önce biteceğini sandığı işi için gittiği yerde, belki yarın giderim diye 18 günden çok kalınca mukim olur.

12-
Seferde 10 gün kalan 15 günden az kaldığı için Hanefi’ye göre misafir sayılırsa da Maliki’ye göre mukim sayılır. Çünkü giriş-çıkış günleri hariç, 4 gün veya daha fazla kalmaya niyet eden Maliki’de mukim olur. 3 gün veya daha az kalırsa seferi olur. Eğer Hanefi’ye uyup, 3 günden fazla kaldığı yerde 2 rekat kılarsa, namaz sahih olmaz. Çünkü Maliki’de mukim olanın 4 rekat kılması farzdır. Hanefi’de ise seferde 4 rekat kılmak mekruhtur. Maliki farz dediği için farza uyulur, 4 rekat olarak kılınır.

Giriş çıkış gününde ölçü imsak vaktidir. Gün, oruçta olduğu gibi imsak vaktinde başlar. Ertesi günü imsak vaktine kadar devam eder.

Mesela, İstanbul’a imsaktan sonra, sabah ezanı okunurken giren kimse, giriş günü olduğu için o günü saymaz. Eğer imsak vaktinden önce girerse, imsak vaktinden sonraki gün giriş günü olmaz. İmsak vaktinden sonra çıkarsa, o gün çıkış günüdür.

Demek bir kimse, bir yere güneş doğarken girse, o gün giriş günü olduğu için hesaba katmaz. Üç gün kaldıktan sonra, dördüncü günü imsaktan sonra, mesela güneş doğarken oradan çıksa, giriş-çıkış günleri sayılmadığı için o kimse, üç gün o yerde kalmıştır ve seferidir. (Menahic-ül- ibad)

80 km’lik mesafeye gidince Maliki’de seferi olursa da, Hanefi’de seferi olmaz. Burada Maliki’ye uyup 2 rekat kılınırsa, Hanefi’ye göre namaz sahih olmaz, 4 rekat kılması farzdır.

Bir mezhebi taklit, kendi mezhebinden çıkıp, o mezhebe girmek demek değildir. O mezhepteki taklit edilen meselenin yalnız farzlarına ve müfsitlerine uyulur. Hanefi’de sünnet olan bir şey, Maliki’de mekruh olsa da yapılır. Mesela:

a)
Hanefi mezhebinde, namaz kılarken, Fatihadan önce, Euzü Besmele çekmek sünnet, Maliki’de mekruhtur. Maliki’yi taklit eden, Euzü Besmele okur.

b)
Maliki’de Sübhaneke okumak mekruh, Hanefi’de sünnettir. Maliki’yi taklit eden Sübhaneke okur.

c)
Bir kadının muayyen hâli 13 gün devam ediyorsa, bu kadının Hanefi’ye göre 10 günden sonrakiler özür olduğu için gusledip namazlarını kılar. Maliki’de, muayyen hâl 15 güne kadardır. 15 güne kadar kan kesilmeden namaz kılamaz. Böyle kadın, 15 güne kadar kan kesilmezse, bekler. 16. günü gusledip namaza başlar. Hanefi’nin farz dediği 10 günden sonrakileri de kaza eder. Nifastaki durum da aynıdır. Yani Maliki’ye göre nifas olup da Hanefi’ye göre nifas olmayan günlerde kılınamayan namazlar sonradan kaza edilir. Böylece her iki mezhebin farzlarına uyulmuş, müfsitlerinden kaçılmış olur.

Hayz ve nifasın durumu
1-
Hayzın en azı yoktur. Bir damla gelse de hayz kabul edilir. En çoğu ise 15 gündür. 15 günden fazla gelirse istihaza olur. [Hanefi’de hayzın en azı 3, en çoğu 10 gündür. Bundan azı veya çoğu istihazadır.]

2-
İkinci hayzın olabilmesi için, aradan en az 15 gün geçmesi gerekir. 15 gün geçmeden kan gelirse, bu hayz değildir, istihazadır [özürdür], burundan gelen kan gibidir. Gusletmeden namaz kılınır.

3-
Ayiseden gelen kan hayz olmaz, istihaza olur. Ayise yaşı Maliki’de 70, Hanefi’de 55'tir.

4-
Hamileden ve doğumdan önce gelen kan hayzdır. [Hanefi’de istihazadır.]

5-
Sezaryenle, yani karın yarılarak çocuk alınınca gelen kan nifas olmaz. [Hanefi’de nifas olur.]

6-
Nifasın azami müddeti 60 gündür. [Hanefi’de 40 gündür.]

7-
Nifas görürken, 15 gün hiç kan gelmese, artık temizlenmiş olur. Bu 15 günlük temizlikten sonra tekrar kan gelirse, bu kan nifas değil, hayz kanıdır.

8-
Nifas kanamaları arasındaki temizlik günleri 15 günden az olursa nifas sayılır. Aradaki temizlik günleri hesaptan düşülerek kanama günleri toplanıp 60 günü bulursa, bu durumda kadının nifası sona ermiş olur. Mesela 20 gün kan, 7 gün temiz, sonra 17 gün kan, 10 gün temiz, tekrar 23 gün kan görürse, kan görülen günler toplamı 60 ı bulduğu için, nifası sona ermiş demektir. 15 gün geçmeden yine kan gelirse istihaza olur. 15 gün geçtikten sonra gelirse hayz olur.






[b]Maliki’yi taklit ile ilgili okuyucu sualleri
Sual: [/b]Tam İlmihal’de (Abdestte, kulak memesi hizasındaki deri ve saçlar, Hanefi’de yüzdendir. Yıkamak farzdır. Maliki’de baştandır, meshetmek farzdır) deniyor. Kulağı da mesh etmek farz mıdır?
CEVAP
Abdestte, kulak ile saç arasında kalan arkadaki ve üsteki saçsız deriyi ve kulak memesi önündeki saç ve deriyi mesh farzdır. Yüz yıkanırken zaten kulak memesi hizasındaki deri yıkanmış oluyor. Yıkamak mesh yerine de geçer. Ayrıca mesh etmek gerekmez.

Baş mesh edilirken de eller kulaklara kadar gotürülünce saçlı deri ile birlikte kulağın arkasındaki ve üstündeki saçsız deri de mesh edilmiş olur.

Yani kulağın kendisini mesh etmek farz değildir. Yukarıda belirtilen şekilde, üstteki ve yanlardaki saç ile kulak arasındaki saçsız deriyi mesh farzdır.

Kan abdesti bozar mı?
Sual:
Bir yerim kanadığında abdestim bozulmuyor mu?
CEVAP
Elimizi bıçak kesse, kan çıksa abdestimiz bozulur, fakat bundan sonra o yaralı yerden kan çıksa artık abdestimiz bozulmuş olmaz. İlk çıkan kan bozar ondan sonrakiler Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz. İlk defa sözünü yanlış anlamamalı! Elin kesildi kan çıktı abdest bozuldu, ondan sonra oradaki yaradan yani aynı yaradan çıkan kan ve irinler abdesti bozmaz. Ama öteki elini bıçak kesince yine abdestin bozulur, oradan da sonraki çıkanlar abdesti bozmaz. Yani hastalık sebebi ile gelen kan, irin, yel, idrar vesaire abdesti bozmaz. Durup dururken burnumuz kanasa semavi özür olduğu için abdestimiz bozulmuş olmaz. Elde olmadan yellenmek, elde olmadan idrar kaçırmak gibi semavi özürler Maliki’de abdesti bozmaz.

Semavi özürle abdestin bozulması
Sual:
Maliki’de ilk kez elde olmadan yel kaçarsa abdest bozulur, sonrakilerde abdest bozulmaz mı? Kan çıkması da böyle mi?
CEVAP
Maliki’de abdesti bozulmaz. O anda özür sahibi olur. Namazına devam eder.

Semavi özürler, Maliki’de abdesti bozmuyor. Mesela namazda ishali dışarı çıksa, çıbanından veya yarasından kan aksa, kulağından irin aksa, makattan solucan çıksa, prostat hastasından idrar damlasa, kadınlardan akıntı çıksa, basurdan kan çıksa, elinde olmadan yel kaçsa, ağız dolusu kussa, bunlar semavi özür oldukları için, hiçbirisi Maliki’de abdesti bozmaz. Abdesti bozulmadığı için namazına devam eder. Böyle bir kimsenin ayağını bıçak kesip kan çıksa, abdesti bozuluyor, çünkü bu semavi özür olmuyor. Ama ondan sonra ayağı yara olduğu için, artık o yaradan çıkan kan veya irin abdestini bozmuyor.

Soğuktan el veya dudak yarılıp kanarsa Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz. Yani semavi sebepler bozmaz, bir müdahale varsa bozar.

Teyemmüm
Sual:
Maliki’yi taklit eden için teyemmümde farklılık var mı?
CEVAP
Teyemmümde farklılık yoktur. Sadece vâkit girdikten sonra teyemmüm yapılır ve her vâkit namaz için yeniden teyemmüm etmesi lazım olur.

Yıkanmadık yer görülse
Sual:
Maliki’yi taklit eden, abdest alıp namaz kıldıktan bir ay sonra, elinde yağlı boya görse, boyayı kazıyıp yıkasa, kıldığı namaz ve abdesti sahih mi?
CEVAP
Evet sahihtir.

Muvalat nedir?
Sual:
Maliki mezhebinde farz olan muvalat nedir?
CEVAP
Muvalat, her uzvu, birbiri arkasından ara vermeden, acele olarak yıkamaktır. Başka bir ifade ile, normal şartlar altında, bir önce yıkadığı uzuv kuruyacak kadar ara vermemektir.

Çok kısa zamanda yapılan bir iş, muvalata engel olmaz. Mesela, abdest alırken kapıdan biri girse, gelenin kim olduğuna bakılsa, muvalata mani olmaz. Musluktan su kesilse, kovadaki suyu almak veya bitişik odadaki musluğa gidip, o musluktan abdest almak, muvalatı engellemez. Sağ ayağı yıkadıktan sonra, kolayca giren bir çorabı hemen giyerek, öteki ayağı yıkamaya başlamak da muvalata mani olmaz. Yavaşça giyerse, normal şartlarda, bir uzuv kuruyacak kadar ara verilirse, muvalata mani olur. Abdest alırken çorabın birisini veya ikisini çıkarmak muvalata mani olmaz.

Uzuvların kuruyup kurumaması mutlak ölçü değildir. Çünkü sıcak ve rüzgarlı havada, uzuvlar hemen kuruyabilir. Yahut soğuk ve rüzgarsız bir yerde, uzuvlar geç kuruyabilir. Uzuvlar kurumadı diye, başka bir iş yapmak muvalata mani olur. Hararetli vücutta, uzuv tez kuruyabilir. Demek ki, kuruyup kurumaması kesin ölçü değildir.

İbni Âbidin hazretleri de, Hanefi'ye göre muvalatı anlatırken, (Toprakla teyemmüm ederken de, su ile yıkamak olmadığı halde, normal şartlarda bir uzuv kuruyacak kadar ara vermek muvalata manidir) buyuruyor.

Hastalıkta namazı cem etmek
Sual:
Diş dolgusu olan hasta, iki namazı cem için niye Hanbeli’yi değil de, Maliki’yi taklit etmesi gerekir?
CEVAP
Çünkü gusülde Hanbeli’de ağzın içini yıkamak farzdır. Dolgusu olan Hanefi, bu durumda Hanbeli’yi taklit edemez. Maliki’de caiz olduğuna göre, Hanbeli’yi taklit etmeye ihtiyaç kalmıyor.

Diş çektirmek
Sual:
Bugün öğleye doğru dişimi çektirdim, çektirdikten sonra diş etinde kanamalar devam ediyor. Maliki'yi taklit ediyorum. Öğleyi kaçırmamak için, abdest aldım namazımı kıldım. Ve kanama hâlâ devam ediyor. Kıldığım öğle namazının kazasını kılmam gerekir değil mi?
CEVAP
Abdestiniz bile bozulmamıştır. O abdestle ikindiyi de akşamı da kılabilirsiniz. Tabii abdesti bozan başka bir şey olmamışsa. Kanamak Maliki’de abdesti bozmaz. Namazı kaza etmeniz gerekmez.

Niyeti unutmak
Sual:
Maliki mezhebini taklit eden bir kişi namaz, gusül ve abdestte “Maliki mezhebine uymaya'' niyetini unutursa ne yapmalı?
CEVAP
Bir gün sonra hatırlarsa bir gün sonra eder, üç gün sonra hatırlarsa üç gün sonra eder, üç ay sonra hatırlarsa üç ay sonra eder.

Asrı evvelde kılmak
Sual:
Maliki’yi taklit eden, zaruri sebeplerle, mesela unutarak öğleyi asrı evvele kadar kılamazsa, tekrar Hanefi’yi taklit edip öğleyi asr-ı evvelde kılması caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir, çünkü bir ihtiyaç hasıl olmuştur. Keyfi olarak geciktirmesi caiz olmaz.

İkindiyi asrı sanide kılmak
Sual:
Hanefi’nin ikindiyi asr-ı sanide kılması iyi olduğuna göre Maliki’yi taklit eden de kılabilir mi?
CEVAP
Maliki’yi taklit edenin de ikindiyi asr-ı sanide kılması iyi olur. Bir mahzuru olmaz. Harac olmadan öğleyi asr-ı evvelde kılamaz.

Şehvetsiz öpmek
Sual:
Maliki’yi taklit eden bir kimse, eşini şehvetle veya şehvetsiz öpünce abdesti bozulur mu?
CEVAP
Şehvetle öperse bozulur, veda öpüşü denilen öpüşle öperse bozulmaz. Genelde insan kendi eşine karşı fazla şehvet duymaz, yani öpmekle hemen şehvetlenmez. Ama şehvetlenmiş ise abdesti bozulur. Hanefi’de şehvetlense de bozmaz.

Guslederken
Sual
: Maliki’yi taklit eden, guslederken avret yerlerini el ile delk yapamasa olur mu?
CEVAP
Banyoya girince, önce avret yerleri yıkanır. Ondan sonra gusledilir çıkılır. Bununla da namaz kılınır. Çünkü abdestten sonra avret yerine dokunulmamış oluyor.

Delk demek mutlaka ovmak demek değildir. Peştamalla, havlu ile kese ile, lif ile dokunmak da delk yerine geçer. Donun üstünden de el ile dokunmakla da delk olmuş olur. Çıplak el değmezse abdest de bozulmamış olur.

Kanlı çamaşırla namaz
Sual:
Maliki'yi taklit eden, basurundan kan aktığı için çamaşırında fazla kan bulaşmış iken namaz kılsa, caiz olur mu?
CEVAP
Evet. Çünkü temizlemek zordur.

Namazda çıbanın patlaması
Sual:
Maliki mezhebini taklit ediyorum. Namaz kılarken çıbanım patladı. Namazda iken bunu hissettim. Namazdan sonra baktım ki kan ve irin el ayasından daha çok yere yayılmış. Abdestim bozuldu mu, namazım sahih oldu mu?
CEVAP
Abdest bozulmadığı gibi, namaz da sahih olmuştur. Namazdan önce olsaydı, yine abdestinizi bozmazdı ancak imkan ve vâkit varsa çamaşırı değiştirmek gerekirdi, çünkü kendi mezhebimizden çıkmış değiliz. Buna da imkan yoksa, o hâliyle kılmakta mahzur yoktur.

Eli hilallemek
Sual:
Maliki'de abdestte veya gusülde el parmaklarının arasını hilallemek de farzdır. Bu farz sadece parmaklarımızı açıp kapatmakla yerine gelir mi? Çünkü kendiliğinden iki parmak birbirine dokunuyor.
CEVAP
Evet açıp kapatmakla yerine gelir. Ayrıca hilallemek gerekmez.

Örülü saçları açmak
Sual:
Maliki’yi taklit eden kadın, abdestte ve gusülde, örülü saçını çözmesi gerekir mi?
CEVAP
Maliki’de, kadının, abdestte örülü saçını açması gerekmez. Örgünün üstünden hepsini mesh eder. Gusülde de saçların dibine, yani başındaki deriye su ulaşabiliyorsa, örgüyü çözmek yine gerekmez. Hanefi’de de böyledir. Yani kadınlar, örülü saçın diplerini ıslatınca, örgüyü yıkamak lazım değildir. Saç dipleri ıslanmazsa, örgüyü açmak lazım olur. Örülmemiş saçların her tarafını da yıkamak farzdır. Maliki’de guslederken saçları hilallemek de gerekir.

Semavi özür
Sual:
Maliki’yi herhangi bir sebeple taklit eden Hanefi’nin bir yerinden kan aksa abdesti bozulmuş olur mu?
CEVAP
Maliki mezhebinde semavi özürler, yani insanın elinde olmadan hâsıl olan şeyler abdesti bozmaz. Bir yerden ilk defa kan çıkarsa, mesela bıçak ile kesilse, Maliki’yi taklit eden Hanefi’nin abdesti bozulur. Fakat bu yaradan daha sonra tekrar kan çıkarsa, artık bu semavi özür olur ve abdesti bozulmaz. Olgunlaşmış çıbanın patlaması da semavi özürdür. Durup dururken burnun kanaması da semavi özürdür. İdrar tutamamak, ishale mani olamamak gibi şeyler semavi özür olur, Maliki’yi taklit eden Hanefi’nin abdestini bozmaz.

Semavi özürlünün abdesti
Sual:
Basur, çıban, yara veya herhangi bir akıntısı olanın abdesti, Maliki’de, vakit çıkınca mı bozulur?
CEVAP
Hayır, vakit çıkmakla veya yeni bir vakit girmekle abdest bozulmuş olmaz. Abdesti bozan başka bir şey olmazsa, sabah aldığı abdestle, yatsıyı da kılabilir.


Hamilelikte gelen kan
Sual:
Maliki'yi taklit eden gebe kadından gelen kan hayz mıdır?
CEVAP
Evet hayzdır. Maliki'de, gebeliğin ilk iki ayında hayzın azami müddeti 15 gündür. İki ayından altı ayına kadar 20, altı aydan doğuma kadar 30 gündür.


Çeşitli sual ve cevaplar:

Sual:
Tam İlmihalde, (Maliki’de abdeste başlarken niyet şarttır) deniyor. Gusül bahsinde ise, Abdeste başlarken veya yüzü yıkarken niyet farzdır) deniyor. İslam Ahlakı kitabında ise, (Elleri yıkarken farzdır) deniyor. Ne zaman niyet etmek gerekiyor?
CEVAP
Abdest başlarken niyet etmek demek, yüzün yıkanması bitene kadar niyet edilir demektir. Yani niyet; elleri yıkarken de olur, ağzı, burnu veya yüzü yıkarken de olur. Yüz yıkandıktan sonra olmaz. Eğer unutulur da abdestten sonra, ne kadar zaman geçerse geçsin hatırlanırsa, hemen bu abdesti Maliki'ye göre aldım demekle abdest sahih olur. Yani böyle niyet unutulan namazı da kaza etmek gerekmez.

Sual:
Maliki mezhebini taklit eden biri yellense, abdesti bozulmaz mı?
CEVAP
Yellenmek Maliki mezhebinde de abdesti bozar. Ancak, yel kaçıran, yani yelini tutamayan özürlü olduğu için onun abdestini bozmaz. Yoksa yellenmek her zaman abdesti bozar.

Sual:
Maliki’yi taklit eden, yanlışlıkla kollarını yıkamadan önce başını mesh ediyor, sonra abdestin devamında hatırlayınca, kollarını yıkasa abdesti sahih mi?
CEVAP
Sahihtir. Çünkü Maliki’de sıra ile yıkamak şart değildir.

Sual:
Hanefi’de, gusül ve namaz abdestinde bir yerin yıkanması unutulursa sonradan yıkanabiliyor. Maliki’de peş peşe yıkamak farz olduğuna göre aynı durum Maliki’de de geçerli midir?
CEVAP
Hatırlayınca geciktirmeden yıkanırsa Maliki’de de sahih olur.

Sual: Maliki’yi taklit edenin tükürükten fazla olan kanı abdestini bozar mı?
CEVAP
Ağızdaki bir yara veya hastalıktan dolayı kan ne kadar çok çıkarsa çıksın Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz.

Sual:
Maliki’yi taklit ediyorum, Hanefi’de bir şey abdestimi bozmazken, Maliki’de bozsa ne olacak veya Hanefi’de bozup, Maliki’de bozmuyorsa nasıl hareket edeceğiz?
CEVAP
Kendi mezhebinde bozan şey abdesti bozar. Taklit ettiği mezhepte de bozan şey yine abdesti bozar. Taklit ettiğimiz mezhebin sadece farzlarına uyup, müfsitlerinden kaçacağız. Kendi mezhebimizin ise, tamamına uyacağız. Semavi özürler, elde olmayan durumlar ayrı.

Sual: Maliki’yi gusülde taklit ederken, niye, abdest ve namazda da taklit ediyoruz?
CEVAP
Üçü birbirine bağlı ibadettir. Yani gusül, abdest ve namaz birlikte sahih olur. Biri olmazsa ötekiler de olmaz. Gusülsüz veya abdestsiz namaz olmaz.

Sual: Maliki’de, guslederken saçı hilallemek, parmakları tarak gibi geçirmek mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Maliki’de çok sık sakalın altındaki deriyi yıkamak farz mı?
CEVAP
Sadece sakalı yıkamak farzdır.

Sual:
Hanefi’ye uygun kaplama mesh, Maliki’ye de uygun mu?
CEVAP
Evet.

Sual:
Maliki’de, kadın da, erkek gibi mi kaplama mesh yapar?
CEVAP
Evet.

Sual:
Maliki’yi taklit eden kadının kaplama meshte, sarkan saçlarını mesh etmesi gerekir mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Maliki’yi taklit eden bir bayanım. Saçlarım uzun, nasıl mesh edeceğim?
CEVAP
İki elinizi başınızın yanlarından aşağı doğru çekerken başı geçince saçlarınızı kavrayıp aşağı doğru çekerseniz mesh tamam olur. İsterse saçlarınız ayaklarınıza kadar uzun olsun fark etmez. Elin değmesi önemli, su ile ıslanması değil, ıslak el ile değmek yeterli.

Sual:
Maliki mezhebini taklit ediyorum. Abdestsiz iken bir yerimiz kesilse ve daha sonra abdest aldığımızda kesilen yerden çıkan kan ve sarı su abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozulmuş olmaz.

Sual: Namaz abdesti aldıktan sonra ıslak ayakla halıya bassak, daha sonra aynı yere çorapla bassak, çorap ıslansa, çoraptaki bu ıslaklık necaset olur mu?
CEVAP
Hanefi’de de, Maliki’de de necis olmaz.

Sual: Maliki’yi taklit ediyorum, bebeğimin altını değiştirirken, bebeğin avret yerlerine dokununca, abdestim bozulur mu?
CEVAP
Maliki’de bozulmaz. Şafii’de bozulur.

Sual: Maliki’de kadınlarla tokalaşınca abdestim bozuluyor mu?
CEVAP
Şehvet duyulmazsa bozulmaz, şehvetlenir iseniz bozulur.

Sual: Basurum var. Kanama oluyor, çamaşırım kirleniyor. Abdestli durmamın bir kolayı yok mu?
CEVAP
Kolayı var. Maliki mezhebini bu konuda taklit ederseniz, basurdan akan kan, abdesti bozmadığı gibi, necis de sayılmaz. Yani namaz içinde kan gelse, hem abdestiniz bozulmaz, hem de çamaşırı kirleten kan, necis sayılmadığı için o hâliyle kılabilirsiniz.

Sual:
Maliki’yi taklit ederken sırf gusül ile ilgili farzları yerine getirsem yeterli olmaz mı?
CEVAP
Olmaz. Çünkü gusül abdest ve namaz üçü birbirine bağlı ibadetlerdir. Abdest olmazsa namaz olmaz, namaz yoksa zaten gusül ve abdest olsa da faydasızdır. Onun için üçünün de Maliki’ye uygun olması lazımdır.

Sual: Bir özürden dolayı Maliki’yi taklit ediyorum. Basur, yara, mantar gibi rahatsızlıklarım da var. Üstüm başım kan ve irinli iken namaz kılmamda mahzur var mıdır?
CEVAP
Temizleme imkanı varken, namaza mani necaset miktarı varsa, namaz sahih olmaz. Çünkü Hanefi mezhebinden çıkmış değiliz. Eğer kirlenen elbisemizi değiştirme imkanı yoksa, o zaman Maliki’ye göre kılmak caiz olur.

Sual: Basurdan dolayı Maliki’yi taklit ediyorum. Bu arada, idrar tutamamak, yaradan irin akması, burun kanaması, elde olmadan yel kaçırmak gibi başka özürler de çıksa, her yeni özür için Maliki’yi ayrı ayrı taklit etmem gerekiyor mu?
CEVAP
Özürlerin hepsini hatırlayıp, “Bunlar Maliki’de abdesti bozmaz” diye düşünerek hepsi için bir niyet yeter. Niyeti unutursa, sonradan yani ne zaman hatırlarsa o zaman niyet etse de olur.

Sual
: Bir akıntıdan dolayı Maliki’yi taklit ediyorum. Maliki’de ağzın içini yıkamak farz değil diye, gusülde ağız içi yıkanmasa mahzuru olur mu?
CEVAP
Evet gusül sahih olmaz. Çünkü Hanefi’den çıkmadığımız için ağız içini yıkamak gerekir.

Sual:
Şafii mezhebinde olan bir arkadaş basur rahatsızlığı yüzünden Maliki’yi taklit etmek istiyor. Nasıl yapması lazım?
CEVAP
Aynen Hanefilerin yaptığı gibi taklit eder.

Sual: Şafi mezhebinde sabah namazında Kunut duası okunur. Maliki mezhebini taklit eden Şafii de okuyacak mı?
CEVAP
Elbette okuyacak, çünkü kendi mezhebinden çıkmış olmuyor ki.

Sual: Bazen imamlık yapıyorum. Diş dolgusundan ve hastalıktan dolayı Maliki'yi taklit ediyorum. Cemaatte her mezhepten insan varken de, bunlara imam olmam caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Herhangi bir akıntı, mesela kadınların akıntısı, Maliki’yi taklit edenin abdestini bozar mı? Peddeki akıntı bulaşığı ile namaz kılmak caiz olur mu?
CEVAP
Akıntı Maliki’yi taklit edenin abdestini bozmaz. Ped kirlense de namaza mani olmaz. Ama namaza dururken çıkarıp temizini koymak daha iyi olur.

Sual: Maliki mezhebini taklit ediyoruz. Maliki’deki farzlara uymamız gerekir. Namazda selam vermek Maliki’de farzdır. Secde-i sehv yaparken selam verince namaz bitmiyor mu? Yani selam vermeden mi secde-i sehv yapmamız gerekiyor?
CEVAP
Selam verirken namazdan çıkmaya niyet edilir. Secde-i sehv yaparken namazdan çıkmaya niyet edilmiş olmaz. Onun için secde-i sehv yaparken bir tarafa da, hatta iki tarafa da selam verilse mahzuru olmaz.

Sual: Şafii, pazarda abdest bozulmasın diye, Hanefi’yi taklit edip kadına dokunmuşsa, namaz kılarken Hanefi’nin şartlarına uyar mı?
CEVAP
Elbet uyması gerekir.

Sual:
Annem dolgusu sebebiyle Maliki’yi taklit ediyor. Ancak abdestte niyet ettiği halde, namazda Maliki’ye uymayı kalbinden geçirmeyi unutuyormuş. Unutan, daha sonra kalbinden geçirince olur yazıyor. Bu bir namaz için mi, yoksa daha önce kılınan diğer namazlar için de geçerli mi?
CEVAP
Hepsine birden şimdi niyet etse, yani bundan önceki namazlarımı Maliki’ye göre kıldım dese geçerlidir.

Sual:
Maliki mezhebini taklit eden Hanefi, zammı surelerde besmele çeker mi?
CEVAP
Çekmenin mahzuru olmaz.

Sual: Abdestte Maliki’ye göre baştaki saçı hilallemek gerekiyor mu?
CEVAP
Abdestte hilallemek gerekmiyor, sadece mesh gerekiyor.

Sual: Maliki’de muvalat için, uzuvları birbiri ardına çabuk çabuk yıkamaya ek olarak bir uzvu da hızlı yıkamak lazım mı?
CEVAP
Her zamanki gibi normal almalı, hızlı yıkamak şartı yok. Abdest alırken başka işle meşgul olmama şartı var.

Sual:
Şafii ve Maliki’de el ayasına parmakların araları dahil mi?
CEVAP
Dahil değildir.

Sual:
Elektrikli makine ile tıraş olmak, Maliki’de abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Sual:
Muvalatın tarifi nasıldır?
CEVAP
Muvalat başka işle uğraşmadan abdestle meşgul olmak demektir.

Sual: Maliki mezhebini taklit eden bir kadın, kulağındaki küpeleri çıkarmadan, oynatarak aldığı normal ve gusül abdesti caiz olur mu?
CEVAP
Elbette. Küpe olmasa da mahzuru olmaz. Kadınlar bunu bilmiyor, yani küpe olmasa da delik kapansa da veya kapanmasa da eli değdirmek yeterlidir.

Sual: Kadın, akıntısı için, Maliki’yi taklit eder mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Maliki’ye göre guslederken ön avret yerine el dokununca abdest bozuluyor. Abdest bozulunca gusle yeniden mi başlamak gerekiyor?
CEVAP
Hanefi’de de Maliki’de de guslederken herhangi bir şekilde abdest bozulunca yeniden başlanmaz. Abdest bozulunca, sadece o gusül abdesti ile namaz kılınmaz. Abdest bozulduğu için namaz kılabilmek için yeniden abdest almak gerekir. Maliki’yi taklit eden, gusle başlarken önce iki edep yerini yıkar. Sonra namaz abdesti alır ve gusleder. O gusül abdesti ile namazını kılar.

Sual: Maliki’yi taklit ediyorum. Namaz abdesti almadan Maliki’ye uygun gusletsem, o guslüm sahih olur mu ve o gusül ile namaz kılabilir miyim? Banyoya girince önce avret yerimizi yıkadığımız için bunu soruyorum.
CEVAP
Evet namaz kılabilirsiniz.
Önce avret yerini yıkamak gusle de, namaz abdestine de mani değildir. Avret yeri yıkandıktan sonra vücut yıkandığı için, o gusül ile namaz kılınır. Maliki taklit edildiğine göre, vücut delk edilerek zaten yıkanıyor. Namaz abdestinde de zaten öyle yıkanıyor. Farklı bir şey yok. Önce namaz abdesti alınmadığı için sünnete uygun olmuyor ise de, o gusül ile namaz kılınır.

Sual: Maliki’de, elin neresi değerse abdest bozulur? Parmak araları ile dokununca da bozulur mu?
CEVAP
Elin dışı dokunursa abdest bozulmuş olmaz. Kendi ön edep yerine, elinin içi ile veya parmak uçları ile çıplak olarak dokunan erkeğin abdesti bozulur. Parmak araları ile dokununca bozulmaz. Elinin içi denilince parmak araları anlaşılmaz. Avuç içi ile veya parmakların araları ile değil, parmakların iç kısmı ile dokununca bozulur. Şafii’de de böyledir.

Sual: Maliki’de abdestte niyetin, ilk ve son vakti ne zamandır?
CEVAP
Elleri yıkarken, ağza veya burna su verirken veya yüzü yıkarken de niyet edilebilir. Unutulursa, ne zaman hatırlanırsa o zaman niyet edilirse, abdest sahih olur. Gusülde de böyledir, yani gusle başlarken niyet etmeyi unutan, gusülden sonra ne zaman hatırlarsa, bir saat sonra veya bir gün yahut bir ay sonra hatırlasa, hatırladığı zaman niyet ederse niyeti sahih olur.

Sual: Maliki’yi taklit eden Hanefi bir kadın, abdestte başını mesh ederken, örgüyü açması ve saçındaki tokayı çıkarması gerekir mi?
CEVAP
Maliki’de başın tamamını mesh etmek gerektiği için tokayı çıkarması gerekir, fakat örgüsünü çözmesi gerekmez.

Sual: Maliki’de karşı cinse şehvetle dokununca abdest bozulur deniyor. Şehvetsiz dokunur da şehvet hâsıl olursa, yine abdest bozulmuş mu olur? Bir taraf şehvetlense, öteki taraf şehvetlenmese, ikisinin de mi abdesti bozulur?
CEVAP
Lezzet kastıyla dokunur da, lezzet hâsıl olmasa, yine abdesti bozulur. Lezzet kastetmeden dokunur da, lezzet hâsıl olursa yine abdest bozulmuş olur.

Karşı tarafın niyetini ve durumunu bilemeyiz. Bizi, bizim abdestimiz ilgilendirir. Şehvetle tutmuşsak veya şehvetsiz tutup da şehvetlenmişsek abdestimiz bozulur.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
SibeVeyh
mesaj Sep 17 2009, 10:23
İleti #3


Ayrıcalıklı Dost
*************

Grup: Admin
İleti: 2,614
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 460 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: nereye
Üye No: 8
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



malik kardeşim zaten alıntıladığınız yazının içinde de cevabı bulabilirsiniz konunun aslında da .


QUOTE
Arfece İbnl Es'ad'dan rivayete göre:
Kendisi câhiliyyet zamanında Külâb (adındaki yerde Araplar arasında cereyan eden çatışma) olayında burnunu kaybetmişti.
Sonra gümüşten bir burun edindi. Bu kendisine kötü koku yaptı. Bunun üzerine Resulüllah Sallâllahü Aleyhi ve Sellem, altından bir burun edinsin diye ona emretti. İşte İmam Muhammed - ALLAH ona rahmet etsin - bunu esas alarak şöyle diyor:
— Bunda bir sakınca yoktur. Yine böylece, insanın bir dişi düştüğü zaman, altın'dan bir diş edinmesinde yahut dişlerini altın İle kaplamasında bir beis yoktur. Bu hüküm İbrahim'den nakledilmiştir.
İmam Ebu Hanife bunu, (altından diş edinmeyi yahut altın ile diş kaplamayı) kerih görürdü. Fakat gümüşten olmasında bir sakınca görmezdi, çünkü erkeklerin faydalanma maksadıyle gümüş kullanmaları caizdir, fakat altını kullanmak caiz görülmemiştir. Gümüş yüzük kullanılışı, gümüşün dişte de kullanılabileceğine delil olmuştur.


orada direk diş kaplama denmiyor eğer okuduysan altından diş edinmek ve bundan kıyasla yahut altın ile kaplamak denmiş .
Efendimiz zaruret halinde altından burun edinilmesine izin veriyor şimdi biz burada altından diş kaplamak caiz değil dersek bu işte mantık aranır mı ? Burun ne diş ne .zaruretin tarifini alıntılamışsın mesajında adam sızıdan yemek yiyemeyince veya su içemeyince aç susuz kalmış olmayacak mı ? ne diyor hadisi şerif te güçleştirmeyiniz kolaylaştırınız nefret ettirmeyiniz müjdeleyiniz . İşi zora koşmanın alemi yok . Bu sebeple mesajınızın amacını anlamış değilim bana öyle geldi ki maliki mezhebinin popüleritesini artırmak . Hal böyle ise de diyecek bişi kalmıyor zaten.


User's Signature





Şehadet bir tutku bir özlem bize!

Ölüm bir son değil diriliş bize!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
SaLiH
mesaj Sep 17 2009, 12:04
İleti #4


Reis-ül Mod
*************

Grup: Yönetici
İleti: 3,534
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 589 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: çarkların arasında
Üye No: 2
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Malik kardeş yazdığın cevabı okudum yazdıklarından anladığım kadarıyla şuan yaşayan müslüman kardeşlrin tahmin etmek gerekirse yarısından fazlası Gusulsüz geziyor yani bu demek oluyorki yazdıklarınızın önemi birbuçuk milyar diye telafuz edinen islam aleminin yediyüzellimilyonkişiyi ilgilendiren bir mesele..sanırım bunu burada bizim çözmemiz imkansız olur.kısaca birkaç cümle yazmak isterim..sibeveyh kardeşin dediği gibi zaruret açısndan bakarsak daha yapıcı olacağı kanaatindeyim.Birazda sesli düşünürsek Efendimiz hz. Muhammed (s.a.v) 'in dişe ne kadar önem verdiğiniz hepimiz biliyoruzdur malum o dönemde diş dolgusu diye bir tedevi yoktu günde beşvakit enaz dişlerini fırçalayan efendimiz bu kadar önem gösterilen bir konuda dolgu işine ne derdi...


"
Bilindiği gibi, diş çürüyünce ve içi oyulunca, ya çekilip protez yapılmakta veya oyuk kısım doldurulmaktadır. Protez esnasındaki yandaki dişler inceltilerek üzerine kaplama geçirilmektedir. Hâliyle bu tedavi bir zaruretten dolayı yapılmaktadır. Zaten bugün diş tedavisinde bu iki yoldan birisi mutlak sûrette uygulanmaktadır. Dolgu yapılmadığı takdirde çürümeye engel olunamadığından, çürüyen diş kaybedilmektedir. Bunun önüne geçmek için de dolgu yapılarak diş uzun bir müddet muhafaza altına alınmaktadır. Böylece bu muamelenin zaruret olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. "

Go to the top of the page
 
+Quote Post
PoLaT
mesaj Sep 17 2009, 23:40
İleti #5


Canı Gönülden Dost
***********

Grup: Üye
İleti: 655
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 31 *
Katılım: 21-June 08
Üye No: 17
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



27.gif 27.gif


User's Signature


Go to the top of the page
 
+Quote Post
Malik
mesaj Sep 18 2009, 02:15
İleti #6


Yeni Dost
*

Grup: Üye
İleti: 4
Katılım: 17-September 09
Teşekkür Edilme: 0 *
Katılım: 17-September 09
Nereden: Samsun
Üye No: 1,781
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



QUOTE(SibeVeyh @ Sep 17 2009, 11:23)
İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN
malik kardeşim zaten alıntıladığınız yazının içinde de cevabı bulabilirsiniz konunun aslında da .




orada direk diş kaplama denmiyor eğer okuduysan altından diş edinmek ve bundan kıyasla yahut altın ile kaplamak denmiş.
Efendimiz zaruret halinde altından burun edinilmesine izin veriyor şimdi biz burada altından diş kaplamak caiz değil dersek bu işte mantık aranır mı ? Burun ne diş ne .zaruretin tarifini alıntılamışsın mesajında adam sızıdan yemek yiyemeyince veya su içemeyince aç susuz kalmış olmayacak mı ? ne diyor hadisi şerif te güçleştirmeyiniz kolaylaştırınız nefret ettirmeyiniz müjdeleyiniz . İşi zora koşmanın alemi yok . Bu sebeple mesajınızın amacını anlamış değilim bana öyle geldi ki maliki mezhebinin popüleritesini artırmak . Hal böyle ise de diyecek bişi kalmıyor zaten.





Suallerinizi tek tek cevaplandıralım:

1.Orada direk diş kaplama denmiyor eğer okuduysan altından diş edinmek ve bundan kıyasla yahut altın ile kaplamak denmiş.


CEVAP
İmameyn altın tel ile imam-ı a’zam da gümüş tel ile bağlamaya izin veriyor. Bu konu gusül bahsinde değil, altın gümüş kullanma bahsindedir. Bu imamların altın veya gümüşe izin vermesi madenlerin kullanılması için fetvadır. Gusül ile hiçbir ilgisi yoktur.

Kıyası kim yapıyor? Kıyası ancak müctehid alimler yapar.


2.Efendimiz zaruret halinde altından burun edinilmesine izin veriyor şimdi biz burada altından diş kaplamak caiz değil dersek bu işte mantık aranır mı? Burun ne diş ne .zaruretin tarifini alıntılamışsın mesajında adam sızıdan yemek yiyemeyince veya su içemeyince aç susuz kalmış olmayacak mı ?


CEVAP

Peygamber efendimiz, bazı emirleri zata mahsus [kişiye özel] olarak bildirmiştir. Mesela, erkeklere ipek yasak olmasına rağmen, Hazret-i Zübeyr ve Hazret-i Abdurrahman için, ipek giymelerine izin vermişti ve bu izin yalnız bunlara mahsustu. Hazret-i Arfece’ye de, altın burun takmasına izin vermişti. Bu hüküm umuma şamil değildi.

Sallanan dişleri altın tel ile bağlamak, Imâm-ı Muhammede
göre câizdir. Imâm-ı a’zam ise, altın ile bağlamak câiz olmadığını
ictihâd buyurmuşdur. Imâm-ı Ebû Yûsüf, bir rivâyetde imâm-ı
Muhammed iledir ve ulemâ, sallanan dişi altınla bağlamaga cevâz
vermişdir. Eshâb-ı kirâmdan Arfece bin Sa’da “radıyallahü teâlâ
anh” altın burun takmasına izn-i nebevî südûrunu, Imâm-ı a’zam
yalnız Arfeceye mahsûsdur demişdir. Nitekim Zübeyr ve Abdürrahmân
“radıyallahü teâlâ anhümâ” için, ipek giymelerine izn sâdır
olmuşdu ve yalnız bunlara mahsûsdur, demişdir. Fekat fetvâ,
Imâm-ı Muhammed kavli iledir.


Şiddetli ağrı yapan çürük dişi çıkarmak, bunun yerine, çıkarılabilen
müteharrik suni diş, yâhud yarım veyâ bütün damaklı dişler
yapdırmak istemeyip de, dolgu veya kron denilen kaplama yapdırmakda
insan serbest olduğu için, dolgu, kaplama veya köprü denilen
sabit diş yapdırmak, zaruret olmaz. Zaruret olduğunu söylemek,
zaten altlarının ıslanmasının sakıt olmasına sebeb olamaz.
Çünkü, başka mezhebi taklit etmeleri mümkündür. Zaruret var diyerek,
fıkh kitâblarına uyup, Şâfi’îyi veya Mâlikîyi taklit edenlere
dil uzatmaya kimsenin hakkı yoktur.

Ağrıyan, çürüyen dişini çıkararak, takma protez veya
damaklı diş yaptırmak istemeyip de, dolgu veya kaplama yani
kron yapdıran bir hanefi, gusl abdesti alırken, Şafi veya Mâlikî
mezhebini taklit eder. Çünkü, bu iki mezhebde, gusl abdesti alırken,
ağız ve burnu yıkamak farz değildir. Şafi veyâ Mâlikî mezhebini
taklit etmek de pek kolaydır. Guslde ve abdestde ve nemâza
başlarken veya unutursa, nemazdan sonra, hatırladığı zeman,
Şâfi veya Mâlikî mezhebini taklit etdiğine niyyet etmeli,
yani kalbinden geçirmelidir. Bu kimsenin abdestinin, guslünün
ve nemazının Safi veya Mâlikî mezhebine göre sahih olmaları
lazımdır.


Başka mezhebi taklit etmek, mezheb değişdirmek demek değildir. Taklit
eden bir hanefî, hanefî mezhebinden çıkmış değildir. Yalnız, o
ibadetin, o mezhebdeki farzlarına ve müfsidlerine tabi olur. Vaciblerde,
mekruhlarında ve sünnetlerinde kendi mezhebine tabi olur.


Diş kaplatmanın ve doldurtmanın zaruret olduğunu, Hanefî fıkh
alimlerinden hiçbiri bildirmedi. Zaten fıkh alimleri zamanında
diş kaplatmak, dolgu yapdırmak yokdu. Vesîka olarak ileri sürdüğü
(Siyer-i kebîr serhi) tercemesinin altmısdördüncü sahîfesinde,
imâm-ı Muhammed Seybânînin “rahime-hullahü teâlâ”,
dişi düşen kimsenin, bunun yerine altından diş koymasına yahud
altından tel ile dişleri bağlamasına caiz dediği yazılıdır. Diş kaplatmak
yazılı değildir.


Imâm-ı Muhammed “rahime-hullahü teâlâ”, sallanan dişin gümüşle
bağlanacağgı gibi, altın tel ile de bağlanabileceğini bildirmişdir.
Altın ile kaplamak, doldurmak caiz olur dememişdir.

Hiçbir fıkh alimi, diş kaplatmaya, dolgu yapdırmaya zarûret dememişdir. Bunu yalnız
mason olan din adamları ve dinde reformcular, mezhebsizler ve
vehhâbî sapıklarına satılmış veya aldanmış olan din cahilleri söylemekde
ve yazmakdadırlar.


3.Ne diyor hadisi şerif te güçleştirmeyiniz kolaylaştırınız nefret ettirmeyiniz müjdeleyiniz . İşi zora koşmanın alemi yok.

CEVAP
(Kolaylaştırın) sözü, dini kurallara aykırı olmadan, ruhsatlardan, izinlerden faydalanın demektir. Yoksa dini kural tanımayın demek değildir. (Dinde zorluk yok, kolaylık var) gibi sözleri art niyetli kimseler, silah olarak kullanıyorlar. Bu sözün doğrusu, (ALLAHü teâlânın bütün emirlerini yapmak kolaydır, zor bir şey emretmedi. Dini kuralların dışına çıkmadan, bazı emirlerde ruhsatlardan istifade edilir) demektir. Yoksa, (Kendimize güç gelen şeyleri, ALLAH affeder. Herkes kolayına geleni yapmalıdır. O, hepsini kabul eder) demek değildir.


4.Bu sebeple mesajınızın amacını anlamış değilim bana öyle geldi ki maliki mezhebinin popüleritesini artırmak. Hal böyle ise de diyecek bişi kalmıyor zaten.

CEVAP
Biz, dolgu, kaplama yapmayınız demiyoruz. Yapdırmış olan kardeslerimizin ibadetlerinin kabul olması için yol gösteriyoruz. Bunlara kolaylık gösteriyoruz.

Hanefi mezhebinde ağzın içini gusülde yıkamak farzdır. İğne ucu kadar kuru yer kalsa gusül sahih olmaz. Bunun için diş dolgusu olanların, gusülde ağzın içini yıkamak farz değil diyen Maliki veya Şafii mezhebine uymaları gerekir. Bizim naklettiğimiz yanlış bile olsa, bunun hiçbir zararı olmaz, üstelik, hak olan başka bir mezhebin şartlarına da uyduğumuz için sevap kazanırız. Zaten her Müslüman, kendi mezhebinin şartlarına uyar, diğer mezhebin şartlarını da gözetmeye çalışırsa, müstehap olur. Eğer Hanefi mezhebinden naklettiğimiz husus doğru ise, inanmayanlar bir ömür boyu cünüp gezer, namazı da sahih olmaz.

[Fazladan birkaç şey yapmakla hem gusülümüz, hem de buna bağlı olan diğer ibadetlerimiz sahih olacaktır.Yukarıda "Maliki mezhebini taklit" başlığı altında yazılanların uzunluğu sizi korkutmasının orada daha çok Hayz ve nifasın durumu ve Maliki taklit eden okuyucunun sualleri'ne uzun yer ayrılmıştır.]
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Malik
mesaj Sep 18 2009, 02:17
İleti #7


Yeni Dost
*

Grup: Üye
İleti: 4
Katılım: 17-September 09
Teşekkür Edilme: 0 *
Katılım: 17-September 09
Nereden: Samsun
Üye No: 1,781
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Dini konularda bilmeden konuşmanın vebali, fetva vermenin mesuliyeti çok büyüktür.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli olanınızdır.) [Darimi]

(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lâl, İbni Asakir]

(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur. Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.)
[Darimi]

(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan korkuyorum.)
[İ.Ahmed]

(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar. Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [Buhari]

(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.)
[Hakim]

(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hakim]

(ALLAHü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.)
[Buhari]

Doğruyu söylememenin, ilmini gizlemenin vebali de çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, ALLAH lanet etsin!) [Deylemi]

(İlmini gizleyene kıyamette ateşten bir gem vurulur.)
[Hakim]

(İlmini
[bildiğini] gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her şey lanet eder.) [Darimi]

(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir. Çünkü ALLAHü teâlâ,
"bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberani]
Go to the top of the page
 
+Quote Post
F a T i H
mesaj Sep 18 2009, 13:20
İleti #8


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



kopyala yapıştır fetvalar vermeye gerek yok malik bi garezin varsa ali fikri yavuz hocanın kitabını basan çile yayınlarına muraccat edebilirsin. Burası fetva verme makamıda değildir. 4 mezhepdeki hükümler değişik olabilir ama eminim sende biliyorsundurki her hükmün bir delili vardır. Azıcık usulu fıkıh okuduysan bu kadar kopyala yapıştır yapmana gerek kalmazdı.

Burada Bir Kitabın İçindekiler Kopyalanmışdır. Ve bu Kitabın ne tür tetkiklerden geçtiği ise kitabın önsöz bölümünde yazıyor , felsefik düşüncelerle insanları zor durumda bırakmayın.
bu bir tavsiye değil uyarıdır.




User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post
SibeVeyh
mesaj Sep 19 2009, 11:59
İleti #9


Ayrıcalıklı Dost
*************

Grup: Admin
İleti: 2,614
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 460 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: nereye
Üye No: 8
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Şimdi ben de senin gibi tek tek cevap yazmak isterdim ama lüzum görmüyorum zaten o kadar çok alıntı yapmışsın ki eğer böyle bir şeye kalkışsam akşama kadar bitiremem . Ama şunu söyleyim fetva verme konusunda o kadar alıntı yapmışsın bi de kendin oku Ali Fikri Yavuz un yazdıklarına mı senin yazdıklarına mı itibar etmemizi bekliyorsun
Geri kalan herşeyi Bycell söylemiş zaten.


User's Signature





Şehadet bir tutku bir özlem bize!

Ölüm bir son değil diriliş bize!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
RuZGaR
mesaj Sep 19 2009, 14:05
İleti #10


Ayrıcalıklı Dost
*************

Grup: Müdür
İleti: 1,196
Katılım: 13-September 08
Teşekkür Edilme: 157 *
Katılım: 13-September 08
Nereden: Yıldızlardan....
Üye No: 232
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



BU MAlik yaşasın google diyenlerden sanırım 15.gif))


User's Signature


Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde...
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde!

Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lâfz-ı bî medlûl;
Yalan râyiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.

Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;
Nazarlardan taşan mânâ ibâdullahı istihkar.

Beyinler ürperir ya Rab, ne korkunç inkılâb olmuş:
Ne din kalmış, ne iman, din harab, iman türab olmuş!

Mefâhir kaynasın gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl...
Bu izmihlâl-i ahlâkî yürürken, kalmaz istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy
Go to the top of the page
 
+Quote Post
hedBlooto
mesaj Jan 29 2012, 11:25
İleti #11


Yeni Dost
*

Grup: Üye
İleti: 1
Katılım: 29-January 12
Teşekkür Edilme: 0 *
Katılım: 29-January 12
Nereden: Cyprus
Üye No: 7,033
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Hi guys check this out:http://www.huffingtonpost.com/2012/01/26/corruption-scandal-vatican_n_1235038.html?1327618055&icid=maing-grid7%7Cmaing6%7Cdl3%7Csec1_lnk2%26pLid%3D130572
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

Collapse

> Benzer Konular

  Başlık Cevaplar Konuyu Başlatan Okunma Son Aktivite
No New Posts Engelliyi yavaş yürüdüğü için bıçakladılar
0 AkHaber 97 22nd March 2011 - 16:50
Gn: AkHaber
No New Posts Engelliler için 2 bin lira peşinatla ev!
0 AkHaber 96 15th January 2011 - 15:13
Gn: AkHaber
No New Posts Engelliler bu okulda doyasıya eğleniyor
0 AkHaber 134 29th December 2010 - 13:55
Gn: AkHaber
No New Posts Engelliye engel olan araba!
0 AkHaber 131 14th December 2010 - 12:36
Gn: AkHaber
No New Posts Engelli personel sınav soruları sızdırılmış!
0 AkHaber 132 6th December 2010 - 18:16
Gn: AkHaber


 


Basit Görünüm Tarih : 9th February 2012 - 05:53



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.