AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
 
Reply to this topicStart new topic
> Birinci Kısım Üçüncü Fasıl
F a T i H
mesaj Jul 25 2009, 14:54
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1130 *
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Birinci Kısm
ÜÇÜNCÜ FASL

Arkadaslarım benden evvel Londraya dönmüs ve nezâretden
yeni emrler almıslardı. Ben de, döndükden sonra,
yeni emrler aldım. Fekat, maalesef ancak altı kisi dönebilmisdik.
Kalan dört kisiden biri, sekreterin anlatdıgına göre,
müslimân olup, Mısrda kalmıs. Fekat, sekreter yine de sevinçliydi.
Çünki, sır vermemis diyordu. Ikincisi, Rusyaya
gidip orada kalmıs. Bu, zâten Rus asıllıydı. Sekreter, bunun
vatanına gitdigi için degil, belki Rusya hesâbına Müstemlekeler
nezâretinde, câsûsluk yapıyordu, vazîfesi bitince
gitdi diye, çok üzülüyordu. Üçüncüsü ise, yine sekreterin
anlatdıgına göre, Bagdâd civârında imare beldesinde
vebâ hastalıgından ölmüs. Dördüncüsünü, nezâret, Yemenin
San’a sehrine kadar ta’kîb etmis, bir seneye kadar
raporları geliyormus. Fekat, dahâ sonra raporlar kesilip,
nâzırlıgın bütün gayretlerine ragmen, bir izine tesâdüf
edilememisdi. Nâzırlık, bu dört adamın gayb olmasını bir
felâket kabûl ediyordu. Zîrâ biz, vazîfeleri büyük, nüfûsu
az bir milletiz. Binâenaleyh, her insan için ince bir hesâb
yaparız.
Sekreter, ilk birkaç raporumdan sonra, dördümüzün
raporlarının tedkîk edilmesi için, bir toplantı yapdı. Arkadaslarım,
vazîfeleriyle alâkalı raporlarını teslîm etdikden
sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden ba’zı kısmlarını
not etdiler. Nâzır, sekreter ve toplantıya katılanların
bir kısmı, çalısmalarımı takdîr etdiler. Fekat, yine de
üçüncü sıradaydım. Birinciligi arkadasım George Belcoude,
ikinciligi ise Henry Franse kazanmısdı.
Türkçe ve Arabî lisânları ile Kur’ân-ı kerîm ve ah-

kâm-ı islâmiyyeyi çok iyi ögrenmisdim. Fekat, nâzırlıga
Osmânlı Devletinin za’îf noktalarını gösterecek bir rapor
hâzırlamagı basaramamısdım. Iki sâat süren toplantıdan
sonra, sekreter bu basarısızlıgımın sebebini sordu. Ben de,
(Asl vazîfem lisân ile Kur’ân ve islâmiyyeti ögrenmekdi.
Bunun hâricindeki islere fazla vakt ayıramadım. Fekat, bu
sefer sizi memnûn edecegim) dedim. Sekreter, (Sübhesiz
sen muvaffak oluyorsun. Fekat, birinci olmanı isterdim)
dedi ve söyle devâm etdi:
(Ey Hempher, gelecek seferki vazîfen ikidir:
1- Müslimânların za’îf noktaları ile, onların vücûdlarına
girip, mafsallarını ayırmamızı saglıyacak noktaları tesbît
etmekdir. Zâten, düsmanı yenmenin yolu da budur.
2- Bu noktaları tesbît edip, dedigimi yapdıgın zemân
[Ya’nî müslimânların arasını açıp, onları birbirine düsürebildigin
zemân] en basarılı ajan olacak ve nâzırlık madalyasını
kazanmıs olacaksın.)
Londrada altı ay kaldım. Amcamın kızı Maria Shvay
ile evlendim. O zemân ben 22, o ise 23 yasındaydı. Maria
Shvay orta zekâlı, normal kültürlü, çok güzel bir kızdı.
Hayâtımın en nes’eli, mes’ûd zemânını, o günlerde, onunla
geçirdim. Hanımım hâmile idi. Yeni müsâfirimizi bekledigimiz
bir sırada, Irâka gitmem için emr geldi.
Oglumun dünyâya gelmesini beklerken, bu emrin gelmesi
beni üzdü. Fekat, vatanıma verdigim ehemmiyyet
ve arkadaslarım arasında birinci olup meshûr olma hevesim,
kocalık ve babalık hislerimin üstündeydi. Bunun
için, hiç tereddüd etmeden, emri kabûl etdim. Hanımım,
isi çocugun tevellüdüne te’cîl etmemi çok istiyordu. Fekat,
sözlerine ehemmiyyet vermedim. Vedâlasdıgımız
gün, ikimiz de agladık. Hanımım, (Benden mektûblarını
kesme! Ben de sana, yeni ve altın gibi kıymetli yuvamızla
alâkalı mektûblar yazacagım) dedi. Bu sözleri,
kalbimde bir fırtına koparmısdı. Az dahâ seferi ibtâl ediyordum.
Fekat, hislerime hâkim olmagı bildim. Onunla

vedâlasdım ve son ta’limâtları almak üzere, nezâret binâsına
gitdim.
Altı ay sonra, kendimi Irâkın Basra sehrinde buldum.
Bu sehr halkının bir kısmı sünnî, bir kısmı da, sî’î idi. Bir
asîretler beldesi olan Basrada, arab, fars ve biraz da hıristiyan
vardı. Hayâtımda ilk def’a, sî’î ve farslarla orada
karsılasdım. Sözü açılmısken, biraz da sî’îlik ve sünnîlikden
bahs edeyim:
Sî’îler, (Muhammed aleyhisselâmın kızı Fâtımanın zevci
ve Muhammed aleyhisselâmın amcasının oglu, Alî bin
Ebî Tâlibe tâbi’ olduklarını söylerler. Muhammed aleyhisselâm,
kendisinden sonra, Alîyi ve onun evlâdı olan onbir
imâmı halîfe ta’yîn etmisdi) derler.
Kanâatime göre, Alînin, Hasen ve Hüseynin hilâfeti
husûsunda sî’îler haklıdırlar. Zîrâ, islâm târîhinden anladıgım
kadarıyla, Alî, halîfe olabilecek mümtaz ve yüksek
sıfatlara sâhib birisiymis. Muhammed aleyhisselâmın, Hasen
ve Hüseyni de halîfe ta’yîn etmesini uzak bulmuyorum.
Fekat sübhelendigim sey, Muhammed aleyhisselâmın,
Hüseynin oglunu ve torunlarından sekizini halîfe
ta’yîn etmesidir. Çünki, Muhammed aleyhisselâm öldügünde,
Hüseyn henüz çocukdu. Bunun sekiz torununun
olacagını nasıl bilmisdir. Sâyed Muhammed aleyhisselâm
gerçekden Peygamber ise, Mesîhin gelecekden haber verdigi
gibi, ALLAHü teâlânın bildirmesiyle gelecegi bilmesi
mümkindir. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın Peygamberligi,
biz hıristiyanlarca sübhelidir.
Müslimânlar: (Muhammed aleyhisselâmın Peygamberliginin
delîli çokdur. Bunlardan biri Kur’ândır) derler.
Kur’ânı okudum, hakîkaten çok yüce bir kitâbdır. Hattâ,
Tevrâtdan ve Incîlden dahâ yüksekdir. Zîrâ, içinde düsturlar,
nizâmlar, ahlâkiyât v.s. vardır.
Muhammed aleyhisselâm gibi, okumamıs, yazmamıs
bir zâtın, böyle yüce bir kitâbı nasıl getirdigine hayret ediyorum.
Çok okumus, seyâhat etmis bir adamın dahî sâ-

hib olamadıgı ahlâk, zekâ ve bir sahsiyete nasıl mâlik olabilmisdi?
Acabâ bunlar, Muhammed aleyhisselâmın Peygamberliginin
delîlleri miydi?
Muhammed aleyhisselâmın Peygamberligi husûsunda
hakîkate varabilmek için, dâimâ inceleme ve arasdırma
yapıyordum. Bir kerre, merâkımı Londrada papazın birine
açdım. Taassub ve inâd ile konusdu. Iknâ edici bir cevâb
da vermedi. Türkiyede bir kaç sefer Ahmed efendiye
sordugum hâlde, ondan da, tatmîn edici bir cevâb alamamısdım.
Su da bir gerçek ki, câsûs oldugum belli olur veyâ
benden sübhelenirler diye, Ahmed efendiye mes’eleyi
açıkca süâl edememisdim.
Ben Muhammed aleyhisselâmı çok takdîr ediyorum.
Sübhesiz O, kitâblarda okudugumuz, ALLAHın Peygamberlerindendir.
Fekat, ben bir hıristiyan olarak, henüz Onun
Peygamberligine îmân etmis degilim. Sübhesiz O, dâhîlerin
çok üstündedir.
Sünnîler ise, (Müslimânlar, Peygamberin vefâtından
sonra, Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Alîyi hilâfete lâyık
görmüslerdir) demekdedirler.
Bu nev’ ihtilâflar, bütün dinlerde bilhâssa hıristiyanlıkda
çokdur. Ömer de, Alî de, vefât etdikleri için, bu münâkasaların
devâmının fâidesi yokdur. Bence, müslimânlar,
akllı iseler, çok eski günleri degil de, bugünü düsünürler [1].

[1] Hilâfet husûsunda konusmak ve inanmak, sî’îligin esâslarındandır.
Sünnîlere göre, bu husûsda konusmak lâzım degildir. Genç ingiliz, din
bilgileri ile dünyâ bilgilerini birbirlerine karısdırmakdadır. Müslimânlar,
onun dedigi gibi, dünyâ bilgilerinde, dâimâ yeniyi, ileriyi bulmuslar,
fende, teknikde, hesâbda, mi’mârîde, tabâbetde, akla ve tecribeye
uymuslar, hep ilerlemislerdir.Hıristiyanlar ise, fende akla uymaga,
ilerlemege günâh demisler, din bilgilerini ise, akllarına göre degisdirmislerdir.
Meshûr Italyan heyetsinâs Galîle, dünyânın döndügünü,
müslimânlardan ögrenerek, söyledigi için, papazlar, onu aforoz etdikleri
gibi, hapse de koydular. Dönmüyor diyerek, tevbe edince, papazların
elinden kurtuldu. Müslimânlar, din, îmân bilgilerinde, akla degil,
yalnız Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere uyarlar. Akl ermiyen bu bilgileri,
hıristiyanlar gibi, degisdirmezler.


Birgün, müstemlekeler nezâretinde sünnî ve sî’î ihtilâfından
söz etdim, (Müslimânlar, hayâtdan bir sey anlasalar,
aralarındaki sî’î-sünnî ihtilâfını kaldırır ve birlesirler)
dedim. Birisi, hemen sözümü keserek: (Senin vazîfen bu
ihtilâfı körüklemekdir. Müslimânların nasıl birlesecegini
düsünmek degildir) dedi.
Sekreter, Irâk seferine çıkmadan önce, bana, (Ey
Hempher, bil ki, ALLAH, Hâbil ve Kâbili yaratdıgından beri,
insanlar arasında tabî’î ihtilâflar vardır. Bu anlasmazlıklar
Mesîh dönünceye kadar devâm edecekdir. Renk,
kabîle, arâzî, millî ve dînî ihtilâflar böyledir.
Bu sefer vazîfen, bu ihtilâfları iyice tanımak ve nâzırlıga
bilgi vermekdir. Müslimânların arasındaki ihtilâfı siddetlendirebilirsen,
Ingiltereye en büyük hizmeti yapmıs
olacaksın.
Biz Ingilizler, refâh ve se’âdet içinde yasamamız için,
bütün dünyâ devletlerinde ve müstemlekelerimizde fitne
ve tefrikalar çıkarmak zorundayız. Osmânlı Devletini de
ancak böyle fitnelerle yıkabiliriz. Böyle olmazsa, sayıca az
bir millet, sayısı çok olan bir millete nasıl hükm edebilir?
Bütün gücünle, za’îf noktaları ara bul ve oradan içeriye gir.
Bilmis ol ki, Osmânlı Devleti ve Îrân, za’îf devrelerini yasıyorlar.
Bunun için, senin vazîfen, halkı, idâre edenlere
karsı ısyâna sevk etmekdir! Târîh, “Bütün inkılâbların,
halkın ayaklanmasından kaynaklandıgını göstermisdir”.
Müslimânların ittihâdları, muhabbetleri bozulup, kuvvetleri
dagılınca, onları râhatça imhâ ederiz) dedi.
__________________
TEVHÎD DÜÂSI
Yâ ALLAH, yâ ALLAH. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.
Yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ afüvvü yâ Kerîm, fa’fü annî verhamnî
yâ erhamerrâhimîn! Teveffenî müslimen ve elhıknî bissâlihîn. ALLAHümmagfirlî
ve li-âbâî ve ümmehâtî ve li âbâ-i ve ümmehât-i
zevcetî ve li-ecdâdî ve ceddâtî ve li-ebnâî ve benâtî ve li-ihvetî ve
ehavâtî ve li-a’mâmî ve ammâtî ve li-ahvâlî ve hâlâtî ve li-üstâzî
Abdülhakîm-i Arvâsî ve li kâffetil mü’minîne vel-mü’minât.
“Rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în.”




User's Signature



Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

Collapse

> Benzer Konular

  Başlık Cevaplar Konuyu Başlatan Okunma Son Aktivite
No New Posts Birinci Cumhuriyet Dersim’dir...
0 AkHaber 54 21st November 2011 - 06:59
Gn: AkHaber
No New Posts Birinci Şamahı Zaferi
0 F a T i H 326 12th September 2009 - 20:39
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Yedinci Fasıl
0 F a T i H 611 5th September 2009 - 16:13
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Altıncı Fasıl
0 F a T i H 631 5th September 2009 - 16:09
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Dördüncü Fasıl
4 F a T i H 1,157 1st September 2009 - 16:00
Gn: hudeybiye


 


Basit Görünüm Tarih : 8th February 2012 - 22:37



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.