Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
Birinci Kısm ÜÇÜNCÜ FASL
Arkadaslarım benden evvel Londraya dönmüs ve nezâretden yeni emrler almıslardı. Ben de, döndükden sonra, yeni emrler aldım. Fekat, maalesef ancak altı kisi dönebilmisdik. Kalan dört kisiden biri, sekreterin anlatdıgına göre, müslimân olup, Mısrda kalmıs. Fekat, sekreter yine de sevinçliydi. Çünki, sır vermemis diyordu. Ikincisi, Rusyaya gidip orada kalmıs. Bu, zâten Rus asıllıydı. Sekreter, bunun vatanına gitdigi için degil, belki Rusya hesâbına Müstemlekeler nezâretinde, câsûsluk yapıyordu, vazîfesi bitince gitdi diye, çok üzülüyordu. Üçüncüsü ise, yine sekreterin anlatdıgına göre, Bagdâd civârında imare beldesinde vebâ hastalıgından ölmüs. Dördüncüsünü, nezâret, Yemenin San’a sehrine kadar ta’kîb etmis, bir seneye kadar raporları geliyormus. Fekat, dahâ sonra raporlar kesilip, nâzırlıgın bütün gayretlerine ragmen, bir izine tesâdüf edilememisdi. Nâzırlık, bu dört adamın gayb olmasını bir felâket kabûl ediyordu. Zîrâ biz, vazîfeleri büyük, nüfûsu az bir milletiz. Binâenaleyh, her insan için ince bir hesâb yaparız. Sekreter, ilk birkaç raporumdan sonra, dördümüzün raporlarının tedkîk edilmesi için, bir toplantı yapdı. Arkadaslarım, vazîfeleriyle alâkalı raporlarını teslîm etdikden sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden ba’zı kısmlarını not etdiler. Nâzır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, çalısmalarımı takdîr etdiler. Fekat, yine de üçüncü sıradaydım. Birinciligi arkadasım George Belcoude, ikinciligi ise Henry Franse kazanmısdı. Türkçe ve Arabî lisânları ile Kur’ân-ı kerîm ve ah-
kâm-ı islâmiyyeyi çok iyi ögrenmisdim. Fekat, nâzırlıga Osmânlı Devletinin za’îf noktalarını gösterecek bir rapor hâzırlamagı basaramamısdım. Iki sâat süren toplantıdan sonra, sekreter bu basarısızlıgımın sebebini sordu. Ben de, (Asl vazîfem lisân ile Kur’ân ve islâmiyyeti ögrenmekdi. Bunun hâricindeki islere fazla vakt ayıramadım. Fekat, bu sefer sizi memnûn edecegim) dedim. Sekreter, (Sübhesiz sen muvaffak oluyorsun. Fekat, birinci olmanı isterdim) dedi ve söyle devâm etdi: (Ey Hempher, gelecek seferki vazîfen ikidir: 1- Müslimânların za’îf noktaları ile, onların vücûdlarına girip, mafsallarını ayırmamızı saglıyacak noktaları tesbît etmekdir. Zâten, düsmanı yenmenin yolu da budur. 2- Bu noktaları tesbît edip, dedigimi yapdıgın zemân [Ya’nî müslimânların arasını açıp, onları birbirine düsürebildigin zemân] en basarılı ajan olacak ve nâzırlık madalyasını kazanmıs olacaksın.) Londrada altı ay kaldım. Amcamın kızı Maria Shvay ile evlendim. O zemân ben 22, o ise 23 yasındaydı. Maria Shvay orta zekâlı, normal kültürlü, çok güzel bir kızdı. Hayâtımın en nes’eli, mes’ûd zemânını, o günlerde, onunla geçirdim. Hanımım hâmile idi. Yeni müsâfirimizi bekledigimiz bir sırada, Irâka gitmem için emr geldi. Oglumun dünyâya gelmesini beklerken, bu emrin gelmesi beni üzdü. Fekat, vatanıma verdigim ehemmiyyet ve arkadaslarım arasında birinci olup meshûr olma hevesim, kocalık ve babalık hislerimin üstündeydi. Bunun için, hiç tereddüd etmeden, emri kabûl etdim. Hanımım, isi çocugun tevellüdüne te’cîl etmemi çok istiyordu. Fekat, sözlerine ehemmiyyet vermedim. Vedâlasdıgımız gün, ikimiz de agladık. Hanımım, (Benden mektûblarını kesme! Ben de sana, yeni ve altın gibi kıymetli yuvamızla alâkalı mektûblar yazacagım) dedi. Bu sözleri, kalbimde bir fırtına koparmısdı. Az dahâ seferi ibtâl ediyordum. Fekat, hislerime hâkim olmagı bildim. Onunla
vedâlasdım ve son ta’limâtları almak üzere, nezâret binâsına gitdim. Altı ay sonra, kendimi Irâkın Basra sehrinde buldum. Bu sehr halkının bir kısmı sünnî, bir kısmı da, sî’î idi. Bir asîretler beldesi olan Basrada, arab, fars ve biraz da hıristiyan vardı. Hayâtımda ilk def’a, sî’î ve farslarla orada karsılasdım. Sözü açılmısken, biraz da sî’îlik ve sünnîlikden bahs edeyim: Sî’îler, (Muhammed aleyhisselâmın kızı Fâtımanın zevci ve Muhammed aleyhisselâmın amcasının oglu, Alî bin Ebî Tâlibe tâbi’ olduklarını söylerler. Muhammed aleyhisselâm, kendisinden sonra, Alîyi ve onun evlâdı olan onbir imâmı halîfe ta’yîn etmisdi) derler. Kanâatime göre, Alînin, Hasen ve Hüseynin hilâfeti husûsunda sî’îler haklıdırlar. Zîrâ, islâm târîhinden anladıgım kadarıyla, Alî, halîfe olabilecek mümtaz ve yüksek sıfatlara sâhib birisiymis. Muhammed aleyhisselâmın, Hasen ve Hüseyni de halîfe ta’yîn etmesini uzak bulmuyorum. Fekat sübhelendigim sey, Muhammed aleyhisselâmın, Hüseynin oglunu ve torunlarından sekizini halîfe ta’yîn etmesidir. Çünki, Muhammed aleyhisselâm öldügünde, Hüseyn henüz çocukdu. Bunun sekiz torununun olacagını nasıl bilmisdir. Sâyed Muhammed aleyhisselâm gerçekden Peygamber ise, Mesîhin gelecekden haber verdigi gibi, ALLAHü teâlânın bildirmesiyle gelecegi bilmesi mümkindir. Fekat, Muhammed aleyhisselâmın Peygamberligi, biz hıristiyanlarca sübhelidir. Müslimânlar: (Muhammed aleyhisselâmın Peygamberliginin delîli çokdur. Bunlardan biri Kur’ândır) derler. Kur’ânı okudum, hakîkaten çok yüce bir kitâbdır. Hattâ, Tevrâtdan ve Incîlden dahâ yüksekdir. Zîrâ, içinde düsturlar, nizâmlar, ahlâkiyât v.s. vardır. Muhammed aleyhisselâm gibi, okumamıs, yazmamıs bir zâtın, böyle yüce bir kitâbı nasıl getirdigine hayret ediyorum. Çok okumus, seyâhat etmis bir adamın dahî sâ-
hib olamadıgı ahlâk, zekâ ve bir sahsiyete nasıl mâlik olabilmisdi? Acabâ bunlar, Muhammed aleyhisselâmın Peygamberliginin delîlleri miydi? Muhammed aleyhisselâmın Peygamberligi husûsunda hakîkate varabilmek için, dâimâ inceleme ve arasdırma yapıyordum. Bir kerre, merâkımı Londrada papazın birine açdım. Taassub ve inâd ile konusdu. Iknâ edici bir cevâb da vermedi. Türkiyede bir kaç sefer Ahmed efendiye sordugum hâlde, ondan da, tatmîn edici bir cevâb alamamısdım. Su da bir gerçek ki, câsûs oldugum belli olur veyâ benden sübhelenirler diye, Ahmed efendiye mes’eleyi açıkca süâl edememisdim. Ben Muhammed aleyhisselâmı çok takdîr ediyorum. Sübhesiz O, kitâblarda okudugumuz, ALLAHın Peygamberlerindendir. Fekat, ben bir hıristiyan olarak, henüz Onun Peygamberligine îmân etmis degilim. Sübhesiz O, dâhîlerin çok üstündedir. Sünnîler ise, (Müslimânlar, Peygamberin vefâtından sonra, Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Alîyi hilâfete lâyık görmüslerdir) demekdedirler. Bu nev’ ihtilâflar, bütün dinlerde bilhâssa hıristiyanlıkda çokdur. Ömer de, Alî de, vefât etdikleri için, bu münâkasaların devâmının fâidesi yokdur. Bence, müslimânlar, akllı iseler, çok eski günleri degil de, bugünü düsünürler [1].
[1] Hilâfet husûsunda konusmak ve inanmak, sî’îligin esâslarındandır. Sünnîlere göre, bu husûsda konusmak lâzım degildir. Genç ingiliz, din bilgileri ile dünyâ bilgilerini birbirlerine karısdırmakdadır. Müslimânlar, onun dedigi gibi, dünyâ bilgilerinde, dâimâ yeniyi, ileriyi bulmuslar, fende, teknikde, hesâbda, mi’mârîde, tabâbetde, akla ve tecribeye uymuslar, hep ilerlemislerdir.Hıristiyanlar ise, fende akla uymaga, ilerlemege günâh demisler, din bilgilerini ise, akllarına göre degisdirmislerdir. Meshûr Italyan heyetsinâs Galîle, dünyânın döndügünü, müslimânlardan ögrenerek, söyledigi için, papazlar, onu aforoz etdikleri gibi, hapse de koydular. Dönmüyor diyerek, tevbe edince, papazların elinden kurtuldu. Müslimânlar, din, îmân bilgilerinde, akla degil, yalnız Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i serîflere uyarlar. Akl ermiyen bu bilgileri, hıristiyanlar gibi, degisdirmezler.
Birgün, müstemlekeler nezâretinde sünnî ve sî’î ihtilâfından söz etdim, (Müslimânlar, hayâtdan bir sey anlasalar, aralarındaki sî’î-sünnî ihtilâfını kaldırır ve birlesirler) dedim. Birisi, hemen sözümü keserek: (Senin vazîfen bu ihtilâfı körüklemekdir. Müslimânların nasıl birlesecegini düsünmek degildir) dedi. Sekreter, Irâk seferine çıkmadan önce, bana, (Ey Hempher, bil ki, ALLAH, Hâbil ve Kâbili yaratdıgından beri, insanlar arasında tabî’î ihtilâflar vardır. Bu anlasmazlıklar Mesîh dönünceye kadar devâm edecekdir. Renk, kabîle, arâzî, millî ve dînî ihtilâflar böyledir. Bu sefer vazîfen, bu ihtilâfları iyice tanımak ve nâzırlıga bilgi vermekdir. Müslimânların arasındaki ihtilâfı siddetlendirebilirsen, Ingiltereye en büyük hizmeti yapmıs olacaksın. Biz Ingilizler, refâh ve se’âdet içinde yasamamız için, bütün dünyâ devletlerinde ve müstemlekelerimizde fitne ve tefrikalar çıkarmak zorundayız. Osmânlı Devletini de ancak böyle fitnelerle yıkabiliriz. Böyle olmazsa, sayıca az bir millet, sayısı çok olan bir millete nasıl hükm edebilir? Bütün gücünle, za’îf noktaları ara bul ve oradan içeriye gir. Bilmis ol ki, Osmânlı Devleti ve Îrân, za’îf devrelerini yasıyorlar. Bunun için, senin vazîfen, halkı, idâre edenlere karsı ısyâna sevk etmekdir! Târîh, “Bütün inkılâbların, halkın ayaklanmasından kaynaklandıgını göstermisdir”. Müslimânların ittihâdları, muhabbetleri bozulup, kuvvetleri dagılınca, onları râhatça imhâ ederiz) dedi. __________________ TEVHÎD DÜÂSI Yâ ALLAH, yâ ALLAH. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah. Yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ afüvvü yâ Kerîm, fa’fü annî verhamnî yâ erhamerrâhimîn! Teveffenî müslimen ve elhıknî bissâlihîn. ALLAHümmagfirlî ve li-âbâî ve ümmehâtî ve li âbâ-i ve ümmehât-i zevcetî ve li-ecdâdî ve ceddâtî ve li-ebnâî ve benâtî ve li-ihvetî ve ehavâtî ve li-a’mâmî ve ammâtî ve li-ahvâlî ve hâlâtî ve li-üstâzî Abdülhakîm-i Arvâsî ve li kâffetil mü’minîne vel-mü’minât. “Rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în.”

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|