Grup: Yönetici
İleti: 5,650
Katılım: 21-June 08
Katılım: 21-June 08
Nereden: İstanbul
Üye No: 3
Ruh Halim 
Cinsiyet 
Taraftar
|
Birinci Kısm BIRINCI FASL
Hempher diyor ki; Büyük Britanyamız çok genisdir. Günes, denizleri üzerinde dogdugu gibi, yine bu denizlerin üzerinde batar. Devletimiz, Hindistân, Çin ve Ortadogudaki sömürgelerinde nisbeten za’îfdir. Bu memleketler, tam ma’nâsı ile idâremizin altında degildir. Fekat, buralarda çok faal ve basarılı bir politika tatbîk ediyoruz. Hepsi elimize geçmek üzeredir. Burada iki sey mühimdir: 1- Elimize geçmis yerleri elimizde tutmaga çalısmak, 2- Elimize geçmemis yerleri ele geçirmege çalısmak. Müstemlekeler [sömürgeler] nâzırlıgı, bu iki vazîfeyi îfâ etmek üzere, bu devletlerin her biri için, birer komisyon teskil etmisdir. Müstemlekeler nâzırlıgında vazîfeye baslayınca, Nâzır bana i’timâd etdi ve Dogu Hindistân sirketinde bir vazîfe verdi. Bu, zâhirde bir ticâret sirketi idi. Fekat asl vazîfesi, Hindistânın büyük ve genis topraklarına hâkim olmanın yollarını arasdırmakdı. Hükûmetimizin, Hindistân için hiç endisesi yokdu. Zîrâ Hindistân, degisik milletlere, ayrı dillere ve zıd çıkarlara sâhib bir ülkeydi. Çinden de pek korkumuz yokdu. Çünki, Çine hâkim olan Budizm ve Konfüçyüs dinlerinin canlanmasından korkulmuyordu. Zîrâ bunlar, hayâtla hiç alâkalanmayan, iki ölü din idi. Binâenaleyh, bu iki ülke halkında vatan sevgisinin olması, çok uzak bir seydi. Bu iki ülke, biz Ingiltere hükûmetini râhatsız etmiyordu. Fekat, ilerde olabilecek hâdiseleri de gözümüzden ırak etmiyorduk. Binâenaleyh, bu ülkelerde tefrika, cehâlet ve fakîrlik, hattâ sârî hastalıkları yaymak için, uzun va’deli plânlar yapıyorduk. Bu iki ülke halkının âdetlerini taklîd ederek, niyyetlerimizi râhatça gizliyebiliyorduk.
Islâm memleketleri son derece râhatımızı bozuyordu. Hepsi de, lehimize olmak üzere, Hasta Adamla [Osmânlı devletini kasd ediyor] bir kaç anlasma yapmısdık. Müstemlekeler nâzırlıgının tecribeli adamları, bu hastanın bir asrdan az bir zemân zarfında can verecegini söylüyorlardı. Ayrıca, Îrân hükûmeti ile de, gizlice bir kaç anlasma yapmıs ve bu iki ülkeye, mason yapdıgımız, devlet adamlarını yerlesdirmisdik. Rüsvet, kötü idâre ve din bilgisi noksan idârecilerin, güzel kadınlarla mesgûl olup, vazîfelerini unutması, bu iki ülkenin belini kırdı. Fekat, bütün bunlara ragmen, su sayacagım sebeblerden dolayı, yapdıklarımızın bekledigimiz netîceyi vermemesinden endîse ediyorduk: 1- Müslimânlar, Islâma son derece baglıdırlar. Her bir müslimân, papaz ve râhiplerin hıristiyânlıga baglılıkları kadar, hattâ dahâ fazla, Islâma baglıdır. Bilindigi gibi, papaz ve râhiplerin canı çıkar da, hıristiyanlıkları çıkmaz. Müslimânların en tehlükelileri de, Îrândaki sî’îlerdir. Çünki onlar, sî’î olmıyanları kâfir ve necs bilirler. Hıristiyanlar, sî’îlerin nazarında, kokmus pislik gibidir. Tabîatiyle, insan bütün gücüyle pisligi atmaya gayret eder. Bir sefer sî’înin birine sunu sordum: (Hıristiyanlara niye böyle bakıyorsunuz?) Aldıgım cevâb suydu: (Islâm Peygamberi, çok hakîm bir zât idi. Kâfirleri böyle ma’nevî bir baskı altına almıs ki, onların dogru yolu bulmasına ve ALLAHın dîni olan Islâma girmesine sebeb olsun. Nitekim devlet de, bir insanı tehlükeli bulunca, onu itâat edinceye kadar, maddî bir baskı altında tutar. Sözünü etdigim necâset, maddî degil, ma’nevî bir baskı olup, hıristiyanlara da hâs degildir, sünnîlere ve bütün kâfirlere sâmildir. Hattâ, bizim eski Îrânlı mecûsîler bile, sî’îlerin nazarında necsdirler.) Ona dedim ki: (Güzel! Sünnîler ve hıristiyanlar da Allaha, Peygamberlere ve kıyâmet gününe inanırlar, niye necs olsunlar?) Cevâben dedi ki: (Iki seyden dolayı
necsdirler: Birincisi, hazret-i Muhammedi hâsâ yalancılıkla ithâm ederler[1]. Biz de, bu çirkin ithâm karsısında (Sana eziyet verene sen de eziyet edebilirsin) sözü mûcibince, onlara (Siz necssiniz) diyoruz. Ikincisi ise, hıristiyanlar, ALLAHın Peygamberlerine kötü isnâdlarda bulunurlar. Meselâ, Îsâ aleyhisselâm içki içerdi, mel’ûn oldugu için çarmıha gerildi, derler.) Ben dehset içinde adama dedim ki: (Hıristiyanlar böyle demezler.) O ise: (Hayır sen bilmiyorsun, (Kitâb-ı mukaddes) de böyle yazılıdır), dedi. Ben susdum, zîrâ adam, ikinci husûsda olmasa bile, birincisinde haklıydı. Münâkasayı uzatmak istemedim. Çünki, islâmî kıyâfetde oldugum hâlde, benden sübhelenebilirlerdi. Bu sebeb ile, dâimâ münâkasalardan uzak duruyordum. 2- Islâmiyyet, bir zemânlar, idâre ve hüküm dîni idi. Müslimânlar da, azîzdi. Bu efendi insanlara, simdi siz kölesiniz demek zordur. Islâm târîhini kötüleyip, müslimânlara, bir zemânlar elde etdiginiz izzet ve i’tibâr, ba’zı sartlar îcâbıydı. O günler gitdi, bir dahâ geri dönmez, dememiz de mümkin degildir. 3- Osmânlı ve Îrânlıların, yapdıklarımızın farkına vararak, plânlarımızı bozup te’sîrsiz hâle getirmelerinden çok endise ediyorduk. Gerçi, bu iki devlet büyük ölçüde za’îflemisdir. Fekat, mal, silâh ve hüküm sâhibi, merkezî bir hü-
[1] Hâlbuki, Peygamberimizi yalancılıkla ithâm edenler, sî’îler ve hıristiyanlardır. Sî’îlerin Kur’ân-ı kerîme ve Peygamberimizin hadîs-i serîflerine uymayan i’tikâdları, sözleri ve çirkin isleri, (Es-Savâık-ul-muhrika) ve (Tuhfe-i isnâ aseriyye) ve (Te’yîd-i ehl-i sünnet) ve (Nâhiye) ve (Eshâb-ı kirâm) ve (Hucec-i kat’ıyye) ve (Milel ve Nihal) gibi Ehl-i sünnet kitâblarında bildirilmis, herbirinin cevâbları verilmisdir. (Savâık) müellifi Ahmed ibni Hacer Mekkî 974 [m. 1566] de Mekkede, (Tuhfe) müellifi Abdül’Azîz 1239 [m. 1824] da Delhîde, (Te’yîd) müellifi imâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî 1034 [m. 1624] de Serhend-i serîfde, (Nâhiye) müellifi Abdül’Azîz Ferhârevî 1239 [m. 1824] da, (Eshâb-ı kirâm) müellifi Abdülhakîm Arvâsî 1362 [m. 1943] de Ankarada, (Hucec) müellifi Abdüllah Süveydî 1174 [m. 1760] de Bagdâdda, (Milel) müellifi Muhammed Sihristânî 548 [m. 1154] de Bagdâdda vefât etmislerdir.
kûmetin olusu, bizim emîn olmamıza mâni’ oluyordu. 4- Islâm âlimlerinden son derece râhatsızdık. Çünki, Istanbul ve El-ezher âlimleri, Irâk âlimleri, Sâm âlimleri, emellerimizin önünde asılmaz engellerdi. Zîrâ onlar, dünyânın geçici zevk ve zînetlerine karsı, Kur’ân-ı kerîmin va’d etdigi Cennete girmege hâzırlanan ve kendi prensiplerinden kıl kadar ta’vîz vermiyen kisilerdi. Halk onlara tâbi’ oluyor, Sultân bile onlardan korkuyordu. Sünnîler, sî’îler kadar âlimlere baglı degildi. Zîrâ, sî’îler kitâb okumuyor, sâdece âlimleri tanıyor, Sultâna gereken ihtimâmı göstermiyorlardı. Sünnîler ise, çok kitâb okuyor, âlimleri ve Sultânı tutuyorlardı. Bu hâl karsısında, bir çok toplantılar yapdık. Fekat, maalesef, her seferinde önümüzde yolun kapalı oldugunu gördük. Câsûslarımızdan gelen raporlar, hep hayâl kırıcı, konferansların sonuçları da sıfır idi. Lâkin, yine de ümmidsizlige kapılmıyorduk. Çünki, biz, derin nefes almagı ve sabr etmegi âdet edinmisizdir. Bir toplantımıza, Nâzırın kendisi, en büyük papazlar ve bir kaç da mütehassıs [uzman] katılmısdı. Yirmi kisiydik. Üç sâatden fazla süren bu toplantıda, hiçbir netîceye varılamadı. Fekat, bir papaz söyle dedi: (Râhatsız olmayın! Çünki, hıristiyanlık, ancak üçyüz sene zulm çekdikden sonra yayıldı. Umulur ki Mesîh, gayb âleminden bize nazar edip, üçyüz sene sonra da olsa, kâfirleri [Müslimânları kasdediyor] merkezlerinden çıkarmagı nasîb eder. Biz kuvvetli bir îmân ve uzun bir sabrla silâhlanmalıyız! Hükmü elimize geçirebilmek için, bütün vâsıtaları elde edip, bütün yolları denemeliyiz. Hıristiyanlıgı, Muhammedîlerin arasında yaymaga çalısmalıyız. Asrlar sonra da, netîceye varabilirsek, çok iyidir. Zîrâ, babalar çocukları için çalısırlar.) Müstemlekeler nâzırlıgında, Ingilterenin yanısıra, Fransa ve Rusyadan da, diplomat ve din adamlarının katıldıgı bir konferans yapıldı. Çok sanslıydım. Nâzır
ile aramız iyi oldugu için, ben de katılmısdım. Konferansda, müslimânları parçalayıp, Ispanya gibi, dinlerinden çıkararak îmâna getirmenin [Hıristiyanlasdırmanın] hesâbları yapıldı. Fekat, varılan netîceler istenildigi gibi degildi. Ben, o konferansdaki bütün konusmaları (Ilâ meleküt-il- Mesîh) ismli kitâbımda yazdım. Derinlere kök salmıs büyük bir agacı, kurutup, söküp atmak zordur. Fekat, biz zorlukları kolaylasdırıp, yenmeliyiz. Hıristiyanlık, yayılmak için gelmisdir. Bunu, Mesîh efendimiz bize va’d etmisdir. Muhammede, dogu ve batı âleminin içinde bulundugu kötü sartlar yardımcı olmusdur. O kötü sartlar gidince, berâberindeki belâları da [Islâmı kasdediyor] ******ürdü. Bugün memnûniyyet ile durumun temâmen degisdigini müsâhede ediyoruz. Nezâretimizin ve diger hıristiyan hükûmetlerin büyük gayret ve çalısmaları netîcesinde, müslimânlar gerilemege basladı. Hıristiyanlar ise, kuvvetleniyorlar. Uzun asrlar boyunca gayb edilen yerleri alma zemânı geldi. Islâmiyyeti imhâ etmege, Büyük Britanya devleti öncülük etmekdedir. __________________ Imâm-ı Rabbânî hazretleri (Mektûbât) kitâbının 1.ci cild, 275.ci mektûbunda buyuruyor ki: Sizin bu ni’mete kavusmanız, islâmiyyet bilgilerini ögretmekle ve fıkh hükmlerini yaymakla olmusdur. Oralara cehâlet yerlesmisdi ve bid’atler yayılmısdı. ALLAHü teâlâ, sevdiklerinin sevgisini size ihsân etdi. Islâmiyyeti yaymaga sizi vesîle eyledi. Öyle ise, din bilgilerini ögretmege ve fıkh ahkâmını yaymaga elinizden geldigi kadar çalısınız. Bu ikisi bütün se’âdetlerin bası, yükselmenin vâsıtası ve kurtulusun sebebidir. Çok ugrasınız! Din adamı olarak ortaya çıkınız! Oradakilere emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, dogru yolu gösteriniz! Müzzemmil sûresinin ondokuzuncu âyetinde meâlen, (Rabbinin rızâsına kavusmak istiyen için, bu elbette bir nasîhatdir) buyuruldu.
Kimseye etmem sikâyet, aglarım ben hâlime,Titrerim mücrim gibi, bakdıkca istikbâlime.Kitabı Pdf şeklindede indiredebilirsiniz.İçeriği Görebilmek için ücretsiz ÜYE OLUN veya Üye iseniz GİRİŞ YAPIN

Gücümüzden Şüphe Edersek, Şüphelerimize Güç Vermiş Oluruz
|