AkabeForuM
Özel Arama

Hoşgeldiniz ( Giriş | Kayıt Ol )

Digg this topic · Save to del.icio.us · Slashdot It · Post to Technorati · Post to Furl · Submit to Reddit · Share on Facebook · Fark It · Googlize This Post · Add to ma.gnolia · Tag to Wink · Add to MyWeb · Add to Netscape
 
Reply to this topicStart new topic
> Birinci Kısım Altıncı Fasıl
F a T i H
mesaj Sep 5 2009, 16:09
İleti #1


II. Mehmet
*************

Grup: Yönetici
İleti: 5,594
Katılım: 21-June 08
Teşekkür Edilme: 1068 *
Katılım: 21-June 08
Üye No: 3
Ruh Halim
Cinsiyet
Taraftar



Birinci Kısm
ALTINCI FASL

Bir müddet Bagdâdda kaldım. Sonra, Londraya dönmek
için emr geldi. Ben de döndüm. Londrada sekreter
ve ba’zı nezâret mensûbları ile görüsdüm. Onlara uzun seferimde
yapdıklarımı ve müsâhedelerimi anlatdım. Irâkla
alâkalı ma’lûmâtlarıma çok sevindiler ve memnûniyyetlerini
bildirdiler. Dahâ önce gönderdigim raporu da görmüslerdi.
Safiyye de, benim raporuma mutâbık bir rapor
yollamıs. Yine ögrendim ki, her seferimde, nâzırlıgın
adamları, beni ta’kîb etmisler. Onlar da, gönderdigim raporlara
ve sekretere anlatdıklarıma mutâbık raporlar vermisler.
Sekreter, Nâzır ile görüsmem için bana vakt verdi. Nâzırı
makâmında ziyâret etdigimde, beni Istanbuldan döndügüm
seferden farklı bir seklde karsıladı. Kalbinde, müstesnâ
bir yer isgâl etmis oldugumu anladım.
Nâzır, Necdli Muhammedi elde etdigime çok memnun
oldu. (O, nâzırlıgımızın aradıgı bir silâh idi. Ona her nev’
sözü ver. Bütün mesâ’in, sâdece onu elde etmek için olsa
dahî deger) dedi.
Ben de: (Necdli Muhammed için çok endîseli idim. Zîrâ
fikrinden dönmüs olabilir) dedim. (Kalbin râhat olsun.
Ondan ayrıldıgında sâhib oldugu fikrlerden dönmemisdir
ve Isfahanda nâzırlıgımızın câsûsları, onunla görüsmüsler,
nâzırlıga onun bozulmadıgını haber vermislerdir)
dedi. Kendi kendime dedim ki: (Necdli Muhammed nasıl
sırlarını baskasına anlatabilir)? Bunu nâzıra sormaga
cesâret edemedim. Fekat, sonra Necdli Muhammed ile
görüsdügümde anladım ki, Isfahanda Abdülkerîm isminde
bir adam onunla görüsmüs ve (Ben Seyh Mu-

hammedin [Beni kast ediyor] kardesiyim. Sizin hakkınızda
ne biliyorsa hepsini bana söyledi) diyerek, Necdli Muhammedi
aldatmıs ve onun sırlarını ögrenmis.
Necdli Muhammed bana: (Safiyye benimle Isfahana
geldi ve iki ay dahâ, onunla müt’a nikâhı ile yasadık. Abdülkerîm
de, benimle Sîrâza geldi ve Safiyyeden dahâ güzel
ve dahâ câzib Âsiye isminde bir kadın dahâ buldu. O
kadınla da müt’a nikâhı ile, hayâtımın en nes’eli dakîkalarını
geçirdim) dedi.
Dahâ sonra ögrendim ki, Abdülkerîm, Isfahan havâlîsinden
Celfa’da oturan, nâzırlıgın hıristiyan bir ajanıdır.
Âsiye ise, Sîrâz yehûdîlerinden olup, nâzırlıgın baska bir
ajanıdır. Dördümüz, Necdli Muhammedi ileride kendisinden
bekleneni en güzel bir seklde yapabilecek sûretde yetisdirdik.
Ben, hâdiseleri Nâzıra, sekreter ve tanımadıgım iki Nezâret
mensûbunun huzûrunda anlatınca, Nâzır bana: (Sen
nâzırlıgın en büyük madalyasını hak etdin. Zîrâ sen, nâzırlıgın
en mühim ajanları arasında birincisin. Sekreter sana,
vazîfende yardımcı olacak bazı devlet sırları söyleyecek)
dedi.
Sonra, âilemle görüsmek için, bana on günlük izn verdiler.
Ben de, dogru evime gitdim. Bana çok benziyen oglumla
en tatlı dakîkalar geçirdim. Oglum ba’zı kelimeleri
konusuyordu ve o kadar güzel bir yürüyüsü vardı ki, o yürürken,
sanki benim vücûdümden bir parça yürüyor gibiydi.
Bu on günlük iznim çok sevinçli ve nes’eli geçdi. Sevincimden
sanki uçacakdım. Vatanıma ve âileme kavusmakdan,
büyük bir haz duydum. Bu on günlük izn içinde, beni
çok seven ihtiyâr halamı da ziyâret etdim. Halamı ziyâret
etmem çok iyi oldu. Zîrâ, ben üçüncü sefere çıkdıkdan
sonra, hayâta veda’ etmisdi. Onun vefâtına çok üzülmüsdüm.
Bu on günlük izn, bir sâat gibi çabuk geçdi. Böyle,
nes’eli günler, bir sâat gibi geçdigi hâlde, elemli günler in-

sana asrlar gibi geliyor. Necefdeki hastalık günlerimi hâtırladım.
O kederli günler, bana seneler gibi gelmisdi.
Nâzırlıga, yeni emrleri almak için gitdigimde, karsımda,
güleryüzü ve uzun boyu ile sekreteri gördüm. O kadar
sıcak elimi sıkdı ki, bundan, bana olan sevgisi zâhir oluyordu.
Bana: (Nâzırımızın ve müstemlekelerle vazîfeli hey’etin
emri ile, sana çok mühim iki devlet sırrı söyleyecegim.
Ilerde, bu iki sırdan çok istifâden olacakdır. Bu iki sırrı,
kendilerine tam i’timâd edilen, birkaç kisiden baska kimse
bilmez) dedi.
Elimden tutarak, Nâzırlıgın bir odasına ******ürdü. Bu
odada çok câzib bir seyle karsılasdım: Yuvarlak bir masanın
etrâfında (10) adam oturuyordu. Onların birincisi, Osmânlı
pâdisâhının kıyâfetinde idi. Türkçe ve ingilizce biliyordu.
Ikincisi, Istanbuldaki Seyhul-islâmın kıyâfetinde
idi. Üçüncüsü, Îrân Sâhının kıyâfetinde idi. Dördüncüsü,
Îrân serâyındaki vezîrin kıyâfetinde idi. Besincisi, sî’îlerin
tâbi’ oldugu Necefdeki en büyük âlimin kıyâfetinde idi.
Bu son üç kisi, farsça ve ingilizce biliyorlardı. Bu adamların
her birisinin yanında, onların söylediklerini yazmak
için, birer kâtib bulunuyordu. Bu kâtibler aynı zemânda,
bu adamlara, câsûsların Istanbul, Îrân ve Necefdeki, onların
aslları olan bes kisi hakkında topladıkları ma’lûmâtı
bildiriyorlardı.
Sekreter: (Bu bes kisi, oralardaki bes kisiyi temsîl ederler.
Onların ne düsündüklerini anlamak için, aslları gibi
yetisdirdik. Biz Istanbul, Tahran ve Necefdekilerle alâkalı
elimize geçen bilgileri, bunlara bildiriyoruz. Bunlar da,
kendilerini oradakilerin yerinde kabûl eder. Biz onlara
soruyoruz, onlar da bize cevâblandırıyor. Bizim tesbîtimize
göre, buradakilerin cevâbları, oradakilerin cevâblarına
yüzde yetmis mutâbıkdır.
Istersen, tecribe mâhiyyetinde bir seyler sorabilirsin.
Nasılsa, dahâ önce Necef âlimi ile görüsmüsdün) dedi.

Ben de peki dedim. Zîrâ, dahâ önce, Necefdeki sî’anın en
büyük âlimi ile görüsmüs ve ona ba’zı husûslar sormusdum.
Iste, onun benzerinin yanına yaklasdım ve dedim ki:
(Hocam, sünnî ve mütaassıb oldugu için, hükûmete harb
açmamız câiz olur mu?) Biraz düsündükden sonra, (Hayır,
sünnî oldugu için hükûmete harb açmamız câiz degildir.
Zîrâ, bütün müslimânlar kardesdirler. Ancak onlar,
ümmete zulm ve iskence yaparlarsa harb açabiliriz. Biz
onu yaparken, emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil-münker
sartlarına uygun olarak hareket ederiz. Zulmü bırakdıkları
zemân, elimizi onlardan çekeriz) dedi.
Ben, (Hocam, yehûdî ve hıristiyanların necs olmaları
ile alâkalı görüsünüzü alabilir miyim?) dedim. (Evet onlar
necsdirler. Onlardan uzak durmak lâzımdır) dedi. (Niçin)
dedim. Cevâben, (Bu, hakârete karsı misillemede
bulunmakdır. Zîrâ onlar, bizi kâfir bilirler ve Peygamberimiz
Muhammed aleyhisselâmı tekzîb ederler. Biz de,
buna karsı misillemede bulunuyoruz) dedi. Ona dedim
ki: (Hocam, temizlik îmândandır degil mi? Öyleyse niçin,
(Sahn-ı serîf) [Hazret-i Alînin türbesinin etrâfı], cadde ve
sokaklar temiz degildir? Hattâ, ilm medreseleri bile, temiz
sayılmaz). Cevâben: (Evet, hakîkaten temizlik îmândandır.
Fekat ne yapalım, sî’îler, temizlige ehemmiyyet
vermeyince, böyle olur) dedi.
Nâzırlıkdaki bu adamın cevâbları, Necefdeki sî’î âliminin
cevâblarına tıpa tıp mutâbık idi. Bu adamın Necefdeki
âlime bu kadar uygunlugu, beni hayretler içinde bırakdı.
Bir de üstelik bu adam farsça biliyordu.
Sekreter: (Sâyed sen diger dört kisinin aslları ile de görüsmüs
olsaydın, simdi onlarla da görüsebilir ve onların
da asllarına ne kadar mutâbık oldugunu görebilirdin) dedi.
Ben dedim ki: (Seyh-ul-islâmın da nasıl düsündügünü
biliyorum. Çünki, benim Istanbuldaki hocam Ahmed
efendi, Seyh-ul-islâmı bana iyice anlatmısdı.) Sekreter:
(O zemân buyur, onun da nümûnesi ile görüsebilirsin)
dedi.

Seyh-ul-islâmın benzerinin yanına yaklasdım ve ona
dedim ki: (Halîfeye itâ’at etmek farz mıdır?), (Evet vâcibdir.
Allaha ve Peygambere itâ’at etmek farz oldugu
gibi, bu da vâcibdir) dedi. (Bunun delîli nedir?) dedim.
Cevâben dedi ki: (Cenâb-ı ALLAHın bu âyetini duymadın
mı? (Allaha, Onun Peygamberine ve sizden olan ülül
emre itâ’at ediniz)[1].) Ben, (ALLAH bize, askerine Medîneyi
yagmalamayı halâl eden ve Peygamberimizin torunu
Hüseyni öldüren halîfe Yezîde ve içki içen Velîde itâ’at
etmegi emr eder öyle mi?) dedim. Cevâbı suydu: (Oglum,
Yezîd ALLAH tarafından Emîr-ül-mü’minîn idi. Hüseyni
öldürmegi emr etmedi. Sen, sî’îlerin yalanlarına
inanma! Kitâbları iyi oku! Hatâ yapdı. Sonra tevbe de etdi.
Medîne-i münevvereyi yagmalamayı halâl edisinde
isâbet etmisdir. Çünki, Medîne halkı azıp bâgî olmus ve
itâ’ati bırakmısdı. Velîde gelince, evet o fâsık idi. Halîfenin
yapdıklarını taklîd degil, islâmiyyete uygun olan
emrlerine itâ’at etmek vâcibdir.) Bunları hocam Ahmed
efendiye de, dahâ önce sormus ve az bir fark ile aynı cevâbları
almısdım.
Sonra, sekretere dedim ki, (Bu benzer kimseleri hâzırlamanın
hikmeti nedir?) Bana: (Biz bu üsûl ile sultânın ve sî’î
olsun, sünnî olsun, müslimân âlimlerinin düsünce kâbiliyyetlerini
ögreniyoruz. Siyâsî ve dînî mevzû’larda, onlar ile
mücâdele etmemize yardımcı tedbîrler bulmaga çalısıyoruz.
Meselâ, düsman askerlerinin hangi tarafdan gelecegini
bilirsen, ona göre hâzırlanır ve askerlerini uygun yerlere
yerlesdirirsin ve onu perîsân edersin. Fekat, onun ne tarafdan
saldıracagını bilmezsen, askerlerini her tarafa gelisigüzel
dagıtır ve maglûb olursun. Aynen öyle, müslimânların,
dinlerinin ve mezheblerinin hak olduguna dâir getirecekleri
delîlleri bilirsen, onların delîllerini çürütebilecek karsı
delîller hâzırlaman mümkin olur ve o karsı delîllerle onların
akîdelerini sarsabilirsin) dedi.
_______________________
[1] Nisâ sûresi, âyet: 59

Sonra, adı geçen temsîlî bes adamın askerlik, mâliye,
meârif ve dînî sahâlarla alâkalı aralarında geçen mütâle’a
ve plânların netîcelerini ihtivâ eden, bin sahîfelik bir kitâb
verdi. (Okudukdan sonra getirirsin) dedi. Ben de, kitâbı
alıp eve ******ürdüm. Üç haftalık ta’tîlim içinde, basdan sona
kadar dikkat ile mütâle’a etdim.
Kitâb, çok hayret edilecek cinsdendi. Zîrâ, ihtivâ etdigi
mühim cevâblar ve ince mütâle’aları sahih gibiydi. Kanâatimce,
temsîlî bes adamın cevâbları da, asllarının cevâblarına
yüzde yetmisden fazla mutâbık idi. Zâten sekreter
de, dahâ önce, cevâbların yüzde yetmis nisbetinde isâbetli
oldugunu söylemisdi.
Bu kitâbı okudukdan sonra, devletime olan i’timâdım
biraz dahâ artdı ve Osmânlı Imperatorlugunun bir asrdan
dahâ az bir zemân içinde yıkılması plânlarının hâzırlandıgını
yakînen anladım. Sekreter, bana dedi ki: (Buna benzer
diger odalarda, su anda sömürdügümüz veyâ sömürmeyi
plânladıgımız devletler için de, böyle masalar vardır.)
Sekretere, (Bu kadar titiz ve muktedir adamları nerden
buluyorsunuz?) dedim. Cevâben: (Bütün dünyâ ülkelerindeki
ajanlarımız, devâmlı bize ma’lûmât veriyorlar.
Gördügün bu temsîller, islerinde mütehassısdırlar. Tabîîdir
ki, sen falanca adamın bildigi bütün özel bilgilerle donatılırsan,
onun gibi düsünebilir ve onun verdigi hükmleri
verebilirsin. Zîrâ, artık sen, onun nümûnesi mesâbesindesin)
dedi.
Sekreter, sözüne devâm ederek, (Bu, Nezâretimizin sana
söylememi emr etdigi birinci sır idi.
Ikinci sırrı da bir ay sonra, bin sahîfelik kitâbı iâde etdiginde
söyliyecegim) dedi.
Ben kitâbı, kısm kısm basdan sonuna kadar i’tinâ ile
okudum. Bu sâyede, Muhammedîlerle alâkalı ma’lûmâtım
artdı. Onların nasıl düsündügünü, onların za’îf noktalarını,
kuvvetli noktalarını, ayrıca, kuvvetli noktaları-

nı za’îf nokta hâline getirmenin üsûllerini iyice ögrenmis
oldum.
Kitâbın kayd etdigi, müslimânların za’îf noktaları sunlardır:
1- Sünnî-sî’î ihtilâfı, Pâdisâh ve halk ihtilâfı[1], TürkÎrân
ihtilâfı, asîretler ihtilâfı, âlimler ile devlet arasındaki
ihtilâf[2].
2- Çok az bir istisnâ ile, müslimânlar câhildirler[3].
3- Ma’neviyyatsızlık, bilgisizlik ve su’ûrsuzluk[4].
4- Temâmen dünyâyı bırakıp, sâdece âhiret ile mesgûl
olmaları[5].
5- Hükümdârların diktatör ve zâlim olmaları[6].

_______________________
[1] Bu söz çok yanlısdır. Pâdisâha itâ’at etmek farz oldugunu yukarıda
kendi de yazmısdır.
[2] Bu da iftirâdır. Osmânlı devletinin âlimlere verdigi kıymet ve i’tibâr,
Osmân gâzînin vasiyyetnâmesinde uzun yazılıdır. Bütün pâdisâhlar,
âlimlere en yüksek mevkı’leri vermislerdir. Mevlânâ Hâlid-i Bagdâdîyi,
hasedcileri, ikinci Mahmûd hâna sikâyet ve i’dâmını taleb etdikleri
zemân, (âlimlerden devlete zarar gelmez) dedigi ve talebi red etdigi
meshûrdur. Osmânlı sultânları, âlimlere ev, erzak ve bol maâs verirlerdi.
[3] Binlerce Osmânlı âliminin, din, ahlâk, îmân ve fen üzerindeki kitâbları,
dünyâca bilinmekdedir. En câhil sanılan köylüler, dinlerini ve ibâdetlerini
ve san’atlarını iyi bilirlerdi. Bütün köylerde câmi’ler, mektebler,
medreseler vardı. Buralarda, okuma, yazma, din ve dünyâ ilmleri
ögretilirdi. Köylü kadınlar, Kur’ân-ı kerîm okurlardı. Köylerde yetisdirilen
âlimler ve Evliyâ pek çokdu.
[4] Osmânlı müslimânlarının ma’neviyyâtı çok kuvvetli idi. Millet, sehîdlik
derecesine kavusmak için, cihâda kosardı. Her nemâzdan sonra ve
Cum’a hutbelerinde, din adamları halîfelere, devlete düâ eder, herkes
âmîn derdi. Hıristiyan köylüleri okuma yazma bilmez, dinden, dünyâ
bilgilerinden habersiz, papazların yalanlarını, efsânelerini din sanırlar.
Su’ûrsuz, hayvan sürüsü gibidirler.
[5] Islâmiyyet, hıristiyanlıkda oldugu gibi, din ile dünyâyı ayırmamısdır.
Dünyâ isleri ile mesgûl olmak da ibâdetdir. Peygamberimiz: (Hiç ölmiyecek
gibi dünyâ için, yarın ölecekmis gibi de, âhiret için çalısınız!) buyurdu.
Hâlbuki, Incîlde, dünyâ için çalısmak men’ edilmekdedir.
[6] Hükümdârlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi tatbîk etmek için baskı yaparlardı.
Avrupadaki krallar gibi zulm yapmazlardı.

6- Yollar emniyyetsiz, nakliyyât ve seyâhatin kesik olusu[
1].
7- Her sene onbinlerce kisiyi ölüme ******üren veba, kolera
gibi hastalıklara karsı tedbirsizlik ve saglıga önem
vermemeleri[2].
8- Sehrlerin virâneligi ve su sebekelerinin yoklugu[3].
9- Idârenin âsîlere, bâgîlere karsı âciz olusu, ölçüsüzlük
ve o kadar övündükleri Kur’ânın kanûnlarını yok denebilecek
kadar az tatbîk etmeleri[4].
10- Ekonomik çöküntü, fakîrlik ve geri kalmıslık.
11- Nizâmî bir ordunun olmayısı, silâhsızlık ve silâhların
klâsik ve çürük olusu[5].
12- Kadın haklarının çignenmesi [6].
13- Çevre saglıgının ve temizligin yoklugu[7].
Kitâb, (Müslimânların za’îf noktaları) olarak, zikr etdigi
yukarıdaki maddelerden sonra, müslimânları, dinleri
olan Islâmiyyetin maddî ve ma’nevî üstünlügünden
____________________
[1] Yollar o kadar emniyyetli idi ki, Bosnadan kalkan bir müslimân, Mekkeye
kadar râhat ve parasız gider, yolda, köylerde, yir, içer, geceler,
hediyyeler alırdı.
[2] Her yerde hastahâneler, sifâhâneler vardı. Napolyonu bile Osmânlılar
tedâvi etdi. Bütün müslimânlar, (Îmânı olan, temiz olur) hadîs-i serîfine
uyarlar.
[3] Bu iftirâlara cevâb vermege bile degmez. Delhî sultânı, Fîrûz sâh 790
[m. 1388] de vefât etdi. Bunun yapdırdıgı 240 kilometrelik, genis su yolunun
suladıgı bahçeler, bostanlar, Ingiliz isgâli zemânında çöl hâline
geldi. Osmânlı mi’mârîsinin, bakıyyeleri bile, simdi turistlerin gözünü
kamasdırmakdadır.
[4] Osmânlıları, fransız krallarının pisliklerini Sen nehrine döken generallerin
madalya almaları gibi sanıyorlar.
[5] 726 [m. 1326] senesinde tahta çıkan Orhan gâzînin kurdugu nizâmî orduyu
ve Yıldırım Bâyezîd hânın 799 [m. 1399] da Nigboluda büyük
haçlı ordusunu maglûb eden mükemmel ordusunu bilmiyor mu?
[6] Ingilizlerin ticâretden, san’atdan, silâhdan ve kadın haklarından haberleri
yok iken, Osmânlılarda bunların a’lâsı vardı. Isveç ve Fransız krallarının
Osmânlılardan yardım istediklerini de inkâr edebilirler mi?
[7] Sokaklar tertemizdi. Hattâ, tükrükleri temizlemek için bile vazîfeliler
vardı.

câhil bırakmanın lâzım oldugunu tavsiye ediyordu. Ayrıca,
islâmiyyet hakkında, su bilgilere de yer veriyordu:
1- Islâm, birlik ve berâberligi emr edip, tefrikayı yasaklıyor.
Kur’ânda, (Topyekün ALLAHın ipine sarılın)[1] deniliyor.
2- Islâm su’ûrlanmagı ve bilgi edinmegi emr ediyor.
Kur’ânda, (Yeryüzünde dolasın)[2] deniliyor.
3- Islâm, ilm ögrenmegi emr ediyor. Bir hadîsde, (Ilm ögrenmek,
her erkek ve kadın müslimâna farzdır) deniliyor.
4- Islâm, dünyâ için çalısmagı emr ediyor. Kur’ânda,
(Onlardan ba’zıları, Ey Rabbimiz bize dünyâda da âhiretde
de güzeli nasîb eyle)[3] deniliyor.
5- Islâm, istisâreyi emr ediyor. Kur’ânda, (Onların isleri,
aralarında müsâvere iledir)[4] deniliyor.
6- Islâm, yol yapmagı emr ediyor. Kur’ânda, (Yeryüzünde
yürüyün)[5] deniliyor.
7- Islâm, müslimânlara sıhhatlarını korumalarını emr
ediyor. Bir hadîsde, (Ilm dörtdür: 1) Dînin muhâfazası
için fıkh ilmi, 2) Sıhhatin korunması için tıb ilmi, 3) Lisânın
muhâfazası için sarf ve nahv ilmi, 4) Vaktlerin bilinmesi
için astronomi ilmi) deniliyor.
8- Islâm, i’mârı emr ediyor. Kur’ânda, (ALLAH yeryüzündeki
her seyi sizin için yaratmısdır)[6] deniliyor.
9- Islâm, nizâmı emr ediyor. Kur’ânda, (Her sey hesâblı,
nizâmlıdır) deniliyor[7].
10- Islâm, ekonomide kuvvetli olmagı emr ediyor. Bir
hadîsde, (Hiç ölmeyecekmis gibi dünyân için, yarın öle-
______________
[1] Âl-i Imrân sûresi, âyet: 103
[2] Âl-i Imrân sûresi, âyet: 137
[3] Bekara sûresi, âyet: 201
[4] Sûrâ sûresi, âyet: 38
[5] Mülk sûresi, âyet: 15
[6] Bekara sûresi, âyet: 29
[7] Hicr sûresi, âyet: 19


cekmis gibi de, âhiretin için çalıs) deniliyor.
11- Islâm, çok kuvvetli silâhlarla mücehhez bir ordu
kurmayı emr ediyor. Kur’ânda, (Onlara karsı gücünüzün
yetdigi kadar kuvvet hâzırlayın)[1] deniliyor.
12- Islâm, kadınların haklarına ri’âyeti ve ona kıymet
vermegi emr ediyor. Kur’ânda, (Erkeklerin mesrû’ sûretde
kadınlar üzerinde (hakları) oldugu gibi, kadınların da,
onların üzerinde (hakları) vardır)[2] deniliyor.
13- Islâm, temizligi emr ediyor. Bir hadîsde, (Temizlik
îmândandır) deniliyor.
Kitâbın, bozulmasını, yok edilmesini emr etdigi kuvvet
noktaları da sunlardır:
1- Islâm, ırk, dil, örf, âdet ve milliyetçilik teassubunu
ortadan kaldırmısdır.
2- Fâiz, ihtikâr, zinâ, içki ve domuz eti yasakdır.
3- Müslimânlar, sımsıkı bir seklde âlimlerine baglıdırlar.
4- Sünnî müslimânlar Halîfeyi Peygamberin vekîli olarak
kabûl eder. Allaha ve Peygambere gösterilmesi lâzım
olan hurmeti, ona da göstermenin farz olduguna inanırlar.
5- Cihâd farzdır.
6- Sî’î müslimânlara göre, gayr-ı müslim olan bütün insanlar
ve sünnî müslimânlar necsdirler.
7- Bütün müslimânlar, Islâmın biricik hak din olduguna
îmân ederler.
8- Müslimânların çogu, yehûdî ve hıristiyanların Arab
yarımadasından çıkarılmasının farz olduguna inanırlar.
9- Ibâdetlerini, meselâ (nemâzı, orucu, haccı...) çok güzel
bir seklde edâ ederler.
10- Sî’î müslimânlar, Islâm memleketlerinde kiliselerin
insâsının harâm olduguna inanırlar.
___________
[1] Enfâl sûresi, âyet: 60
[2] Bekara sûresi, âyet: 228

11- Müslimânlar, Islâm akîdesine sımsıkı baglıdırlar.
12- Sî’î müslimânlar, (Humüs)ün ya’nî ganîmetin besde
birinin âlimlere verilmesini farz bilirler.
13- Müslimânlar, çocuklarını öyle büyütüyorlar ki, ecdâdlarının
yolundan ayrılmaları mümkin degildir.
14- Müslimân kadınlar, o kadar güzel örtünüyorlar ki,
onlara fesâdın bulasması kâbil degildir.
15- Müslimânları her gün bes def’a biraraya getiren, cemâ’at
nemâzları vardır.
16- Onlara göre, Peygamber, Alî ve sâlihlerin kabrleri
mukaddes oldugu için, oralarda da toplanırlar.
17- Peygamberlerinin neslinden gelen [Seyyid ve serîf
ismi verilen] ler Peygamberi hâtırlatır ve müslimânların
gözünde, Onun canlı kalmasını te’mîn ederler.
18- Müslimânlar toplandıkları zemân, vâizler, onların
îmânlarını kuvvetlendirir ve ibâdete tesvîk ederler.
19- Emr-i bil-ma’rûf [iyiligi emr etme] ve nehy-i anilmünker
[kötülükden men’ etme] farzdır.
20- Müslimânların çogalması için, evlenmek ve birden
fazla kadın nikâh etmek sünnetdir.
21- Müslimân için, bir insanı Islâma getirmek, bütün
dünyâya sâhib olmakdan dahâ iyidir.
22- Müslimânlar arasında, (Kim hayrlı bir yol açarsa,
onun sevâbına ve o yolda giden her insânın kazandıgı sevâblara
nâil olur) hadîsi meshûrdur.
23- Müslimânlar, Kur’âna ve hadîslere çok büyük hurmet
gösterirler. Onlara tâbi’ olmanın, Cennete girmege
biricik sebeb olduguna inanırlar.
Kitâb, müslimânların kuvvetli noktalarını bozup, za’îf
noktalarını yaymagı tavsiye ediyor ve bunu yapabilmek
için, gerekli yolları sıralıyor.
Za’îf noktaları yaymak için sunları tavsiye ediyor:

1- Cemâ’atlerin, aralarına adâvet sokup, sû’i zannı asılıyarak,
ihtilâfı tesvîk eden kitâblar nesr etmek sûretiyle,
ihtilâfları yerlesdirmek.
2- Mekteblerin açılmasını, kitâbların nesr edilmesini
men’ etmek, yakılması ve yok edilmesi mümkin olan din
kitâblarını yakmak ve yok etmek. Din adamları hakkında
muhtelif iftirâlar uydurmakla, müslimânları, çocuklarını
dînî mekteblere vermekden vazgeçirerek, câhil kalmalarını
te’mîn etmek.[Bu yol, islâmiyyete büyük zarâr
vermekdedir.]
3-4- Onların yanında Cenneti övüp, dünyâ hayâtını
te’mîn etmekle mükellef olmadıklarını söylemek. Tesavvuf
halkalarını genisletmek. (Zühd)ü tavsiye eden Gazâlînin
(Ihyâ-ül-ulûmiddîn)i, Mevlânânın (Mesnevî)si ve
Muhyiddîn-i Arabînin eserleri gibi kitâbları okumagı tesvîk
etmekle, su’ûrsuz kalmalarını te’mîn etmek[1].
5- Hükmdârları zulm ve diktatörlük yapmaga tesvîk
etmeliyiz: Siz ALLAHın yeryüzündeki gölgesisiniz. Zâten
Ebû Bekr, Ömer, Osmân, Alî, Emevîler ve Abbâsîlerin
herbiri, kaba kuvvet ve kılınçla isbasına gelmisler ve tek
baslarına hükmranlık etmislerdir. Meselâ, Ebû Bekr,
Ömerin kılıcı ile ve Fâtımanın evi gibi, itâat etmeyenlerin
evini yakmakla, iktidâra gelmisdir[2]. Ömer de, Ebû Bekrin
tavsiyesi ile halîfe olmusdur. Osmân ise, Ömerin emri
ile devlet baskanı olmus. Alîye sıra gelince, o da, eskı-

[1] Tesavvuf kitâblarının medh etdikleri (Zühd), dünyâ islerini terk etmek
degildir. Dünyâya düskün olmamakdır. Ya’nî, islâmiyyete uygun
olarak çalısıp kazanmak ve kullanmak, ibâdet yapmak gibi sevâbdır.
[2] Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Alînin “radıyallahü anhüm” halîfe olacaklarına,
hadîs-i serîflerde isâretler vardır. Fekat hiçbirinin vakti açık
bildirilmemisdir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bu isi, Eshâbının
seçmesine bırakmısdı. Halîfe seçmekde, Eshâbın ictihâdları üç
dürlü oldu. Halîfelik, akrabâya verilmesi lâzım olan bir mîrâs malı degildi.
En önce müslimân olup, baskalarını da îmâna getiren ve Peygamberimizin
imâm yapıp arkasında nemâz kıldıgı ve berâber hicret
etdigi Ebû Bekri seçmek uygun idi. Ba’zıları hazret-i Alînin evine geldi.
Içlerinden Ebû Süfyân (Elini uzat! Sana bî’at edeyim. Istersen, her
yeri suvârî ve piyâde ile doldururum) dedi. Hazret-i Alî, bunu kabûl
etmedi ve (Müslimânları parçalamak mı istiyorsunuz? Evden çıkmamam,
halîfe olmak için degildir. Resûlullahın ayrılıgı beni çarpdı. Çılgına
döndüm) dedi. Mescide geldi. Herkesin yanında, Ebû Bekre bî’at
eyledi. Ebû Bekr de, (Halîfe olmak istemedim. Fitne çıkmasın diye,
çâresiz kabûl etdim) dedi. Alî de, (Halîfe olmaga, sen dahâ lâyıksın)
dedi. Hazret-i Alînin, o gün, Ebû-Bekri öven sözleri (Se’âdet-i Ebediyye)
kitâbımızın ikinci kısm, 23. cü maddesinde yazılıdır. Hazret-i
Ömer, hazret-i Alîyi evine kadar ugurladı. Hazret-i Alî, (Resûlullahdan
sonra, bu ümmetin en üstünü Ebû Bekr ve Ömerdir) derdi. Sî’îlerin
yalanlarına, iftirâlarına aldananlar, müslimânların bugünkü hâle
düsmesine sebeb oldu. Ingilizler, bu fitneyi hâlâ körüklemekdedirler


yânın seçmesi ile devlet reîsi olmusdur. Muâviye de, kılınçla
isbasına gelmisdir[1]. Sonra, Emevîlerde de hükmdârlık
babadan ogula geçerek devâm etmisdir. Abbâsîlerde de,
aynı olmusdur. Bunlar, Islâmdaki hükmrânlıkların cebrî ve
diktatörlük oldugunun delîlidir, demeliyiz.
6- Adam öldürenleri i’dâm etmek maddesini kanûnlardan
çıkarmak. [Adam öldürmege, eskiyâlıga karsı tek çâre
i’dâm cezâsıdır. I’dâm cezâsı olmadıkca, anarsi, eskiyâlık
önlenemez.] Yol kesici ve hırsızları cezâlandırmakdan
hükûmeti alıkoymak ve yol kesicileri silâhlandırarak, bu
isi yapmalarını tesvîk etmek ve yolların emniyyetsizligini
devâm etdirmek.
7- Su seklde, onların hastalık içinde yasamalarını saglayabiliriz:
Her sey ALLAHın kaderi ile olur. Tedâvînin iyilesmede
hiçbir te’sîri yokdur. ALLAH Kur’ânda, (Rabbim beni
yidirir ve içirir. Hasta oldugum zemân da, O bana sifâ
verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek Odur)[2] dememis
mi? Öyleyse, ALLAHın irâdesi dısında kimse, ne sifâ bulur
ve ne de ölümden kurtulur[3].

__________________________________________________--
[1] Hazret-i Muâviye, hazret-i Hasenin bî’at etmesi ile, mesrû’ halîfe oldu.
(Hak Sözün Vesîkaları) kitâbını okuyunuz!
[2] Suarâ sûresi, âyet: 79-80-81.
[3] Ingilizler, müslimânları aldatmak için, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i
serîflere yanlıs ma’nâ veriyorlar. Tedâvî olmak sünnetdir. ALLAHü teâlâ,
ilâclarda, sifâ yaratmısdır. Peygamberimiz ilâc kullanmagı emr
etdi. Sifâyı veren, her seyi yaratan ALLAHü teâlâdır. Fekat, herseyi sebeblerle
yaratmakda, sebeblere yapısmamızı emr etmekdedir.


8- Zulm yapılmasını te’mîn için sunları söyleyebiliriz:
Islâm, ibâdet dînidir. Onun devlet isleriyle hiçbir alâkası
yokdur. Bunun için, Muhammed ve Halîfelerinin, ne nâzırları
ve ne de kanûnları vardı[1].
9- Iktisâdî çöküntü de, bahsi geçen zararlı islerin tabîî
bir netîcesidir. Mahsûlâtı çürütmek, ticâret gemilerini
batırmak, çarsıları yakmak, bendleri, barajları yıkıp zirâat
sâhalarını ve sanâyi’ merkezlerini su altında bırakmak ve
içme suyu sebekelerine zehr katmak suretiyle tahrîbâtı
artdırabiliriz[2].
10- Devlet adamlarını, [kadın ve spor gibi] fitneye
ve parçalanmaga sebeb olacak arzûlara ve içki, kumar,
rüsvete ve hazîne mallarını, kendi sahsî islerinde harcamaya
alısdırmak, vazîfelileri bu isleri yapmaga tesvîk
edip, bize hizmet edenleri mükâfatlandırmak lâzımdır.
Sonra kitâb, su tavsiyelerde bulunuyor: Bu islerle vazîfeli
ingiliz câsûslarını, gizli ve açık olarak korumak, onlardan
müslimânların eline geçenleri kurtarmak için, her çesid
masrafı yapmak lâzımdır.
11- Fâizin her seklini yaymak lâzımdır. Zîrâ fâiz, millî
ekonomiyi harâb etdigi gibi, müslimânları, Kur’ânın ahkâmına
karsı gelmege de alısdırır. Zîrâ insan, bir kanûnun
bir maddesini ihlâl edince, artık diger maddelerini de
ihlâl etmesi kolay olur. Onlara, fâizin kat kat olanının harâm
oldugunu, çünki Kur’ânda, (Fâizi kat kat olarak yi-

sıp, sebebleri arayıp, bulup, kullanmamız lâzımdır. (O bana sifâ verir)
demek, sifâ verici sebebleri verir demekdir. Çalısıp, sebebleri aramak
emr olundu. Peygamberimiz, (Erkeklerin de, kadınların da, çalısıp, ilm
ögrenmeleri farzdır), bir kerre de, (ALLAHü teâlâ, çalısıp kazananları
sever) buyurdu.
[1] Ibâdet, yalnız nemâz, oruc, hac degildir. Dünyâ islerini, ALLAHü teâlâ
emr etdigi için ve islâmiyyete uygun olarak yapmak hep ibâdetdir. Fâideli
isleri yapmak için çalısmak çok sevâbdır.
[2] Kendilerine medenî diyen ve insan haklarını dillerinden düsürmiyen
ingilizlerin müslimânlara karsı hâzırladıkları vahsete, zulmlere bakınız!
meyin)[1] denildigini ve binâenaleyh fâizin her seklinin harâm
olmadıgını söylemek lâzımdır[2].
12- Âlimlere kötü isnâdlarda bulunup, aleyhlerine âdî
ithâmlar uydurarak, müslimânların onlardan sogumalarını
te’mîn etmek lâzımdır. Câsûslarımızın bir kısmını, onların
kıyâfetine sokacagız. Sonra, bunlara kabîh, çirkin isler
yapdıracagız. Böylece bunlar, âlimler ile karısmıs olacak
ve her âlimden sübhe edilecek. Bu câsûsları, El-Ezhere,
Istanbula, Necef ve Kerbelâya sokmak zarûrîdir. Müslimânları
âlimlerden sogutmak için mektebler, kolejler açacagız.
Bu mekteblerde, rûm ve ermeni çocuklarını, müslimânlara
düsman olarak yetisdirecegiz. Müslimân çocuklarına
da kendi ecdadlarının câhil olduklarını asılayacagız.
Bu çocukları, Halîfe ve âlimler ve devlet adamlarından
sogutmak için, onların hatâlarını, kendi zevkleri ile mesgûl
olduklarını, Halîfenin câriyelerle vakt geçirip, halkın
malını kötü yollarda kullandıgını, hiçbir iste Peygambere
uymadıklarını asılayacagız.
13- Islâmın, kadına hakâret etdigini yaymak için, (Erkekler
kadınlar üzerinde hâkimdirler)[3] âyetini ve (Kadının
temâmı serdir) hadîsini söyleyecegiz[4].
14- Pislik, susuzlugun netîcesidir. Suyun artdırılması-

[1]Âl-i Imrân sûresi, âyet: 130
[2] Ödünc verirken, vakt ta’yîn edilmez. Edilirse, fâiz olur. Belli zemân sonra,
aynı mikdâr ödemesi sart edilirse, hanefîde bu da fâiz olur. Fazlasını
ödemesi sözlesilirse de, fâiz olur. Bu fâizde, bir dirhem bile fazla ödemegi
sart etmek büyük günâhdır. Veresiye satısda ise, ödeme vaktinin bildirilmesi
lâzımdır. Ödeme vakti gelince, ödeyemedigi için, ödenecek mikdâr
ve ödeme zemânı artdırılırsa, buna (Mudâ’af fâiz) denir. Yukarıdaki
âyet-i kerîme, ticâretdeki bu mudâ’af fâizi bildirmekdedir.
[3] Nisâ sûresi, âyet: 34
[4]Hadîs-i serîfde, (Islâmiyyete uyan kadın, Cennet ni’metlerindendir.
Hislerine uyan, islâmiyyete uymayan kadın serdir) buyuruldu. Kız olsun,
dul olsun, evli olmıyan fakîr kadına babası bakmaga mecbûrdur.
Bakmazsa habs olunur. Babası yoksa veyâ fakîrse, zengin mahrem akrabâsı
bakacakdır. Bunlar da yoksa, hükûmet ma’âs baglıyacakdır.
Müslimân kadının, çalısıp kazanmaga hiç ihtiyâcı yokdur. Islâm dîni,
kadının bütün ihtiyâclarını erkegin sırtına yüklemisdir. Erkegin bu agır
yüküne karsılık, mîrâsın hepsinin yalnız erkege verilmesi lâzım iken,
ALLAHü teâlâ, kadınlara burada da ihsânda bulunarak, erkek kardeslena
mâni’ olmaga çalısmalıyız.
Londradaki müstemlekeler nezâretinin hâzırladıgı kitâbda,
islâmiyyeti yok etmek için, yapılacak seyler yazılıdır.
Bu kitâb, câsûslar vâsıtası ile gizlice dagıtılmakdadır.
Müslimânların kuvvetli noktalarını tahrîb etmek için de,
su tavsiyelerde bulunuyor:
1- Müslimânların arasında, ırkçılık, milliyyetçilik taassubunu
körükliyecek ve onların dikkatlerini, Islâmiyyetden
evvelki kahramanlıklarına çekeceksiniz. Mısrda
Firavunlugu, Îrânda Mecûsîligi, Irâkda Bâbilliligi, Osmânlılarda
Attilâ ve Cengiz zemânını [vahsetini] ihyâ

rinin yarısı kadar mîrâs almalarını emr buyurmusdur. Zevc, zevcesini,
evin içinde veyâ dısında çalısmaga zorlayamaz. Kadın arzû ederse ve
zevci izn verirse, erkek bulunmıyan yerlerde, mestûre olarak çalısması
câiz ise de, kazandıgı kendi mülkü olur. Hiç kimse, bunları ve mîrâsdan
eline geçeni ve mehrini kadından zorla alamaz. Kendisinin ve çocukların
ve evin herhangi bir ihtiyâcına sarf etmesi için zorlanamaz. Bunların
hepsini zevcin alıp getirmesi farzdır. Komünist memleketlerde, kadın
da, erkeklerle birlikde, bugaz tokluguna, hayvanlar gibi, en agır islerde
zorla çalısdırılıyor. Hür dünyâ dedikleri hıristiyan memleketlerde
ve islâm ülkeleri denilen ba’zı arab memleketlerinde, (Hayât müsterekdir)
denilerek, kadınlar da, fabrikalarda, tarlalarda, ticâretde, erkekler
gibi çalısıyorlar. Çogunun, evlendiklerine pismân oldukları, mahkemelerin
bosanma da’vâları ile dolu oldugu, günlük gazetelerde sık sık görülmekdedir.
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mübârek agzından
çıkan sözler üç kısmdır: Birincisi, kelimeler de, ma’nâları da, ALLAHü
teâlâdan gelmisdir. Bu sözlere (âyet-i kerîme), hepsine (Kur’ân-ı kerîm)
denir. (Size gelen her iyi, fâideli seyi, ALLAHü teâlâ dileyip göndermekdedir.
Her fenâ, zararlı seyi, nefsiniz dilemekdedir. Hepsini, ALLAHü
teâlâ yaratıp göndermekdedir) sözü, (Nisâ) sûresinin 78. ci âyetidir.
Ikincisi, kelimeleri Peygamberimizden, ma’nâları ALLAHü teâlâdan olan
sözleridir. Bu sözlerine (Hadîs-i kudsî) denir. (Nefsinizi düsman biliniz!
Çünki o, bana düsmandır) sözü hadîs-i kudsîdir. Bu düsmanlık, nefsin
emrlerine uymamakdır. Üçüncüsü ise, kelimeleri de, ma’nâları da, Peygamberimizdendir.
Bunlara (Hadîs-i serîf) denir. (Islâmiyyete uyan kadın,
Cennet ni’metlerindendir. Nefsine uyan kadın, serdir) sözü hadîs-i
serîfdir. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, (Müsâmerât) kitâbının birinci
cildinde, bu hadîs-i serîfi îzâh etmekdedir. Ingiliz câsûsu, hadîsin bas
tarafını saklayıp, yalnız sonunu bildiriyor. Bütün dünyâ kadınları, islâm
dîninin kendilerine verdigi kıymeti, râhatı, huzûru, hürriyyeti ve bosanma
hakkına mâlik olduklarını bilmis olsalar, hemen müslimân olurlar
ve islâmiyyetin her memlekete yayılması için çalısırlar. Fekat, ne yazık
ki, bu hakîkatleri anlıyamıyorlar. ALLAHü teâlâ, bütün insanlara, islâm
dîninin ısıklı yolunu, dogru olarak ögrenmek nasîb eylesin!
edeceksiniz [Kitâbda bu husûsda uzun bir cedvel vardı].
2- Su dört seyi, gizli ve âsikâr yaymak lâzımdır: Içki,
kumar, zinâ ve domuz eti [ve spor kulüplerinin birbirleri
ile kavgaları]. Bu isi yapmak için, Islâm memleketlerinde
yasayan hıristiyan, yehûdî, mecûsî ve diger gayr-i müslimlerden
a’zamî derecede istifâde etmek ve bu is için çalısanlara
Müstemlekeler nezâretinin bütçesinden bol mâas
baglamak lâzımdır. Bunun için, siyâsî fırkaların ve
spor kulüplerinin çogalmasını saglayacagız. Partileri ve
kulüpleri birbirlerine düsman yapacagız. Birbirleri ile ugrasacaklar,
din kitâbı okumaga, dinlerini ögrenmege vakt
bulamıyacaklardır. Avladıgımız kimselere günlük gazete,
dergi çıkartacagız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile,
menfeatlar ile besleyecegiz. Satın aldıgımız kimseleri,
kurtarıcı, kahraman gibi ismlerle medh etdirecegiz. Islâm
dînini ve ahkâm-ı islâmiyyeye baglı olan idârecileri kötületecegiz.
Din terbiyesinin kaynagı olan âile yuvalarını
yok edecegiz. Bunun için, spor, güres ismi altında, avret
mahalleri, edeb yerleri açık kız ve oglan resmleri nesr
ederek, gençleri fuhsa, livâtaya, cinsî sapıklıga sürükliyecegiz.
Islâm ahlâkını bozunca, islâmiyyeti yok etmek kolay
olur. Çok câmi’ yapacagız. Fekat, câmi’lerde, hocaları
degil, misyonerleri ve mezhebsizleri konusduracagız.
Islâm müzigi ismi altında, çalgıları, sarkıları, radyoları câmi’lere
sokacagız. Câmi’leri birer tuzak olarak kullanacagız.
Câmi’lere giden ve kadınları örtünen devlet memûrlarını
ve subayları, câsûslarımız tesbît edecek, bunlar,
vazîfelerinden uzaklasdırılacaklardır. Ahkâm-ı islâmiyyeye
uyan gençler, üniversitelere alınmıyacak, girmis
olanların diploma almaları engellenecekdir. Sekreter, bu
bilgileri gizli tutmamızı, Necdli Muhammedden de saklamamızı
sıkı tenbîh etdi. Ben de bu hâtıralarımı mahkemeye
vererek, elli seneden evvel açılmamasını vasıyyet
etdim. [Sunu iyi bilmelidir ki, câmi’, kubbesi, minâresi
olan binâ demek degildir. Içinde hergün bes kerre,
cemâ’at ile nemâz kılınan binâ demekdir. Nemâzdan
evvel veyâ sonra, bu cemâ’ate va’z vermek de câizdir.

Va’z, ehl-i sünnet i’tikâdında olan bir müslimânın, ehl-i
sünnet âlimlerinden birinin, bir kitâbına bakarak okudugu
veyâ ezberden söyledigi bir sözünü açıklaması demekdir.
Mezhebsizlerin, ingiliz câsûslarının ve misyonerlerin konusmalarına
va’z denmez, nutuk ve konferans vermek denir.
Câmi’lerde nutuk ve konferans vermek ve bunları dinlemek
câiz degildir. Ehl-i sünnet âlimlerinin her sözü,
Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i serîflerin tefsîrleri, îzâhlarıdır.]
3- Cihâdın muvakkat bir farz oldugunu, vaktinin son
buldugunu telkîn edeceksiniz.
4- Sî’îlerin kalblerinden, kâfirlerin necs oldugu fikrini
çıkaracaksınız. Kur’ânda, (Kendilerine kitâb verilenlerin
yiyecegi sizin için halâl oldugu gibi, sizin yiyeceginiz de
onlar için halâldir)[1] denildigini, Peygamberin Safiyye isminde
yehûdî ve Mâriye isminde hıristiyan bir hanımı oldugunu,
Peygamberin hanımının necs olamayacagını söyleyeceksiniz[
2].
5- Müslimânlara, Peygamberin, Islâmdan kasdının
mutlak din oldugunu ve bu dînin yehûdîlik ve hıristiyanlık
da olabilecegini, sâdece Islâm dîninin olmadıgı
inancını asılıyacaksınız. Bunun delîli de sudur diyeceksiniz:
Kur’ân, her dînin mensûblarına müslimân diyor.
Meselâ Yûsüf Peygamberin, (Beni müslimân olarak öldür)[
3], Ibrâhîm ve Ismâ’îl Peygamberlerin de, (Ey Rab-
– 59 –
[1] Mâide sûresi, âyet: 5
[2] Ingilizin yehûdî dedigi hazret-i Safiyye müslimân olmusdu. Mısrlı olan
Mâriye ise, Resûlullahın mübârek zevcelerinden degildir. Câriye idi.
Bu da müslimân oldu. Cenâzesinin nemâzını, halîfe Ömer “radıyallahü
anh” kıldırdı. Ehl-i sünnet i’tikâdına göre, hıristiyan kadın, câriye
de olur. Zevce de olur. Sî’îlerin inandıkları gibi, kâfirlerin kendileri
necs degildir. I’tikâdları olan küfr necsdir.
[3] Herhangi bir Peygamberin ALLAHü teâlâdan getirdigi bilgilere inanmaga
(Îmân) denir. Îmân edilecek bilgiler iki kısmdır: Yalnız inanılacak
bilgiler. Hem inanılacak, hem de yapılacak bilgiler. Birinci
kısm bilgiler, îmânın aslı olup, altı dânedir. Her Peygamberin bildirdigi
îmânların aslları aynıdır. Bugün islâm düsmanlarının, ilerici diyerek
hayran kaldıkları, benzemege çalısdıkları, bütün yehûdîler, hıristiyanlar,
dünyâdaki fen adamları, devlet adamları, kumandanlabimiz,
bizi kendine müslimân kıl ve zürriyyetimizden kendine
müslimân bir ümmet getir)[1], Ya’kûb Peygamberin
ise, ogullarına, (Ancak ve ancak müslimân olarak ölünüz)[
2], dediklerini nakl ediyor.
6- Kilise yapmanın harâm olmadıgını, Peygamber ve
Halîfeleri onları yıkmadıgını, bil’aks onlara hurmet gösterdigini
ve Kur’ânda, (ALLAH insanların bir kısmını digeriyle
def’ etmeseydi [savmasaydı], manastırlar, kiliseler,
havralar ve içinde ALLAHın adı çok zikr edilen câmi’ler yıkılıp
giderdi)[3] denildigini, Islâmın ibâdethânelere hurmetkâr
oldugunu, onları yıkmadıgını, yıkanlara mâni’ oldugunu
çokça söyleyeceksiniz.
7- (Yehûdîleri Arab yarımadasından çıkarınız) ve (Arab
yarımadasında iki din olmaz) hadîsleri hakkında, müslimânları
sübheye düsürecek ve (Bu iki hadîs dogru olsaydı, Peygamberin,
biri yehûdî, biri de hıristiyan hanımı olmazdı ve Necran
hıristiyanları ile anlasma yapmazdı)[4] diyeceksiniz!

rın hepsi, âhirete, ya’nî öldükden sonra tekrar dirilmege, Cennete, Cehenneme
inanıyorlar. Kendilerine ilerici diyen ve onlara benzemege
özenen din câhillerinin de, bunlar gibi inanmaları îcâb etmez mi? Peygamberlerin
dinleri, ya’nî emr ve yasak edilen bilgileri aynı degildir.
Îmân edip, islâmiyyete tâbi’ olmaga (Islâm) denir. Dinleri baska oldugu
için, her Peygamber zemânındaki islâm, birbirlerinin aynı degildir.
Her Resûl gelince, yeni bir (Islâmiyyet) gelmis, eski Peygamberler zemânlarındaki
islâmlıkların hükmleri kalmamısdır. Son Peygamber
olan Muhammed aleyhisselâmın getirdigi islâm, kıyâmete kadar devâm
edecekdir. ALLAHü teâlâ, Âl-i Imrân sûresinin 19 ve 85. ci âyetlerinde,
yehûdîlere ve hıristiyanlara eski islâmlıklarını bırakmalarını
emr ediyor. Muhammed aleyhisselâma tâbi’ olmıyanların, Cennete giremiyeceklerini,
Cehennemde sonsuz yanacaklarını bildiriyor. Ibrâhîm,
Ismâ’îl ve Yûsüf ve Ya’kûb peygamberler, kendi zemânlarında
mu’teber olan islâmı istediler. O müslimânlıklar ve kiliselere gitmek,
simdi mu’teber degildirler. Bu husûsda, arabî (El-envâr) kitâbımızın
sonundaki, Zerkânînin (Mevâhib) serhinde tafsîlât vardır. Câmi’ulezher
müderrislerinden Muhammed Zerkânî Mâlikî 1122 [m. 1710] da
vefât etdi.
[1] Bekara sûresi, âyet: 128
[2] Bekara sûresi, âyet: 132
[3] Hac sûresi, âyet: 40
[4] 59. cu sahîfede, 2. ci hâsiyeye [dip nota] bakınız!
8- Müslimânları, ibâdetlerinden men’ etmege çalısacak
ve (ALLAH insanların ibâdetlerine muhtâc degildir) diyerek,
onları ibâdetlerin fâideleri hakkında tereddüde düsüreceksiniz[
1]. Hacca gitmek ve cemâ’at ile nemâz kılmak
gibi, onları bir araya getiren ibâdetlerden men’ edeceksiniz.
Aynı seklde, câmi’lerin, türbelerin ve medreselerin
insâsına ve Kâ’benin ta’mîrine mâni’ olmaya çalısacaksınız.
9- Harbde düsmandan ganîmet olarak alınan malın besde
birinin [Humusun], âlimlere verilmesi husûsunda, sübhelendirecek
ve bunun ticâret kazancıyla bir alâkasının olmadıgını
îzâh edeceksiniz. Sonra, (Humus, Peygambere
veyâ Halîfeye verilir, âlime verilmez. Zîrâ âlimler, onunla
evler, serâylar, hayvanlar ve bahçeler alıyorlar. Bunun
için, (Humus)u onlara vermek câiz degildir) diyeceksiniz!
10- Müslimânların akîdelerine bid’atler sokup, Islâmı
gericilik ve terör dîni olmakla ithâm edeceksiniz. Islâm
memleketlerinin geri kaldıgını, sarsıntılara mâruz kaldıgını
söyleyecek ve böylece onların Islâma olan baglılıklarını
za’îfletmis olacaksınız. [Hâlbuki müslimânlar, dünyânın
en büyük, medenî devletlerini kurdular. Dîne bagları
gevsedikce, küçüldüler.]
11- Çok mühimdir! Çocukları babalarından uzaklasdırıp,
büyüklerinin dînî terbiyelerinden mahrûm kalmalarını
saglayacaksınız. Onları, biz yetisdirecegiz. Binâenaleyh,
çocuklar babalarının terbiyelerinden kopdukları an,
akîdeden, dinden ve âlimlerden kopmaga mahkûm olacaklardır.
12- Kadını tahrik edip, örtüsünü açmasına sebeb olacaksınız.
Sebeb olarak da, örtü gerçek Islâmî bir emr degildir.
Abbâsîler zemânında ihdâs edilmis bir âdetdir.

[1] Ibâdetler, ALLAHü teâlâ emr etdigi için yapılmakdadır. Evet, ALLAHü teâlâ,
kullarının ibâdetlerine muhtâc degildir. Fekat kullar, ibâdet yapmaga
muhtâcdırlar. Kendileri, akın akın kiliseye gidiyorlar. Müslimânların
câmi’lere gitmelerine mâni’ oluyorlar.
Bunun için, insanlar Peygamberin zevcelerini görüyorlardı
ve kadın bütün islere katılıyordu diyeceksiniz. Kadını
açdıkdan sonra, gençleri ona karsı tahrîk edip, her ikisinin
arasında fesâd hâsıl olması için çalısacaksınız! Müslimânlıgı
yok etmek için, bu is, çok te’sîrlidir. Evvelâ, bu isi
gayr-ı müslim kadınlara yapdıracaksınız. Sonra, müslimân
kadın kendiliginden bozulup, bunların yapdıgını yapacakdır[
1].

[1] Hicâb ya’nî tesettür, örtünme âyeti gelmeden evvel, kadınlar örtünmezler,
Resûlullaha gelip, bilmediklerini sorar, ögrenirlerdi. Resûlullah
birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifâde ederlerdi.
(Beydâvî)de ve (Buhârî)nin tefsîr bâbında bildirildigi gibi, hicretden
üç sene sonra, (Ahzâb) ve bes sene sonra (Nûr) sûrelerindeki hicâb
âyetleri gelip, kadınların yabancı erkekler yanında, oturmaları,
bunlarla konusmaları yasak edildi. Bundan sonra, Resûlullah, kadınların
bilmediklerini, mübârek zevcelerinden sormalarını emr eyledi. Kâfirler,
hicâb âyetinin sonra geldigini, kadınların sonra örtündüklerini
söylemiyerek, müslimânları aldatıyorlar.
Resûlullahın mübârek zevcesi Ümm-i Seleme “radıyallahü anhâ”
diyor ki, mübârek zevcelerinden Meymûne “radıyallahü anhâ” ile birlikde
Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanında idik. Ibn-i
Ümm-i Mektûm “radıyallahü anh” izn isteyip içeri girdi. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” bunu görünce, bize (Perde arkasına çekiliniz!)
buyurdu. (O a’mâ degil midir? Bizi görmez) dedim. (Siz de mi
körsünüz? Onu görmez misiniz?) buyurdu. Ya’nî, o kör ise de, siz kör
degilsiniz ya, buyurdu. Bu hadîs-i serîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî ve
Ebû Dâvüd “rahime-hümullahü teâlâ” bildirdiler. Bu hadîs-i serîfe
göre, erkegin yabancı kadına bakması harâm oldugu gibi, kadının da
yabancı erkege bakması câiz degildir. Mezheb imâmlarımız “rahimehümullahü
teâlâ”, bu husûsdaki diger hadîs-i serîfleri de bildirerek,
kadının yabancı erkeklerin avret yerlerine bakmaları harâmdır dediler.
Bunu yapmak kolaydır. Böyle kolay olan emrlere ve yasaklara
(Ruhsat) denir. Kadının, erkeklerin baslarına, saçlarına bakması
mekrûhdur. Bundan sakınmak güçdür. Güç olan seyleri yapmak da
(Azîmet) olur. Erkegin kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır dediler.
Görülüyor ki, ezvâc-ı tâhirat “radıyallahü teâlâ anhünne” ve Eshâb-
ı kirâm “radıyallahü anhüm” azîmet ile amel ederler, ruhsatlardan
da sakınırlardı. Islâmiyyeti içerden yıkmak istiyen (Zındık)lar, hicâb
âyetleri gelmeden önce, kadınların örtünmediklerini ileri sürerek,
(Peygamber zemânında kadınlar örtünmezlerdi. Simdi gördügümüz
kadınların, umacı gibi örtünmeleri o zemân yokdu. Hazret-i Âise bası
açık gezerdi. Simdiki örtünmegi, sonradan, yobazlar, fıkhcılar uydurdu)
diyorlar. Bu sözlerinin yalan ve iftirâ oldugunu, bu hadîs-i serîf
açıkca göstermekdedir. ALLAHü teâlânın emrlerini ve yasaklarını bildi13-
Câmi’ imâmlarının fâsık olduklarını iddiâ edip, onların
hatâlarını açıklayarak ve her vesîle ile onlarla, arkalarında
nemâz kılan cemâ’atleri arasına kin ve adâvet sokarak,
cemâ’at ile nemâz kılmagı ortadan kaldıracaksınız.
14- Peygamberin zemânında olmadıgı ve bid’at oldugu
gerekçesiyle, türbelerin hepsinin yıkılması lâzımdır
diyeceksiniz. Ayrıca Peygamber, Halîfeler ve sâlihlerin
kabrleri hakkında, sübheye düsürerek, onları ziyâret etmekden
men’ edeceksiniz. (Peygamber, annesinin yanında,
Ebû Bekr ile Ömer (Bakî’) kabristânında medfundurlar.
Osmânın kabri mechûldür. Hüseynin bası (Hannâne)
de defn edilmisdir. Cesedinin defn edildigi yer
ma’lûm degildir. (Kâzımiyye)deki kabrler de, iki halî-

ren dört hak mezheb, erkeklerin (avret yeri)ni, ya’nî bakması ve baskasına
göstermesi harâm olan uzvlarını, birbirlerinden farklı olarak
bildirmislerdir. Her müslimânın, bulundugu mezhebin bildirdigi avret
yerini örtmesi farzdır. Baskasının avret yerine bakmak harâmdır.
(Esi’at-ül-leme’ât) kitâbındaki hadîs-i serîflerde: (Erkek erkegin ve
kadın kadının avret yerine bakmasın) buyuruldu. Hanefî mezhebinde,
erkegin erkek için ve kadının kadın için avret mahalli, diz ile göbek
arasıdır. Kadının yabancı erkek için avret mahalli, ellerinden ve yüzünden
baska, bütün bedenidir. Kadının saçları da avretdir. Avret yerine
sehvetsiz de bakmak harâmdır.
(Bir kadını görürseniz, yüzünüzü ondan ayırınız! Ansızın görmek
günâh olmaz ise de, tekrâr bakmak günâh olur).
(Yâ Alî! Uylugunu açma! Ölü veyâ diri, hiç kimsenin uyluk yerine
bakma!)
(Avret yerini açana ve baskalarının avret yerine bakana, ALLAH
la’net eylesin!)
(Kendini bir kavme benzeten onlardan olur). Bu hadîs-i serîf gösteriyor
ki, ahlâkını, islerini veyâ elbisesini, islâm düsmanlarına benzeten
onlardan olur. Modaya, ya’nî kâfirlerin kötü âdetlerine uyanlar, harâmlara
(güzel san’at) ismini takanlar ve harâm isliyenlere san’atkâr diyenler,
bu hadîs-i serîfden ibret almalıdırlar.
(Kimyâ-yı se’âdet)de diyor ki, (Kadınların, kızların, bası, saçı, kolları,
bacakları açık olarak sokaga çıkmaları harâm oldugu gibi, ince, süslü,
dar, hos kokulu elbise ile çıkmaları da harâmdır. Böyle çıkmalarına izn
veren, râzı olan anası, babası, zevci, kardesi de, onun günâhına ve azâbına
ortak olurlar.) Ya’nî Cehennemde birlikde yanacaklardır. Tevbe
ederlerse afv olunurlar. ALLAHü teâlâ tevbe edenleri sever.
Müslimân oldugunu söyliyen bir kimsenin, yapacagı her isin, isfenin
kabridir. Peygamberin âlinden Kâzım ve Cevâdın
kabrleri degildir. Tusdaki ise, Ehl-i beytden Rızânın degil,
Hârunun kabridir. Samarrâdaki Abbâsîlerin mezârlarıdır.
Ehl-i beytden Hâdî, Askerî ve Mehdînin kabri degildir.
Müslimân memleketlerde bulunan bütün türbe ve kubbelerin
yıkılmasının farz oldugu gibi, (Bakî) mezârlıgını da,
yerle bir etmek lâzımdır) diyeceksiniz!
15- Seyyidlerin, Peygamberlerin soyundan geldikleri
husûsunda insanlar tereddüde düsürülecek. Seyyid olmayanlara
siyâh ve yesil sarık giydirilerek, seyyidlerin diger
insanlarla karısmaları te’mîn edilecek. Böylece, insanlar
bu husûsda sasırıp, Seyyidler hakkında sû-i zanda bulunacaklar.
Din adamlarının ve Seyyidlerin sarıklarını çıkaracaksınız
ki, Seyyidlerin soyu gayb olsun ve din adamları
insanlardan hurmet görmesin.[1]

lâmiyyete uygun olup olmadıgını bilmesi lâzımdır. Bilmiyorsa, bir
Ehl-i sünnet âliminden sorarak veyâ bu âlimlerin kitâblarından okuyarak
ögrenmesi lâzımdır. Is, islâmiyyete uygun degil ise, günâh veyâ
küfrden kurtulamaz. Hergün hakîkî tevbe etmesi lâzımdır. Tevbe edilen
günâh ve küfr, muhakkak afv olur. Tevbe etmezse, dünyâda ve
Cehennemde, azâbını, ya’nî cezâsını çeker. Bu cezâlar, kitâbımızın
muhtelif yerlerinde yazılıdır.
Erkeklerin ve kadınların nemâzda ve heryerde örtmesi lâzım olan
yerlerine (Avret mahalli) denir. Avret mahallini açmak ve baskasının
avret mahalline bakmak harâmdır. Islâmiyyetde avret mahalli yokdur
diyen, kâfir olur. Icmâ’ ile, ya’nî dört mezhebde de avret olan bir yerini
açmaga ve baskalarının böyle avret mahalline bakmaga halâl diyen,
ehemmiyyet vermiyen, ya’nî azâbından korkmıyan kâfir olur. Kadınların
avret yerini açmaları ve erkekler yanında sarkı söylemeleri ve
mevlid okumaları böyledir. Erkeklerin diz ile kasıkları arası, Hanbelî
mezhebinde avret degildir.
(Ben müslimânım) diyen kimsenin, îmânın ve islâmın sartlarını ve
dört mezhebin icmâ’ı, ya’nî söz birligi ile bildirdigi farzları ve harâmları
ögrenmesi ve ehemmiyyet vermesi lâzımdır. Bilmemesi özr degildir.
Ya’nî, bilip de inanmamak gibidir. Kadınların yüzlerinden ve ellerinden
baska yerleri, dört mezhebde de avretdir. Icmâ’ ile olmıyan,
ya’nî diger üç mezhebden birine göre avret olmıyan bir yerini, ehemmiyyet
vermiyerek açan kâfir olmaz ise de, kendi mezhebine göre,
büyük günâh olur. Erkeklerin diz ile kasık arasını, ya’nî uylugunu açmaları
böyledir. Bilmedigini ögrenmesi farzdır. Ögrenince hemen tevbe
etmeli ve örtmelidir.
[1] 123.cü sahîfedeki dipnota bakınız!
16- Sî’îlerin mâtem yerlerinin yıkılmasının farz oldugu,
zîrâ bid’at ve dalâlet oldugu, Peygamber ve Halîfelerin
zemânında mevcûd olmadıgı söylenecek. Insanları
oralara girmekden men’ etmek, Vâizleri azaltmak ve Vâizlerle
mâtem yerleri sâhiblerini vergiye baglamak lâzımdır.
17- Ingiliz kitâbında yazılı seylerden biri, bütün müslimânlara
hürriyyet sevgisini behâne ederek, (Herkes diledigini
yapabilir. Emr-i bil-ma’rûf ve nehy-i anil münker ve
Islâm ahkâmının ögretimi farz degildir) diyeceksiniz!
[Hâlbuki, islâmiyyeti ögrenmek ve ögretmek farzdır. Müslimânların
birinci vazîfesidir.] Ayrıca, onlara sunu da asılayacaksınız:
(Hıristiyanlar kendi dinleri, yehûdîler de kendi
dinleri üzeredirler. Kimse kimsenin kalbine girmez. Emr-i
ma’rûf ve nehy-i anil-münker halîfeye âiddir.)
18- Müslimânların çogalmasına mâni’ olmak için, dogum
sınırlandırılacak ve birden fazla evlilige mâni’ olunacak.
Evlenmege ba’zı sartlar konulacak. Meselâ, denilecek
ki: Arab Îrânlıyla, Îrânlı arabla, Türk arabla evlenemez.
19- Islâmın yayılması ve müslimân olmıyanlara ögretilmesi
fe’âliyyetleri kat’î sûretde men’ olunacak. Islâmın
yalnız arabların dîni oldugu fikri yayılacak. Gerekçe olarak,
Kur’ânda, (Bu senin ve kavmin için bir zikrdir) denildigi
söylenecek.
20- Hayr müesseselerinin hudûdları daraltılacak ve
devlete âid bir hâle getirilecek. Öyle olacak ki, kisi câmi’,
medrese ve bunlara benzer hayr müesseseleri yapamaz
hâle getirilecekdir.
21- Müslimânları Kur’ân hakkında sübheye düsürecek
ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmis
Kur’ân tercemeleri hâzırlayıp, diyeceksiniz ki: (Kur’ân
bozulmus. Birbirini tutmuyor. Birinde bulunan âyet digerinde
bulunmuyor). Yehûdî, hıristiyan ve bütün gayr-i
müslimleri tahkîr eden ve cihâdı, emr-i bil-ma’rûfu ve

nehy-i anil-münkeri emr eden âyetleri çıkaracaksınız[1].
Kur’ânı diger lisanlara meselâ türkçe, farsça, hindçe vs.
dillere çevirip, Arab memleketleri hâricinde arabî okunmasına
mâni’ olacaksınız ve yine Arab memleketleri dısında
(Ezân), (Nemâz) ve (Düâlar)ın arabî yapılmasını
önleyeceksiniz.
Aynı seklde, hadîsler hakkında da müslimânlar tereddüde
düsürülecek. Kur’âna yapılması plânlanan, terceme,
tenkîd ve tahrîfin, hadîslere de uygulanması gereklidir.
Hakîkaten, okudugum (Islâmı nasıl yıkabiliriz) ismli
bu kitâb, çok mükemmel idi. Ileride yapacagım çalısmalar
için, emsâlsiz bir rehber idi. Sekretere kitâbı iâde edip,
memnûniyyetimi ifâde etdigimde, bana, (Bilmis ol ki, bu
meydânda, sen yalnız degilsin. Yapdıgın isi yapan pekçok
adamlarımız var. Bu isi yapmak için, simdiye kadar nâzırlıgımız
besbinden fazla adam vazîfelendirmis bulunmakdadır.
Nâzırlık bu sayıyı yüzbine çıkarmagı düsünüyor. Bu
sayıya ulasdıgımız zemân, müslimânların hepsine hâkim
olacak ve bütün Islâm memleketlerini ele geçirmis olacagız)
dedi.
Dahâ sonra, sekreter sunları söyledi: (Sana sunu müjdelerim
ki, nezâretimizin bu programı gerçeklesdirme-

[1] Ingilizler, bu çalısmalarında muvaffak olamadı. Çünki, Kur’ân-ı kerîmi
degisdirilmekden ALLAHü teâlâ korumakdadır. Incîli de koruyacagına
söz vermemisdir. Bunun için, uydurma Incîller yazıldı. Bunlar bile zemânla
degisdirildi. Bunlarda, ilk degisikligi Bolüs [Pavlos] ismindeki bir
yehûdî dönmesi yapdı. Her asrda, bilhâssa, Istanbuldaki Roma imperatorlarının
birincisi olan Kostantinin 325 de Iznikde topladıgı 318 papaz,
büyük degisiklik yapdılar. 931 [m. 1524] de, alman papazı Luther Martin,
(protestan) mezhebini kurdu. Romadaki Papaya tâbi’ olan hıristiyanlara
(katolik) denildi. Katoliklerle protestanların birbirlerini öldürmeleri,
Sen Bartelemi ve Iskoç cinâyetleri ve engizisyon mahkemelerindeki
fâcialar, hıristiyan târîhlerinde de yazılıdır. 446 [m. 1054] de, Istanbul
papazı Mihael Kirolarius, Papadan ayrılarak, (Ortodoks) kilisesini
kurdu. Mîlâdın 571 senesinde ölen Ya’kûb, (Süryânî) fırkasını, 405 de
ölen Maron, Sûriyede (Maronî) fırkasını, Amerikalı Sarl Russelin de,
1872 de (Yahova sâhidleri) fırkasını kurdular.
si için, en fazla, bir asrlık bir zemâna ihtiyâc vardır. Biz o
günleri görmesek bile, muhakkak çocuklarımız görecekdir.
Su darbımesel ne kadar da güzeldir, (Baskasının ekdigini
yidim. Öyleyse, ben de baskaları için ekiyorum). Ingilizler,
bunu yapdıgı zemân, bütün hıristiyan âlemini memnûn
etmis ve onları oniki asrlık felâketden kurtarmıs olacakdır).
Sekreter sözlerine söyle devâm etdi: (Asrlarca devâm
eden (Ehl-i salîb) muhârebeleri [Haçlı seferleri], hiçbir
fâide saglayamamısdır. Kezâ, Mogollar [Cengiz orduları]
da, Islâmın köklerini kazımak için birsey yapmıs sayılmaz.
Çünki onların yapdıgı is, ânî, plânsızdı. Düsmanlıklarını
ortaya koyacak, askerî isler yapıyorlardı. Bunun
için, çok çabuk yoruldular. Fekat simdi, hükûmetimizin
degerli idârecileri, Islâmı çok ince bir plân ve uzun bir
sabrla içden yıkmak için çalısıyorlar. Askerî güc kullanmamız
da lâzımdır. Fekat bu is, son merhalede, ya’nî Islâmı
yiyip bitirdikden ve her tarafından balyozlayıp, bir
dahâ toparlanamaz, bizimle savasamaz hâle geldikden
sonra gelir).
Sekreter sözlerini söyle bitirdi: (Istanbuldaki büyüklerimiz,
çok akllı ve zekî imisler, ki bizim plânımızın
aynını uygulamıslar. Ne yapmıslar: Muhammedîlerin
arasına sokulup, onların çocukları için, medreseler
açmıslar. Kiliseler insâ etmisler. Onların arasında, içkiyi,
kumarı, fıskı, fesâdı [ve futbol kulüplerine parçalanmalarını]
çok güzel bir seklde yaymayı basarmıslar. Islâm
gençligini, dinleri hakkında sübheye düsürmege,
kendi hükûmetleri ile aralarına münâkasa ve muhâlefet
sokmaga, her tarafda fitneyi yaygınlasdırmaga,
âmirlerin, müdîrlerin, devlet adamlarının evlerini hıristiyan
kadınları ile doldurarak, ahlâklarını bozmaga çalısmıslardır.
Biz de, bu seklde hareket ederek, onların
kuvvetlerini kıracagız, dinleri ile olan irtibâtlarını sarsacagız,
ahlâklarını ifsâd edecegiz. Birlik ve berâberliklerini
yok edecegiz. Sonra, ânî bir harb baslatıp, Islâmın

köklerini kazıyacagız[1].)

[1] Ingilizler, islâmiyyeti imhâ etmek için hâzırladıkları, yirmibir maddeyi,
iki büyük, Hindistân ve Osmânlı islâm devletini yıkmak için tatbîk etdiler.
Hindistânda, (Vehhâbî), (Kâdıyânî), (Teblîg-ı cemâ’at), (Cemâ’at-i
islâmiyye) gibi bozuk islâm fırkaları meydâna getirdiler. Sonra ingiliz ordusu,
Hindistânı kolayca isgâl edip, koca islâm devletini yok etdi. Islâm
âlimlerini zindanlarda, ölüme terk etdi. Sultânı da habs edip, iki oglunu
parçaladılar. Asrlardan beri, muhâfaza edilen zî-kıymet esyâyı, nâdîde,
güzîde hazîneleri yagma ederek, gemilerle Londraya tasıdılar. Hind sultânlarından
Sâh-ı cihânın, 1041 [m. 1631] de, zevcesi Ercümend beygüm
hanımın Agradaki kabri üzerine yapdırdıgı (Tac-mahal) ismindeki türbenin
dıvarlarından çaldıkları elmâs, zümrüd, yâkut gibi kıymetli tasların
yerleri, simdi çamur ile sıvalıdır. Bu çamurlar, ingiliz vahsetini, dünyâya
i’lân ediyorlar. Çaldıgı bu servetleri, Islâmiyyeti yok etmek için kullanmakdadırlar.
Bir islâm sâirinin dedigi gibi, (Zâlimin zulmü varsa, mazlûmun
da ALLAHı var!) adâlet-i ilâhiyye tecellî ederek, ikinci cihân harbinde,
cezâlarını buldular. Almanların Ingiltereyi isgâlinden korkan, ingiliz
zenginleri, kilise mensûbları ve devlet, nezâret adamlarının çoluk çocukları,
onbinlerce islâm düsmanı, gemilerle Amerikaya kaçarlarken, almanların,
(Graf von spee) ve benzeri iki harb gemisinden bırakdıkları
miknatisli mayınlar, bu gemileri batırdı. Atlas okyânûsunda boguldular.
Harbden sonra, Newyorkdaki (Birlesmis milletler insan hakları) merkezinin
aldıgı karâr ile, bütün dünyâdaki müstemlekelerini terk etdiler.
Müstemlekeler nezâretinin, asrlarca sömürdügü geçim kaynaklarının çogunu
gayb etdiler. Britanya adasında mahsûr kaldılar. Gıdâ maddeleri ve
mühim ihtiyâc esyâsı vesîkaya baglandı. 1948 de, genelkurmay baskanı
Sâlih Omurtak pâsa, bir ziyâfetde , (Londrada, resmî müsâfir oldugum
hâlde, sofradan hep doymadan kalkardım. Avdetde, Italyada, bol makarna
yiyerek, doyabildim) dedigini isitdigim için yazıyorum. O sofrada
pâsanın tam karsısında oturuyordum. Bu sözü, hâlâ kulagımda çınlamakdadır.
Senâüllah-ı Dehlevî “rahmetullahi aleyh” (Mâide sûresi)nin seksenikinci
âyet-i kerîmesini tefsîr ederken buyuruyor ki, (Muhyissünne
Hüseyn Begavî, nasârânın hepsinin müsrik olmadıgını bildirdi. Çünki,
sirk, ülûhiyyet sıfatı isnâd ederek, ona hurmet etmege, ya’nî (ibâdet etmege)
denir. Müsrikler, yehûdîler gibi, müslimânlara siddetli düsmandır.
Müslimânları öldürürler, memleketlerini, mescidlerini tahrîb ederler.
Kur’ân-ı kerîmi yakarlar.) Imâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh”
üçüncü cild, üçüncü mektûbda buyuruyor ki, (ALLAHü teâlâdan baska
bir seye ibâdet edene, tapınana müsrik denir. Bir Peygamberin dînine
tâbi’ olmıyan kimse müsrikdir). Simdi, dünyâdaki hıristiyanların hepsi,
Muhammed aleyhisselâma inanmadıkları için, kâfirdirler. Bunların
çogu Îsâ tanrıdır veyâ üç tanrıdan biridir dedikleri için, müsrikdirler.
Îsâ, ALLAHın kulu ve Peygamberidir diyenleri, (Ehl-i kitâb)dır. Hepsi,
Islâmiyyete ve müslimânlara düsmanlık yapıyorlar. Hücûmlarını ingilizler
idâre etmekdedir.
Hıristiyânların simdi, onbir süâl uydurarak, bütün islâm memleketlerine
******ürdüklerini, 1412 h.=1992 m. senesinde haber aldık. Bengladesdeki
islâm âlimleri, bunlara cevâb yazarak, papazları rezîl etmislerdir. Istanbuldaki
(Hakîkat Kitâbevi)miz, (El-Ekâzîb-ül-cedîde-tül-Hıristiyâniyye)
ismindeki bu cevâbları, (Es-sırât-ul-müstakîm) kitâbı ile birlikde basdırıp,
bütün dünyâya göndermekdedir.



User's Signature


Mevla Bir Kulunu Seviyor ise Onun Neyi Yok ...
Mevla Bir Kulunu Sevmiyor ise Onun Neyi Var ! ...
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Reply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 üye:

Collapse

> Benzer Konular

  Başlık Cevaplar Konuyu Başlatan Okunma Son Aktivite
No New Posts Birinci Şamahı Zaferi
0 F a T i H 146 12th September 2009 - 20:39
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Yedinci Fasıl
0 F a T i H 357 5th September 2009 - 16:13
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Dördüncü Fasıl
4 F a T i H 794 1st September 2009 - 16:00
Gn: hudeybiye
No New Posts Birinci Kısım Beşinci Fasıl
0 F a T i H 242 1st September 2009 - 15:54
Gn: F a T i H
No New Posts Birinci Kısım Üçüncü Fasıl
0 F a T i H 255 25th July 2009 - 14:54
Gn: F a T i H


 


Basit Görünüm Tarih : 10th September 2010 - 04:18



.: Forumumuzun Akabe Vakfı ve Kuruluşları İle Hiç Bir Bağlantısı YOKTUR.